19 Mayıs 2022

Demirtaş'ın mektubu

Demirtaş'ın belirttiği gibi, Türkiye'nin kendini yeniden kurmaya ihtiyacı var. Öyleyse, "yeni"den korkan ve kaçanların bugünün siyasetinde oynayacağı rol ne olabilir?

Seçim yaklaşırken sinirler geriliyor. Daha da gerilecek. Sonunda o güne geldiğimizde (gelirsek) sinirlilik oranımız kaç desibele, metreye, litreye -neyse bunun ölçü birimi-çıkacak belli değil. Gerilim yüksek ve yükselecek çünkü Tayyip Erdoğan hayalindeki Türkiye'yi gerçekleştirmek üzere adım atmaya başladı. Onun hayalindeki Türkiye birçoğumuzun kabul edebileceği, içine sindirebileceği bir yer değil. Ama bu "birçoğumuzun" ne istediği, ne istemediği Tayyip Erdoğan'ı ilgilendirmiyor, çünkü o bu kesimi çoktan beri "düşman" kategorisine yerleştirmiş. Onların yapageldiği hukuku da -kendi söylediği gibi- saymıyor; dolayısıyla çiğnemekte sakınca görmüyor. Bütün bunlar yaklaşan seçimi seçimden öte anlamlarla donatıyor.

Bu ortamda Selahattin Demirtaş'tan bir mektup geldi. Bunun son derece önemli bir metin olduğunu düşünüyorum. Demirtaş'ta gelen bir metni önemsemek benim için yeni bir şey değil. Siyasetin ufkunda Selahattin Demirtaş figürü belirdiğinden beri böyle yapıyorum ve bu kişinin varlığının Türkiye için bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Ancak bu mektubun şu koşullarda ortaya çıkmış olmasının da kendi başına bir önemi var.

Demirtaş yaşadığımız günlerin kritik karakterine değiniyor ve bu zor koşullarda "ortak akıl" gereğini vurguluyor. "Ortak" kavramı metinde öne çıkan bir kavram, çünkü aklımızı ortaklaştırarak varmamız gereken hedefin de "Türkiye'nin aydınlık ve ortak geleceği" olduğunu söylüyor. Bu "aydınlık ve ortak" geleceğin herkesin "özgürce farklı" olabildiği bir ülke olması bazılarımız için hâlâ bir paradoks. Oysa paradoks filan değil, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu. Demokrasinin herkesin aynı şeyi düşündüğü fabrikasyon insanlar rejimi olmadığını anlamamakta ısrar edenler, Türkiye'nin de demokrasiye ulaşmasını engelleyenlerdir elbette. Demirtaş demokrasiden yana insanları ortak akıla davet ederken bu aklın üniforma giymiş bir akıl olmadığını ve bunun için verilecek mücadelenin de tek bir örgütlenme çatısı altında yürütülmesinin zorunlu olmadığını belirtiyor.

Demokrasi, Demirtaş'ın mektubunun bel kemiğini oluşturan kavram. Yaklaşan seçimi, demokrasiye ulaşmanın zorunlu ilk adımı olarak benimserken bunun bir "iktidar değişikliği"nden ibaret olmadığını, olmaması gerektiğini yeterince açık bir dille belirtiyor. Yani seçim yapılıp Erdoğan ve AKP'nin seçimi kaybetmesi, demokrasiyi kurmaya başlamanın "zorunlu ilk adımı", ama "ilk" adımı. "Geçmişin restorasyonu" değil, çünkü Erdoğan rejiminden farklı bir tonda olmakla birlikte, geçmişte içinde yaşadığımız rejim de tam bir demokrasi olmaktan bir hayli uzaklardaydı. Demirtaş bütün kurumlarıyla demokrasiyi kurmaktan söz ediyor ve bu amacın gereği gibi vurgulanmıyor olmasının seçim öncesinde muhalefetin göz dolduran bir heyecan yaratamıyor olmasının nedeni olabileceğini söylüyor. Bunlar da bence çok isabetli tespitler. 

Kürtler'in legal siyasi parti kurarak mücadeleye girmesi HEP ile başlamıştı. O tarihlerde böyle bir hareket kendini PKK sultasından kurtarmayı başaramamıştı (benim kanaatim). Ancak o zamandan bu zamana legal mücadele, mücadele biçimi olarak ön plana geçti. Selahattin Demirtaş legal mücadeleye geçmenin ve bunu yürüten örgütün özerkliğinin başlıca önderlerinden biridir.

Bu bakımdan Demirtaş'ın ve HDP'nin varlığı Türkiye için sevinilecek bir olgu. Ama hiç öyle olmadığını gözlemlemekteyim. İktidar Demirtaş'ı demir parmaklık gerisinde tutuyor ve HDP'yi kapatmanın stratejik bakımdan en "faydalı" olacağı zamanı kolluyor. Çünkü Demirtaş ve HDP "demokrasi" diyorlar. Çünkü Demirtaş ve HDP iktidarın ve Erdoğan'ın demokrasiye açılan yolun üstünde en büyük engel olduğunu görüyorlar. Erdoğan ise "Önce iktidar" diyor ve Kürtler'le çatışma içinde bulunmanın kendisine iktidar kazandıracağına inanıyor. Bu olgu, yani Tayyip Erdoğan'ın iktidarının devam ediyor olması, onun açısından, bütün bu sorunlardan daha önemli.

Selahattin Demirtaş "ortak akıl" der ve bunu gerçekleştirmenin önemini vurgularken, cumhuriyeti demokrasi temelinde yeniden inşa etmenin zorunluğunu dile getirirken, söyleminde açık bir sitem kulağımıza çalınmıyor, ama Türkiye'de siyasi gelişmeleri görünür yüzeyin biraz altında kalanları da fark ederek ve hesaba katarak izleyenler, muhalefet içinde yer alan belirli kesimlerin "HDP" dendiğinde ne tür tavırlar alabildiğini gözlemliyor. Bunlar, tabii, MHP canibinden gelecek provokatif propagandadan çekinenler. Gene Demirtaş'ın belirttiği gibi, Türkiye'nin kendini yeniden kurmaya ihtiyacı var. Öyleyse, "yeni"den korkan ve kaçanların bugünün siyasetinde oynayacağı rol ne olabilir?

Yazarın Diğer Yazıları

Salman Rüşdi...

İslam dünyası festival yasaklayanların, yazar bıçaklayanların, insanları yakarak öldürenlerin sözünün geçer olduğu bir alem olmamalı

"Test konusu açılınca"

Test, son analizde, edilgen bir zihin koşullanması yaratır: "Hangisi doğru?" "Hangi şıkkı seçersem doğru bilmiş olurum?" Kafanı buna göre çalıştıracaksın. Oysa etkin bir zihin eylemi gerekiyor. "Şöyle, çünkü şunlar, şunlar şöyle". Yani "şıklar" denen şeyleri de sen kendin üreteceksin

Abdülhamid ve İslamcılık

Abdülhamid muhtemelen Tayyip Erdoğan'ın "ideal Müslüman" kavramından anladığı tipolojiye uyan biri değildi. Operasını dinler, en seçmesinden konyağını içer, Sherlock Holmes hikâyesini okuturdu. Batı tarzı eğitim veren yığınla okul açmış, subaylığın "meritokratik" olması için uğraşmıştı. Yani "Kızıl Sultan/Ulu Hakan kalıpları içinde doğru düzgün bir Abdülhamid resmi oluşturmak kolay değildir