03 Temmuz 2022

"Kırkı çıkmak"

19. yüzyıla kadar kimse bu bezlerin ne işe yaradığını pek de anlayamamış ve böbreğin bir parçası olarak kabul edilmiş. 1855 yılında İngiliz hekim Thomas Addison bu bezin fonksiyonu hakkında ilk derli toplu yayını yapmış. Bugün de böbreküstü bezi yetersizliği Addison Hastalığı olarak biliniyor

 "Kırkı çıkmak" terimi ülkemizde çok kullanılır. Değişik anlamlara gelen bu terim daha çok yeni doğan bebekler için kullanılır. Yeni doğan bebeğin, nazar değebileceği inancıyla, kırk gün evden çıkartılmamasına özen gösterilir. Kırkıncı günden sonra aile ziyaretleri, kırkıncı gün banyosu da ritüeller arasındadır. Ölümlerden sonra da bir "kırkı çıkmak" kavramı vardır ama o bizim konumuzun dışında.

Kırkı çıkmanın bir de bilimsel tarafı var. Yeni doğmuş bebekle gelen şaşkınlık ve uyku düzensizliği evdekileri yorar. Bu durumda genç anneler büyüklerine umutla "Bu daha ne kadar böyle devam edecek?" diye sorduklarında cevap "Kırkı çıkınca düzelir, merak etme" olur.

Gerçekten düzelir mi? Tamamen düzelmez elbette ama yavaştan bir düzen oluşmaya başlar. Zira bu dönemde böbreküstü bezleri işi ele almaya başlar. Bulunduğu yer nedeni ile "böbreküstü bez" adını alan bu organ sağ ve solda olmak üzere böbreğin hemen üstünde yer alır ama fonksiyonu açısından böbrekle uzak, yakın hiçbir ilişkisi yoktur. Bu bez olağanüstü durumlarda ilk harekete geçen ve duruma el koymaya çalışan organımızdır.

Böbreküstü bezi çok sayıda hormon salgılar ama kortizol için ayrı bir paragraf açmak gerek. Vücutta yağ, protein ve karbonhidrat metabolizmasını düzenlediği gibi, stres anında yükselerek koruyucu görevini yerine getirir, inflamasyonu azaltıcı etkisi çok belirgindir. Kortizol aynı zamanda gece/gündüz düzenini sağlayan hormondur ve doğumdan altı hafta kadar sonra yeni doğan bebekte yeterli miktarda salgılanıyor. Bebek ancak o zaman gece ve gündüz kavramını anlamaya, anneye dinlenme fırsatı vermeye başlıyor. Görüldüğü gibi kırkı çıkmak kavramı boş yere oluşmamış.

Kortizol yanında kandaki elektrolit seviyelerini düzenleyen aldesteron ve kan basıncımızı ve nabzımızı zor anlarda fırlatan epinefrin ve norepinefrin de böbreküstü bezinin salgıladığı hormonlar arasında. Elbette bütün bu hormonların fazla veya az salgılanması vücutta sorun yaratıyor ve karşımıza değişik hastalıklar olarak çıkıyor.

Bu kadar önemli olmasına rağmen görüldüğü gibi komşusu olan böbrekten ayrı bir kişilik oluşturamamış. İngilizce ve bazı dillerde adı "adrenal" ve "suprarenal" olarak geçiyor ama o da böbreğin yanındaki veya üstündeki anlamına geliyor.

19. yüzyıla kadar kimse bu bezlerin ne işe yaradığını pek de anlayamamış ve böbreğin bir parçası olarak kabul edilmiş. 1855 yılında İngiliz hekim Thomas Addison bu bezin fonksiyonu hakkında ilk derli toplu yayını yapmış. Bugün de böbreküstü bezi yetersizliği Addison Hastalığı olarak biliniyor.

Edward C. Kendall, Philip Hench and Tadeusz Reichstein isimli araştırıcılar da 1950 yılında böbreküstü bezi yapısı ve hormonları üzerindeki çalışmaları ile Nobel ödülünü almışlar.

Siyasette de bir kırkı çıkmak terimi var mıdır acaba? Sahi ne zaman işler yoluna girecek ve rahat bir uyku çekebileceğiz?

Yazarın Diğer Yazıları

Yaygın ameliyat efsaneleri

Ameliyathaneler hastalar için hep gizemli ve korkutucu yerlerdir

Geleneksel tıp şaşırtmacaları

Vajinal sülük ve benzer tedaviler ile insanlara olmayacak vaatlerde bulunanlar da "nitelikli dolandırıcılık" kapsamında değerlendirilmelidir

Zor bir meslek neden daha da zorlaştırılır?

Hekimlerden çok şey isteyip hiçbir şey vermeyince hem mesleğe olan ilgi azalıyor, hem de yetişmiş ve yetişmekte olan hekimlerimiz yurt dışına kaçmak için sıraya giriyor