25 Şubat 2022

Ukrayna krizinde Montrö Sözleşmesi

Rusya, Ukrayna krizi sırasında Boğazlar'ın Rus savaş gemilerine kapatılmasını önlemek için iki argümana sığınabilir

Karadeniz'e kıyıdaş iki devlet, Rusya ve Ukrayna arasındaki silahlı çatışma, Akdeniz ile Karadeniz'i birleştiren Türk Boğazları'ndan geçişi düzenleyen Montrö Sözleşmesi'ni de etkileyebilir. Montrö Sözleşmesi Türkiye'nin güvenliği, Karadeniz'e kıyıdaş devletlerin güvenliği ve Karadeniz'e kıyıdaş olmayan devletlerin çıkarları gibi üçlü bir denge üzerinde kurulmuş bir Sözleşme. Bu denge 1936'dan bu yana bozulmadığı için Montrö Sözleşmesi günümüzde de yaşayan bir belge niteliğini taşıyor. Ancak bir savaş durumunda bu üçlü dengenin korunması güçleşiyor. 

Sözleşme'de Türkiye'nin özel bir rolü var. Kendi ülkesinin içinden geçen bir su yoluna ilişkin bu Sözleşme'nin yorumundan, uygulanmasından Türkiye sorumlu. Türkiye'nin bu sorumluluğu bir savaş durumunda çok daha nazik bir nitelik kazanıyor. Savaş durumunda Türkiye'nin Sözleşme'yi uygularken çok daha dikkatli davranması, üçlü dengeyi korumaya özen göstermesi önemli. Aksi takdirde Sözleşme'nin kendi çıkarlarına zarar verdiğini gören tarafın Sözleşme'den çekilmek istemesi ve Sözleşme'yi fesih yetkisini kullanması olanağı her zaman mevcut. Türkiye'nin Sözleşme'ye sadık kalması, dikkatli uygulaması onu baskılardan korumak bakımından da önemli.

Montrö Sözleşmesi'ni yürürlükteki B.M. Deniz Hukuku Sözleşmesi'ndeki, uluslararası boğazlardan geçiş rejiminden ayıran bir özellik de savaş durumunda geçişin barış zamanından farklı hükümlere tabi olması. Bu fark Türkiye'nin savaş zamanında sahip olduğu yetkiler bakımından kendini gösteriyor. Türkiye'nin sahip olduğu yetkiler, savaşan taraf olup olmadığına göre değişiyor.

Montrö Sözleşmesi'nin Ukrayna krizi bakımından önem taşıyan maddeleri 4 ve 19. Maddeler. 4. Maddeye göre, savaş zamanında Türkiye savaşan değilse, ticaret gemileri barış zamanında olduğu gibi geçiş özgürlüğüne sahipler.

19. maddeye göre, savaş zamanında Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri Sözleşme'de belirten koşullar altında geçiş özgürlüğüne sahip olacaklar. Bununla birlikte savaşan bir devletin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi Sözleşme'de yasaklanmıştır.

Bunun istisnası, Karadeniz'e kıyıdaş olan ya da olmayan savaşan devletlere ait olup da bağlama limanlarından (üslerinden) ayrılmış bulunan savaş gemilerinin bu limanlarına (üslerine) dönmeleri. Sözleşme buna izin vermekte. 

Bu hüküm şöyle bir durum yaratıyor: Savaşa taraf Karadeniz devleti, Boğazlardan savaş gemilerini geçiremeyecek. Ne Karadeniz'den Akdeniz'e, ne de Akdeniz'den Karadeniz'e. Bunun tek istisnası savaş gemilerinin bağlama limanlarına, üslerine dönmeleri. Buna karşılık, savaşan taraf olmayan ABD ya da NATO devletlerinin savaş gemileri Sözleşme'de yazılı koşullar altında Boğazlar'dan serbestçe geçecek, Karadeniz'e girebilecekler ve burada 21 gün kalabilecekler.

Ukrayna'nın Türkiye'den Boğazları Rus savaş gemilerine kapatmasını istemesi, bu 19. Maddeden kaynaklanıyor.

Türkiye'nin Montrö Konferansı'na sunduğu tasarıda Türkiye'nin savaşan olmadığı bir savaş durumunda savaşan tarafların savaş gemilerine geçiş yasağı öngörülmemekteydi. Bütün gemiler için geçiş serbestisi ilkesi geçerliydi. Getirilen tek sınırlama savaşanların, savaş gemilerine elkoymaya kalkışmamaları, düşmanca davranışta bulunmamalarıydı.

Konferansa Birleşik Krallık tarafından sunulan metin ise değişiktir. Savaş durumundan bütün savaş gemileri için geçiş serbestliği öngörüldükten sonra şöyle bir sınırlama getirmektedir. 

"Savaş durumunda Karadeniz'e kıyıdaş devletlerden hiçbiri savaşan durumunda değilse, savaşan devletlere bağlı bütün savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçişi yasaklanacaktır."

Buna SSCB temsilcisi Litvinov itiraz etmiştir. Litvinov'a göre, "Karadeniz'e kıyıdaş devletlerden biri savaşan durumuna girecek olursa, bu denizin kapanıp kapanmayacağını kararlaştırma hakkını, Türkiye'ye bırakmak… Türk hükümetine çok ağır bir sorumluluk yüklemek olmaktadır." Bu nedenle SSCB savaş durumunda Boğazlar'ın Karadeniz'de kıyısı olsun olmasın bütün savaşan ülkelere kapatılmasını önermiştir. Mevcut Sözleşme'nin 19. Maddesinin kaynağı Sovyet önerisidir.

Rusya, Ukrayna krizi sırasında Boğazlar'ın Rus savaş gemilerine kapatılmasını önlemek için iki argümana sığınabilir. 19. Maddedeki istisnayı kullanabilir. Rus savaş gemilerinin üslerine döneceklerini ileri sürebilir ya da ortada bir savaş durumu olmadığını, Dombas eyaletlerinin bağımsızlığını ilan ettiklerini, Rus silahlı kuvvetlerinin bağımsız bir devletin daveti üzerine bölgeye girdiğini, dolayısıyla 19. Maddenin uygulanamayacağını söyleyebilir.

Bu argümanları kabul edip etmemek ise Türkiye'nin kararına kalmıştır. Ancak Karadeniz'e kıyıdaş olmayan devletlerin gemileri, Sözleşme'de yazılı koşullar altında Boğazlar'dan Karadeniz'e serbestçe geçerken, Boğazlar'ın Rus savaş gemilerine kapatılmasının Türkiye'yi son derece güç durumda bırakacağı açıktır. O nedenle Türkiye'nin resmi açıklamalarında bir savaş durumundan söz etmemesi ve 19. Maddedeki gemilerin üslerine dönmelerine izin veren istisnanın uygulanmasına kapıyı açık tutması yerinde olacaktır.

Ukrayna krizi Montrö Sözleşmesi'nin öneminin bir kez daha altını çizerken Kanal İstanbul'un doğurabileceği sakıncaları da daha iyi görmemize vesile oldu. Kanal İstanbul açılmış olsaydı iki durumla karşılaşabilirdik: Türkiye Sözleşme'nin 19. Maddesini uygulayarak Boğazlar'ı Rus gemilerine kapatmak yoluna gitseydi, Rusya "Montrö Sözleşmesi, Kanal İstanbul bakımından geçerli değildir. O nedenle ben savaş gemilerimi kanaldan geçireceğim." diyebilirdi.

Öte yandan Montrö Sözleşmesi'ndeki "Boğazlar" sözcüğünün, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'nı içeren bir bütün olduğunu göz önünde tutan ABD ve başka Batılı devletler, "biz savaş gemilerimizi İstanbul Boğazı'ndan değil, Kanal İstanbul'dan geçirerek Karadeniz'e sokacağız. Bu Montrö'ye tabi bir geçiş değildir. O nedenle Montrö'deki sınırlamalar (15 bin ton, 21 gün Karadeniz'de kalmak gibi) bizim için geçerli değildir." deseydi, ne yapacaktık? Kanal İstanbul uluslararası seyrüsefere açık, serbest geçiş ilkesinin geçerli olduğu bir su yolu olacağından, Türkiye'nin kanal kapatmak gibi bir yetkisi de bulunmayacak. 

Ukrayna krizi, Avrupa ortasında uluslararası hukukun kaba kuvvet kullanarak çiğnendiği, Ukrayna'nın egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve bununla birlikte uluslararası hukuka saygının bütün dünyanın göz önünde ortadan kaldırıldığı kabul edilemez bir olay. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı bütün çıplaklığıyla tanımlayan ve gelecek için yanlış bir emsal oluşturan bir kriz. Ancak bu krizin, Montrö Sözleşmesi'nin uluslararası ilişkilerdeki yerini vurgulamak ve Montrö'yü zedeleyecek Kanal İstanbul gibi girişimlerin tehlikelerini göstermek gibi bir etkisi olmuşsa Türkiye bakımından bir yarar sağladığı söylenebilir.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni Anayasa (II): İlkeler

İçinde bulunduğumuz bu büyük karanlıktan ancak yeni bir güneşin doğmasıyla kurtulabiliriz. O nedenle yeni bir anayasanın “nasıl bir Türkiye, nasıl bir demokrasi?” sorularını yanıtlaması, bir yandan yeni bir demokrasiyi kurarken, öbür yandan yeni bir toplumsal sözleşme, yeni bir toplumsal uzlaşı sağlaması gerekir

Yeni anayasa (I)

Anayasanın demokratik olması yapım sürecinin demokratik olmasına bağlı. Bunun için halkın sürece katılması büyük önem taşıyor. Halkın benimsemediği bir anayasa uzun ömürlü olmayacağı gibi meşruiyeti de tartışmaya açık hale geliyor

Zorunlu din dersi ve Anayasa Mahkemesi kararı

AYM kararı olumlu bir adım olmakla birlikte, AİHM kararlarının gerisinde kalıyor