08 Mart 2022

8 Mart Kadınlar Günü'ne İstiklal Caddesi'nden bakış

Bu ülkeyi yıllardır yöneten sağcı iktidarlar kendi halkından korkagelmiştir. Solculardan korkar, hak arayan emekçiden korkar, hak arayan sağlıkçıdan korkar, evladı kaybedilen anneden korkar, onurlu bir yaşam sürmek isteyen eşcinselden korkar, öldürülmeye direnen kadından korkar. Korkar da korkar

Dünyanın ünlü caddeleri vardır. Kimi tarihiyle, kimi canlılığıyla, kimi yaşanmışlıklarıyla ünlüdür. Örneğin Barcelona'da Las Ramblas, Viyana'da Kärntner Strasse, Paris'te Avenue des Champs-Élysées, New York'ta Broadway, Londra'da Oxford Street, Berlin'de Kurfürstendamm Strasse bu caddelerden bazılarıdır. O şehirlere yolunuz düşerse zamanınızın bir bölümünü mutlaka o caddelerde geçirsiniz. Bir aşağı bir yukarı gider, bir kafede oturur, bir kitapçıya uğrayıp kitaplara göz gezdirir, bir mağazaya girer, ya da bir akşam yemeği yersiniz. 

Bu caddeler özel günlere ayrı hazırlanır. Mesela Noel öncesi hazırlıkları günler öncesinden başlar. Işıklar, süsler, caddede dolaşan mutlu insanlar görürsünüz. Kitlesel gösterilerin, protestoların da merkezinde yer alır bu caddeler. İnsanlar bayraklarını sallayarak , slogan atarak geçerler. Eğer tesadüfen o sırada o caddede bulunan bir turistseniz, sizin de içinizden caddeye kendinizi atıp protestolara katılmak geçer. 

Dünyanın tüm bu ünlü caddeleri içinde biri vardır ki diğerleriyle kıyas kabul etmez. İstiklal Caddesi. Eski adıyla Cadde-i Kebir, levantenler için Grand Rue de Pera. Dünyanın hiçbir caddesi İstiklal Caddesi gibi bütün canlılığıyla, hiç durmadan 24 saat yaşamaz. İki imparatorluğa payitaht olmuş, Şehr-i İstanbul'un payitahtı da İstiklal Caddesi'dir desek yanlış olmaz.

İstiklal Caddesi de özel günlere hazırlanır. Yalnız bu hazırlanış biraz değişiktir. Yılın bazı günleri, misal 1 Mayıs, misal Onur Yürüyüşü günü, misal Gezi'nin yıldönümü, misal bugün olduğu gibi Dünya Kadınlar Günü (özellikle emekçi kadınlar yazmadım, kadınların kahir ekseriyeti zaten emekçidir). Bu özel günlerin hazırlıkları bir süre önce başlar. Benim gibi Beyoğlu ilçesinde, İstiklal Caddesi'nin hemen yanı başında ikamet etmekteyseniz, bu hazırlıkları yakından izleme fırsatınız olur. Mesela bu yılki 8 Mart'ın hazırlıkları 5-6 Mart gibi başladı. Bazı saf okuyucularım caddenin süslenip püslendiğini, ışıklandırıldığını düşünebilir. Güzel bir hayal, belki bir gün öyle olur da, "Çok şükür, çok şükür bugünü de gördük" deriz.

Yok, bu hazırlıklar, defaetle yakından gözlemiş biri olarak belirteyim, şöyle cereyan eder. Önce Cadde'nin bir başındaki Gezi Parkı civarında ve sonundaki Şah Kulu Bostan Sokak'ta polis kesafetinde bir artış dikkati çeker. Otobüslerle getirilen polisler geceyi de orada geçirmeye başlarlar. Orada oturuyor da, mesela akşam köpeğinizi dolaştırmaya çıkarmışsanız, motorları çalışan ve pis bir egzos gazını mütemadiyen caddeye pompalayan bir dizi otobüs dikkatinizi çeker. Aklınıza Gezi günleri gelir ve "Yahu biber gazından iyidir" diye geçirirsiniz içinizden. Derim ki bu konuda çok iyimser olmayın, bunun yarını, öbür günü de var. Nitekim civardaki robocop giysili polislerin tüfeklerine baktığınızda biber gazı kapsülleriyle mücehhez olduklarını fark edersiniz. Motor çalışması meselesine gelince, otobüslerin içine doluşan genç erkek ve kadın polisler üşümesin diye kaloriferlerin çalıştığını anlarsınız. 

İnsan tabiatına aşinaysanız, yüzlerden, gözlerden insanlar hakkında fikir sahibi olunacağına inananlardansanız, bu genç polislerin bir çoğunun içlerinden "Ne işimiz var burada" diye geçirdiklerini hissedersiniz. Öğretmen olarak ataması yapılamayıp polis olan epey bir kalabalık vardır içlerinde. İçiniz bir süre yumuşayıp şefkatle bakmanız bile mümkündür yurdum polisine, sonuçta onlar da çoğunlukla yoksul aile çocuklarıdır. Tabii ki bu şefkatli bakış, bu genç polisler sille tokat size giriştiklerinde değişecektir ister istemez. 

Caddenin ortasında, ötesinde berisinde, birkaç Akrep ve TOMA'nın mevzilendiğini, giderek artan sayıda barikat panellerinin kamyonlardan indirilip İstiklal Caddesi'ne çıkan sokak başlarına istiflendiğini de, o özel günün bir gün öncesinde fark edersiniz. Gezi Parkı olsun, Taksim Meydanı olsun, öbür tarafta Beyoğlu Belediyesinin önündeki meydancık olsun bariyerlerle kapatılır. Çoğu sivil - 'undercover' - polislerce işletilen, kestaneci, simitçi gibi seyyar işletmelerin etrafında yelekli ya da yeleksiz sivil polisler birikip sohbeti koyulaştırırlar. Giriş çıkışlar kontrol altına alınmaya başlar, olay yeri şeritleri çekilir ve misal akşamüstü evinize dönmeniz engellenebilir. "Ama memur bey evim şurada" dersiniz, "orası yasak, şurdan git" yanıtı gelir. "Şurası da kapalı ordan da bırakmıyorlar" diye bir tartışma, İstiklal Caddesi'nin civarında oturanların kanıksadığı dialoglardandır. 

Özel günün bir gün öncesi akşam saatlerinde, bir hareketlilik yaşanır. Siyah çakarlı arabalar peydah olur. Ellerinde telsizlerle sert ifadeli, ciddi adamlar ortaya çıkar. Bir kısmının üniformalarında birden fazla yıldız vardır, bir kısmı ise daha sert, daha ciddi ve üniformasızdır. Etrafa bakınıp emirler yağdırılar. Sanki çok mühim bir durum vardır, şehir terör saldırısı tehdidi altındadır. Her an, her şey olabilecektir, sokaklarda dolaşan çok tehlikeli tipler söz konusudur.

Ertesi gün gelir ve tüm tedbirler şahikasına ulaşır. Artık iş ciddidir. Misal bugün. İstiklal Caddesi'nde kadınların yürümesi söz konusudur. Tehlikeli tiplerdir tabii kadınlar. Mazallah karışıklık çıkarır, düzeni bozar, iktidarı devirirler. Ülkede neredeyse her gün bir kadının öldürülmesini, tacizi, kadına şiddeti, tecavüz olaylarındaki artışı, kadınlara haklar tanıyan İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasını protesto etmek gibi bir anayasal hakları varken ve emniyetin, polisin, mülki idare amirlerinin, İçişleri Bakanlığının vazifesi, bu protestoyu yapacak insanları korumak iken, İstiklal Caddesi'nde coplar bilenir, tüfeklere gaz kapsülleri sürülür, plastik kelepçeler ve gözaltı otobüsleri hazır tutulur. 

Bu ülkeyi yıllardır yöneten sağcı iktidarlar kendi halkından korkagelmiştir. Solculardan korkar, hak arayan emekçiden korkar, hak arayan sağlıkçıdan korkar, evladı kaybedilen anneden korkar, onurlu bir yaşam sürmek isteyen eşcinselden korkar, öldürülmeye direnen kadından korkar. Korkar da korkar. Çok korkar. Onlar bir araya gelip iki adım atmasın diye yukarda anlattığım hazırlıkları özenle, titizlikle planlayıp hayata geçirirler. Hatta diyebilirim ki tüm polis teşkilatının en planlı, en iddialı ve kuşkusuz en başarılı girişimi, İstiklal Caddesi'ni, Taksim Meydanı'nı, Gezi Parkı'nı halka kapatma faaliyetidir. 

Ama kadınlar, anneler, emekçiler, eşcinseller, hak arayan insanlar, dayak yiyeceğini, biber gazına maruz kalacağını, ters kelepçeye vurulup Vatan Caddesi'ne götürüleceğini bilse de tüm bu tedbirlere rağmen yine de her sene İstiklal Caddesi'ne çıkmaya çalışır. Çünkü bu bir mücadeledir. İktidar sahipleri bu uğurda çok kan dökmüştür. İstiklal Caddesi, Taksim Meydanı semboldür. Bizimdir, halkındır ve "Korkunun da ecele faydası yoktur"...



Dipnot: "Korkunun ecele faydası yoktur" cümlesi bir atasözüdür. İfade edilmek istenen İstiklal Caddesi'ni halkın hak arayış mücadelesine kapamakla iktidar sahiplerinin eline bir şey geçmeyeceği, eninde sonunda özgürlük mücadelesinin, hak arayışlarını bastırmak, frenlemek isteyen anlayışa galebe çalacağıdır. 

Dipnotun dipnotu: Dipnot, ilkokul eğitimi yeterli olmayan, atasözlerinin, deyimlerin altında başka başka anlamlar arayanlar için yazılmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları

Yasemin kokardı tren istasyonları

Ağustos ayının dolunay öyküsü. Büyük tren istasyonlarında dolaşan hikâyelerden biri. Trenimizin kalkmasına daha vakit vardı, soğuk kahve ve sandviç almıştık. Kasada para üstü verenin Yasemin olduğunu bilmiyordum, tabii az sonra olacakları da...

Malva Marina Trinidad Reyes'in trajik öyküsü

Hayatı boyunca yoksulların, acı çekenlerin yanında olmuş Neruda'nın kendi hayatındaki insanlara dair verdiği zalim kararlar yok sayılabilir mi?

Arda'nın hikâyesi

Bu ayın Dolunay öyküsü. Bir mümkün geçmişten bir mümkün geleceğe...