09 Mayıs 2022

En pahalı 'manda edebiyatı'

5 buçuk ay önce ‘Enflasyonu patlatırsınız' uyarısı yapan iktisatçıları ‘mandacı’ diye etiketleyen Ankara siyasetinin, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısına düşen halka manda yoğurdu tavsiye etmesinden daha büyük bir kara mizah olabilir mi?

Bugünkü iktidara 20 yıl önce mührü getiren erken seçim, 2001 krizi ile ihtiyaç halini almıştı. Bu krizin de enflasyon zirvesi, Şubat 2002’de yüzde 73.1 olmuştu.

İktidara kapıyı açan Kasım 2002’de seçimine gidildiğinde son 12 aylık enflasyon yüzde 31.8’di.
Geçtiğimiz perşembe günü, nisan ayına ait enflasyon verileri TÜİK tarafından açıklandı. Aylık fiyat artışları yüzde 7.25, yıllık ise yüzde 69.97 olmuştu. Bu enflasyon oranı, Şubat 2002’den bu yana en yüksek oran.

Ankara’yı yönetenler, deyim yerindeyse “aldıkları yerin” iki katından fazla bir enflasyona getirdi.
Öyle ki; enflasyonun hızına, bunu yaratanlar bile yetişemiyor. Daha bayram öncesi Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon tahmini yüzde 42.8 olarak açıklanmıştı. Bu açıklanan enflasyonla, geriye kalan 8 ayda her ay yüzde 1’lik enflasyon gelirse bu tahmin tutabilecek. Hiç de mümkün değil. “Mayıs’tan sonra rahatlama” diye sunulan bir parmak bal ise hiç.

Gelelim yüzde 70’lik enflasyona karşı, siyasetin bakış açısına.

"Tüm dünyada enflasyon…"

Çeyrek yüzyıllık rekor enflasyonda sorumluluğu çöpe atılıp “cambaza bak” siyaseti hemen yerini aldı; Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati “tüm dünyada…” diye başlayarak topu taca atan konuşmasında ABD’de, Almanya’da ve Fransa’daki “son 40 yılın en yüksek enflasyonuna” bakarak topluma, bu yaşanan yüzde 70’lik enflasyona rıza göstermesini telkin ediyor.

Bakan Nebati’nin bahsettiği, Almanya ve Fransa’da 40 yılın rekor enflasyonuna tanık olunduğu doğru. Peki 40 yılın rekor enflasyonu yüzde kaçmış? Almanya’da yüzde 7.3, Fransa’da yüzde 4.5

En son bu ülkeler ne zaman bu denli yüksek enflasyon görmüşlerdi? Almanya Kasım 1981’de Fransa da Aralık 1982’de.

İzlediği ekonomi politikası ile bir aylık yüzde 7.25’lik enflasyon yaratan Bakan Nebati, Almanya’nın yıllık yüzde 7.3’lük enflasyonunun 40 yıllık rekor olduğunu bakarak teselli olacağımızı sanıyor.

Bakanın bu pişkinliğine karşılık; Eylül 2021’de başlatılan faiz indirimiyle tetiklenen kur ve enflasyon patlamasıyla, geliri TL olan milyonlarca vatandaşın, tasarrufunu TL olarak tutan milyonlarca tasarrufçunun gelirinin nasıl erozyona uğratıldığına, telafisinin olmadığına verecek yanıtı yok. Bunun aynı pişkinlikle yanıtlanması çok daha büyük tepki doğurur.

Son bir yılda, tasarruf edilen TL fon, ortalama mevduat faizi kadar (birikimli brüt yüzde 19.9) artabilirken, fiyatlar genel seviyesi yüzde 70 artmış durumda. Arada tam 50 puanlık bir fark oluştu.

Böylece son 1 yılda TL’de duran herhangi bir fonun, gelirin ya da tasarrufun satın alma gücü reel olarak tam yüzde 30 azalmış durumda. Bir yıl önce 100 birim ürün alabilirken, bu yıkıcı enflasyonla 70 birime düştü.

Daha vahimi, bu süreci yaratanlar, bunun devamını seyrediyorlar. Böylece alt gelir gruplarında korkunç bir yoksullaşma ile orta sınıfta çökme devam ediyor.

Ankara yönetimi, tam gaz yüzde 60-70 eğiliminde devam eden son üç aylık çekirdek enflasyon eğilimi ile üretici fiyatlarında ve ara malı fiyat eğilimlerine bakmış olsa mayıs ayından sonra iyileşme umutlarının nasıl da içinin boş olduğunu görebilir.

Enflasyonda en önemli faktörlerden biri olan döviz kurunun, Kur Korumalı Mevduat ve diğer kısıtlayıcı tedbirlerle durdurulduğunu, kur oynaklığının bununla kontrol altına alındığı savı doğru değil. Ama ‘vatandaş nereden bilsin?’ öyle değil mi?

Kurun istikrarı, sürekli ekran karşısında oturtulan ‘Nöbetçi dealer’lar eliyle, toplama dövizlerin oluk oluk ‘arka kapıdan’ satılmasıyla sağlanabiliyor. ‘Değirmenin suyu’ kesildiğinde, nakit döviz kalmadığında Ankara’nın sermaye hesabını kapatmaktan başka çaresi kalmayacak.

Ekonomide bir politika varsa o da ekonominin gereklerine göre ülkenin değil, siyasi iktidarın bekasını, günü kurtarmasını önceleyen bir politika. Yoksa resmi ölçümlerle yüzde 70’lik yakıcı bir enflasyonu sağduyulu hiçbir iktidar oturup seyretmezdi.

Mandacı iktisatçılar

Bundan yaklaşık beş buçuk ay önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada ekonomide uygulamaya soktukları yeni anlayışın altını kalınca çizip, faiz indirmenin sonuçlarının iyi olmayacağını savunanları “mandacı iktisatçılar” olarak damgalamış, şunları söylemişti;

"Türkiye'nin yaklaşık 200 yıldır başlattığı her kalkınma hamlesinin önünün darbeyle, vesayetle, krizle kesilerek IMF, Dünya Bankası ve mandacı iktisatçılarımız tarafından aksi istikametle yönlendirilmeye çalışıldığı gerçek işte budur. Biz geçmişte uzunca bir süre denenmiş ama bir türlü sonuç alınamamış yüksek faiz döngüsü yerine yatırım, üretim, istihdam, ihracat, büyüme odaklı ekonomi politikamızla ülkemiz ve milletimiz için en doğru olanı yapmakta kararlıyız. Politika faizinin düşük tutulmasını, bunun için memnuniyetle karşılıyoruz."

Erdoğan, faiz indirimleriyle yatırımı, üretimi ve ihracatı teşvik ettiklerini, büyümeyi önemsediklerini vurgulayıp devamla;

"Felaket tellallarının gürültülerini bunun için dikkate almıyoruz. Mandacı iktisatçıların reçetelerine bunun için itibar etmiyoruz" diyordu.

Erdoğan, konuşmasını şöyle bağlıyordu; "önümüzdeki aylardan itibaren bu politikanın insanlarımızın günlük hayatlarındaki olumlu yansımalarını görmeye başlayacağız."

22 Kasım 2021 günü yapılan bu konuşmadan bu yana tam 5 buçuk ay geçti. Yani bir yılın yarısı kadar “önümüzdeki aylar” geçti. Vatandaşın günlük hayatına yansıyan, son 24 yılın ‘geçim sıkıntılarının anası’ oldu.

Cumhurbaşkanı bu konuşmayı yaptığında TÜİK tarafından açıklanan Ekim ayına ait yıllık enflasyon yüzde 17 idi. “Önümüzdeki aylar” dediği aralık, ocak ve şubatta enflasyon patlaması yaşandı. Sırasıyla, yüzde 13.5, yüzde 11.1 ve yüzde 4.81’lik fiyat artışları kayda girdi.

Şubat ayı sonunda Ukrayna işgali ile dünyada emtia, enerji ve gıda fiyat artışları yaşandı. Ankara hemen buna sarıldı; bilindik retorik, karbon kopya tüm iktidar partisi kurmayları ile kabine üyelerinin konuşma metinlerine yapıştırıldı; “tüm dünyada enflasyon…”

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin fiyatlara yansıdığı ay olan mart ayında Türkiye’de aylık enflasyon yüzde 5.46 olurken, OECD ülkelerinde ortalama yüzde 1.5 olmuştu. Gıda da enerjide de çok açık bir fark vardı. Tüm dünyada enflasyonda yükseliş vardı da Türkiye’deki enflasyonu bu kılığa sokup yutturulacak kadar değildi.

Sayılar yalan söylemez

Gıda ve enerji hariç tüketici enflasyonu, yani çekirdek enflasyon bariz ortada idi; Türkiye’nin çekirdek enflasyonu OECD ortalamasının 6 katı idi. Ukrayna krizi ile patlayan gıda ve enerji fiyatları harici olduğu için, öyle “tüm dünyada…” diye yutturulabilecek bir enflasyon değil.

Eylülde enflasyonda artış eğilimi belirdiğinde ‘kör gözüm parmağına’ faiz indirimlerine başlandığında ‘Yapmayın enflasyonu çok büyük patlatacaksınız’ diyen analist, iktisatçı, yazar-çizere ‘mandacı iktisatçılar’ etiketini yapıştıran iktidar sonuçta, Ekim-Nisan dönemini içeren 6 ayda 58.4 puanlık bir enflasyon yarattı.

Kasımda o konuşma yapıldığında yüzde 28’lik bir yıllık artışa sahip olan gıda fiyatları, Nisan 2022’de yüzde 90.8’e patladı.

‘Enflasyonu patlatırsınız’ diyen iktisatçıları ‘mandacı’ diye etiketleyen Ankara siyasetinin, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısına düşen halka manda yoğurdu tavsiye etmesinden daha büyük bir kara mizah olabilir mi?

Ankara’da hâlâ kimse tek adam rejiminin bu yanlışının hane halkını nasıl yakıp kavurduğunu bilmiyormuş gibi bu politikanın terk edilmesi gerektiğini söyleyemiyor. Teklif dahi edemiyor.

4 bin 253 TL’lik asgari ücretle yıla başlayan bir çalışan, yılbaşındaki asgari ücretle aynı mal ve hizmeti satın alabilmek için 1 Mayıs sabahı 5 bin 602 TL’ye ihtiyaç duyuyor. Bu, gıdada 6 bin 108 TL ediyor.
Bu tablonun en vahim tarafı ise enflasyonun zamana bırakılarak düşeceği sanısı. Öyle olmadığını görmek için fazla da beklenmeyecek.

Korkunç bir yoksullaşma döngüsü ile toplumun temeli sarsılıyor.

Uyarıları “mandacılar” diyerek püskürtmeyi seçen Ankara siyaseti, döviz rezervlerini eritip enflasyonu patlattıktan sonra siyasi bekasında ‘uzatmaları’ oynayabilmek için ‘üç dirhem’ swap bulabilmek, potansiyel ekonomik destek uğruna egemenlik alanındaki kanlı cinayetin dosyasını faile teslim ediyordu.

Yazarın Diğer Yazıları

Rus ruleti

Yaptırım ve kısıtlamalar içindeki Rusya, kendi ekonomisine Türkiye üzerinden yeni bir soluk borusu açmaya mı çalışıyor?

Zurnanın ‘zırt’ dediği gün

İSO’daki toplantı salonunun tam ortasında bir ‘ceset’ vardı; ama kimse bundan açıkça bahsetmedi, yokmuş gibi davrandı

Para politikası mı 'kör gözüm parmağına' mı?

Sorunları ileride ortaya çıkacak daha büyük girdaplı araçlarla ötelemeye çalışan ekonomi yönetiminin, kendi girdabını yaratıp bunu da beğenmemiş olması 'kara mizah' sayılır