03 Haziran 2022

Enflasyonla mücadele kimin görevi?

Arjantin ve Yunanistan örnekleri, nasıl büyük ve temizlenmesi çok zor bir yıkım getirdiğini bizlere gösterdi

İstanbul Ticaret Odası'nın mayıs ayı için ölçtüğü İstanbul Geçinme Endeksi'nde fiyat artışının yüzde 5.84 olarak açıklandığı günün ertesinde, ENAG Grup'un ölçtüğü Mayıs ayı fiyat artışı yüzde 5.46 olarak açıklandı.

Sıra TÜİK'in verilerine geldiğinde TÜFE artışı yüzde 2.98 olarak yayımlandı.

TÜİK'in yıllık enflasyonu yüzde 73.5, İTO'nun İstanbul Geçinme Endeksi yüzde 87.3, ENAG ise yüzde 160.7 oranında.

TÜİK diğer ölçümlerin yarısı kadar bir aylık fiyat artışı açıklarken, ekonomistlerin, analistlerin ölçüm yaptığı, eğilim ölçtüğü, tutarlılık analizi yaptığı ‘ana maden' olan 409 adet mal ve hizmet verisini de açıklamayı durdurdu.

409 kalem yerine alt endekslere ilave olarak 143 kalem eklenmişti. Dolaysıyla ölçüm denetlemesi ve tutarlılık için dış gözlemcilerin alanı daraltılmış oluyordu. Örneğin daha önce madde sepetinde süt, sütlü tatlı, yoğurt, 4 çeşit peynir, yumurta ayrı ayrı yer alırken, bu 8 ayrı kalem tek kaleme indirgenerek açıklanmıştı. 24 ayrı meyve çeşidi tek tek kalem kalem Türkiye ortalama fiyatı açıklanırken, şimdi tek kalemde "meyveler" olarak ortalamanın ortalaması olarak açıklanacak. Bir o kadar tekleştirme sebzelerde de var. Artık patates, soğan fiyatı tek tek yayımlanmayacak. Neyin fiyatı arttı, neyin fiyatı düştü bilemeyeceğiz.

Öyle bir durum ki Ankara'daki siyaset erbabına şapka çıkarmaktan kendimi alamıyorum; bazı şeyleri göstere göstere yapıyorlar ve biraz şüpheniz varsa buna da alan bırakmıyorlar.

Başkanlık rejimine geçtikten bu yana 4'üncü başkanı atanan, üst kadroları değişen kuruma olan güven günden güne azalırken, belli bir çerçevede fiyat ölçümü yapan ve TÜİK'ten daha yüksek açıklayan ENAG Grup'a davalar açılıp yıldırma politikası izleniyordu. Son 1 ayda TÜİK'in Fiyat İstatistikleri Daire Başkanını ki çekirdekten TÜİK'li biri olduğu görülüyor, ‘sağlık nedenleriyle görevden ayrılmasını' sağlayan bir kurum haline gelen TÜİK, fiyatlarla ilgili kamuoyunun şüphelerini gidermek yerine, tersine şeffaflığı daha da azalttı.

Biraz basiretli bir bürokrasi ya da siyasi yönetim, bu kadar şüphe ve güvensizlik varsa verileri örtülemenin bu tabloyu daha da kangren haline dönüştüreceğini, toplumda spotların kendisine döneceğini bilebilecek durumda olurdu. Ancak ortak akıl gitti, siyasi direktif geldi.

TÜİK 26 Mayıs günü yaptığı açıklamada, "Eurostat'ın TÜFE verileri konusundaki dağıtım politikası ve şeffaflık kriterleri de değerlendirilerek, ilerleyen süreçte TÜFE kapsamında yayımlanmakta olan ve Eurostat tarafından talep edilmeyen tabloların kaldırılarak, aynı şekilde talep edilen yeni tabloların da eklenmesine karar verilmiştir" demişti.

TÜİK Eurostat'a sığınırken, "Eurostat tarafından talep edilmeyen" verileri ilaveten kendi kamuoyu için yayımlamakta neden bir sorun görmüş? AB içindeki diğer ülkelerdeki istatistik ofisleri bu ‘talep edilmeyen' verileri yayımlarken TÜİK neden bu kadar ‘uyumlu' olmuş?

Eurostat düzeninde yayımlamaya geçilmesinde sorun yok; ama verileri eskisi gibi ilaveten yayımlamanın ne sakıncası varmış?

Sorunları görmezseniz sorun olmaz

Evet Ankara bu kafada; inkâr, yansıtma, dışsallaştırma.

Pandemi sürecinde ölüm verilerini örtüleyen, yayımını durduran bir kurumsal yapıdan bahsediyoruz. Vaka sayılarında da biraz standart sapma hesabı yapan biri verilerin rötuşlu olduğunu düşünebilirdi.

Uydurma bir inanışla faiz indirim, döviz kurunda patlama ve enflasyonda patlama yaratıp, kendi yarattığı geçim cehenneminde vatandaşa "dünyanın diğer ülkelerinde de var" diye rıza üretmeye çalışan, ‘mızrak çuvala sığmayınca' da yan yollara sapan bir tablo.

Bu tablo ister istemez "TÜİK'e enflasyonla mücadele görevi" mi verildi diye düşündürmüyor değil. Kadroları değiştirip verileri örtülemenin getireceği sonuç bu.

Ancak böyle bir ‘görevlendirme' varsa bu çok büyük bir toplumsal suç olur. Tüm ücretli çalışanlara, emeklilere; yoksul kesimlere karşı işlenen.

Arjantin ve Yunanistan örnekleri, nasıl büyük ve temizlenmesi çok zor bir yıkım getirdiğini bizlere gösterdi.

Hiç "olmaz" diyebiliyor muyuz? Hayır. Ülkeyi yönetenlerin, beğenmediği ya da öfkelendiği birilerini, siyasi karşıtlarını siyasi direktifle hapse tıktırdığı bir ülkede raftaki hukuk ve yasalara bakarak ‘olmaz' diyemiyorsak…

Ekonomiyi yönettiğini düşünen ve içi boş bir özgüven sergileyen Bakan Nebati ise tam da bunun üzerine hemen açıklama yapıyor: "Enflasyon düşüş eğilimine girmiştir" diyor. Sahi nasıl? Hangi veriye bakarak kamuoyu ikna olacak? Göremezlerse inanırlar mı demek?

Türkiye'de 20.8 milyon kişi ücretli ya da yevmiyeli olarak çalışıyor, 13.6 milyon kişi emekli. Bu kişilerin ücretleri de resmi enflasyona yani TÜİK'in açıkladığı enflasyon verilerine bağlı olarak düzenleniyor, arttırılıyor. Kira kontratları, ticari sözleşme değer-bedel gözden geçirmeleri olmak üzere çok büyük ölçekte bu verilere dayalı.

Buna gölge düşürmek, eksik hesaplamak, manipülatif oynamalar yapmak çok büyük bir toplumsal suç olduğu gibi derin bir yoksullaştırma yaratır; yapmayın.

Uğur Gürses kimdir?

Uğur Gürses, 1985 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat Bölümü'nden mezun oldu.

Çalışma hayatına 1986 yılında T.C. Merkez Bankası'nda başlayan Gürses; döviz kuru politikası, döviz rezerv yönetimi ve açık piyasa işlemleri alanlarında çalıştı. 

1994-2000 yılları arasında özel ticari bankalarda yöneticilik yaptı. 2001 krizi öncesinde bankacılığı bırakarak TV kanallarında ekonomi yorumculuğu yapmaya başladı.

1999 yılında Yeni Yüzyıl gazetesinde başladığı günlük ekonomi ve finans yazılarına, daha sonra Yeni Binyıl gazetesinde devam etti. 2001-2014 yıllarında Radikal gazetesinde, 2014-2018 arasında da Hürriyet gazetesinde yazdı.

2018'den sonra kişisel blogunda (www.ugurses.net) ekonomik gelişmeleri yorumlayan Uğur Gürses, Aralık 2021’den itibaren T24’te yazmaya başladı.

Yazarın Diğer Yazıları

Rus ruleti

Yaptırım ve kısıtlamalar içindeki Rusya, kendi ekonomisine Türkiye üzerinden yeni bir soluk borusu açmaya mı çalışıyor?

Zurnanın ‘zırt’ dediği gün

İSO’daki toplantı salonunun tam ortasında bir ‘ceset’ vardı; ama kimse bundan açıkça bahsetmedi, yokmuş gibi davrandı

Para politikası mı 'kör gözüm parmağına' mı?

Sorunları ileride ortaya çıkacak daha büyük girdaplı araçlarla ötelemeye çalışan ekonomi yönetiminin, kendi girdabını yaratıp bunu da beğenmemiş olması 'kara mizah' sayılır