24 Haziran 2022

Şirketler kârda, haneler çöküşte

Sadece iki veri, kim kazandı kim kaybetti sorusunun yanıtı olduğu gibi, Türkiye'deki hanelerin her ölçekte yoksullaştığının da tescili niteliğini taşıyor

Ekonomi politikasının 'dümen suyunu' çeşitli verilerden görmek mümkün. Özellikle son 9 aylık dönemde; uygulayanın tanımıyla 'ezber bozan' politikanın sonuçları, maruz kalanların açısıyla 'yıkıcı' biçimde çok açık ortada.

Faizi düşürüp, kuru ve enflasyonu patlatan, bu haliyle de faizin enflasyonun 5'te birinde tutulduğu ülkede, devlet bütçesi de ilk 5 ayında çatladı. Sebebi ise bizatihi uygulanan ekonomi politikası. Üç haneye dayanan enflasyon yanında; küresel emtia ve enerji fiyat şoklarından daha az etkilenebilecekken, ödenen fatura kur patlaması yüzünden yüzde 70-80 daha fazla oldu. Şimdi bu döngü içinde kamu kesimi çalışan ve emeklilere de patlayan enflasyon oranında ücret artışı yapmak zorunda. Bütçe faaliyetlerinin gereği mal ve hizmet alımları, transferler de aynı oranda arttırılmak zorunda. 

Hane halkı, enflasyonla ödediği yıkıcı ekonomi politikasının bedelini bir de vergilerle yeniden ödeyecek. 

Bütçe harcamaları için yılın başında belirlenen ödenekler ek bütçe ile yüzde 50 oranında arttırıldı; 880 milyar TL. Gelirler de yüzde 70 oranında; 1 trilyon 83 milyar TL.

Hedeflenen bütçe gelir artışının yüzde 30'u KDV ve ÖTV gelir artışı ile öngörülmüş. Yani harcamalarımızdan. Bunun enflasyonla şişen fiyatlar üzerinden alınan vergilerin de artışı biçiminde mi yoksa vergi oranlarında ilave artışlarla mı olacağını zaman içinde göreceğiz. Şurası kesin, ABD'de bile akaryakıtta vergileri askıya alma girişimi başlatılmışken, Türkiye'de vergilerden vazgeçme söz konusu değil.

Benim en çok dikkatimi çeken ise ilave kurumlar vergisi tahsilatı öngörüsünün, ek bütçe gelir hedefi içinde yüzde 30'a yakın olması.

Bu tahsilatın ilk parçasının mayıs ayında 148 milyar TL olduğuna tanık olmuştuk. Devasa bir kurumlar vergisi geçici tahsilatı gerçekleşmişti.

Geçen yıl mayıs ayında yaklaşık 25 milyar, tüm yıl içinde de 103 milyar TL olan kurumlar vergisi geçici tahsilatı, 2022 mayıs ayında tek başına 148 milyar TL oluyordu.

Böylece yıl için 172 milyar TL öngörülen kurumlar vergisi (KV), ilk 5 ayda 259 milyarlık tahsilatla bütçe hedefinin üzerine çıkıyor, ek bütçe ile kurumlar vergisi tahsilatının 315 milyar TL ilaveyle tüm yıl için 487 milyar TL'ye çıkması öngörülüyor.

Enflasyonla şişen fiyatlarla nominal kazancın da yüksek görünmesi normal görünebilir. Enflasyon muhasebesi uygulansaydı bu kadar yüksek olmayabilirdi. Ancak bu tablo, özel kesimde şirket kârlarının devasa biçimde patladığının da işareti.

BDDK verilerine bakılırsa bankaların ilk dört ayda elde ettiği kâr 98.1 milyar TL'ye ulaşırken, geçen yıl aynı dönemde kâr rakamı 20.7 milyar TL idi.

Şirketler de bankalar da neden kar etmesin ki? Enflasyon patlarken, bankalar yüzde 14'le Merkez Bankası'ndan, şirketler yüzde 20-25 arası faizlerle bankalardan borç aldılar. Enflasyona paralel fiyatlamalarla mal ve hizmet satıp, dövize endeksli emtia ve hammadde stoklarını güçlendirdiler.

Şirketler kâr patlamasında, bankalar kâr patlamasında; ya hane halkı ne durumda?

Bu sorunun yanıtını da TÜİK verilerinde buluyoruz.

Hane halkı maddi çöküşte

Hanelerin ekonomik nabzını tutan Tüketici Güven Endeksi'nin sonuçları, son yıllarda görülmemiş bir çöküşü yansıtıyor verilerinde.

TÜİK'in Türkiye'deki 4 bin 884 hanede yaptığı anket çalışmasında, sorulan farklı sorulara alınan yanıtların bir özeti Tüketici Güven Endeksi'ni oluşturuyor. Bu endeks, haziran ayında serinin tarihindeki (son 10 yıl) en düşük seviyeye gerilemiş.

Asıl çarpıcı olanı, altı ölçümlerdeki soruların hanedeki ekonomik duruma ilişkin olanlarda.

Birincisi, geride kalan 12 aya göre mevcut dönemdeki hanenin maddi durumuna dair tablo; endeks değeri 44.5 ile tarihin en düşük seviyesinde. Burada gözlenen durum şu, 2018'in ortasından itibaren düşüşün başlaması ve 2019'un sonlarına doğru biraz toparlanma ama 2020 sonrasında kesintisiz bir düşüş. 

Hani o "pandemide etkilenmedik, en fazla büyüyen ülke olduk" söylevlerinin verildiği döneme denk düşüyor.

 Sadece mevcut maddi durum fotoğrafı değil, hanede gelecek 1 yıllık dönemde maddi duruma dair beklentiler de sorulduğunda ortaya çıkan tablo da öyle.

Türkiye'nin başkanlık rejimi ile içine girdiği girdabın hane halkının maddi durumunu nasıl kötüleştirdiği, daha doğrusu yoksullaştıran bir dalgaya dönüştüğünün bir tablosu bu. Ülkeyi yöneten siyasetçilerin bahane olarak sarıldığı; pandemi, Ukrayna krizi gibi dış şoklar, mevcut kötü yönetim olmasaydı daha hafif atlatılacaktı.

Hanenin maddi durumunda haziran ayına gelindiğinde ortaya çıkan 8-10 yüzdelik düşüşler çok çarpıcı. Bu bir açıdan hanelerin yıkıcı enflasyon ve gelirdeki erozyona dayanma gücünün kalmadığının göstergesi.

Sadece iki veri, kim kazandı kim kaybetti sorusunun yanıtı olduğu gibi, Türkiye'deki hanelerin her ölçekte yoksullaştığının da tescili niteliğini taşıyor. 

Nitekim, Türkiye'nin milli gelir serilerinde gelir yöntemiyle bakıldığında, net işletme artığının payının yükseldiği, işgücünün gayrisafi katma değer içindeki payının düzenli biçimde gerilediği gözleniyor. Son 8 çeyreklik hareketli ortalama baz alınırsa 2017'de yüzde 35.5'e çıkan işgücünün payı, 2022'nin ilk çeyreğinde yüzde 31.5'e gerilemiş durumda.

Uğur Gürses kimdir?

Uğur Gürses, 1985 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat Bölümü'nden mezun oldu.

Çalışma hayatına 1986 yılında T.C. Merkez Bankası'nda başlayan Gürses; döviz kuru politikası, döviz rezerv yönetimi ve açık piyasa işlemleri alanlarında çalıştı. 

1994-2000 yılları arasında özel ticari bankalarda yöneticilik yaptı. 2001 krizi öncesinde bankacılığı bırakarak TV kanallarında ekonomi yorumculuğu yapmaya başladı.

1999 yılında Yeni Yüzyıl gazetesinde başladığı günlük ekonomi ve finans yazılarına, daha sonra Yeni Binyıl gazetesinde devam etti. 2001-2014 yıllarında Radikal gazetesinde, 2014-2018 arasında da Hürriyet gazetesinde yazdı.

2018'den sonra kişisel blogunda (www.ugurses.net) ekonomik gelişmeleri yorumlayan Uğur Gürses, Aralık 2021’den itibaren T24’te yazmaya başladı.

Yazarın Diğer Yazıları

Rus ruleti

Yaptırım ve kısıtlamalar içindeki Rusya, kendi ekonomisine Türkiye üzerinden yeni bir soluk borusu açmaya mı çalışıyor?

Zurnanın ‘zırt’ dediği gün

İSO’daki toplantı salonunun tam ortasında bir ‘ceset’ vardı; ama kimse bundan açıkça bahsetmedi, yokmuş gibi davrandı

Para politikası mı 'kör gözüm parmağına' mı?

Sorunları ileride ortaya çıkacak daha büyük girdaplı araçlarla ötelemeye çalışan ekonomi yönetiminin, kendi girdabını yaratıp bunu da beğenmemiş olması 'kara mizah' sayılır