21 Haziran 2022

Bir tenis finali, bir başbakanın sözleri: Bize fazla lüks

Jabeur'ün o nezaketi, rakibine gösterdiği o yakınlık belki olması gereken bir sportmenliğin, centilmenliğin sonucu. Ama, beni çok etkiliyor. Neden bu ölçüde etkilendim?

En küçük bir sevinç gösterisi yok, en küçük bir zıplama, hoplama, seyircileri selamlama yok. Hatta, bir gülümseme, hoşnut olma...

Hayır yok!..

"Oysa, şampiyon oluyor, evet şampiyon."

Önceki gün TV'de Almanya Açık Kadınlar Tenis Turnuvası finalini izliyorum.

Finalde Tunuslu Ons Jabeur ile İsviçreli Blince Bencic şampiyonluk için oynuyor.

İlk seti Jabeur 6 - 3 kazanıyor. İkinci sette Jabeur 3 - 1 öne geçtiği anda...

Bencic ayağından sakatlanıyor ve şampiyonluk maçını yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Jabeur şampiyon ilan ediliyor.

İşte, o anı izlemek muhteşem bir duygu, çünkü sahne muhteşem:

"Şampiyon Jabeur hiçbir sevinç gösterisi yapmadan, halkı selamlamadan, kimsenin kutlamasını kabul etmeyi aklından bile geçirmeden, doğrudan rakibi Bencic'in yanına koşuyor, elinde buz torbalarıyla Bencic'in ayağına masaj yapıyor. Ona sarılıyor, onu teselli ediyor.

Kupa töreninin başlamasına aldırmadan, şampiyonluk kupası verilinceye kadar Bencic'in yanından ayrılmıyor."

Kupayı alırken, hüzünlü bir ses tonuyla, önce Bencic'e sağlık diliyor.

Kortta final maçını izleyen Tunuslu seyirciler ona tezahüratta bulunurken, ancak o anda son derece sakin bir el sallamayla yetiniyor.

Hakaretlerden bunalmak

Jabeur'ün o nezaketi, rakibine gösterdiği o yakınlık belki olması gereken bir sportmenliğin, centilmenliğin sonucu.

Ama, beni çok etkiliyor. Neden bu ölçüde etkilendim, diye düşünürken...

"Gülümsemeyi, müzik dinlemeyi, karşılıklı saygı göstermeyi unuttuğumuz bu ülkede sabahtan akşama kadar ülkeyi yönetenlerin hakaretleri, çirkin sözleri, hırsları, gerçekle uzak yakın olmayan açıklamaları, tehditleriyle ne kadar bunaldığımı, hep birlikte bunaldığımızı, her gün saçma sapan olaylarla karşılaştığımızı, haksızlıkların ve adaletsizliğin kol gezdiğini bir kez daha hissediyorum.

Bunları hiçbir biçimde hak etmiyoruz, diye düşünürken..."

Gözüm bir konuşmaya takılıyor.

Yeni Zelanda Başkanı

Bir ay önce dünyanın en ünlü üniversitelerinin başında gelen "Harvard'da" bir konferansa rastlıyorum.

Yeni Zelanda'nın kadın Başbakanı Jacinda Ardern'in verdiği konferans. 41 yaşındaki, İşçi Partisi lideri Ardern daha önce iki kitap yayınlıyor. ‘Biliyorum ki, Bu Gerçektir' ve ‘Nezaket Üzerine, Empati ve Güç' başlıklı iki kitap.

O konferansta kendini tanıtırken, söyledikleri fazlasıyla ilgimi çekiyor:

"Ben Katoliklerin ve Anglikanların çoğunlukta bulunduğu bir kasabada, Maori inancıyla büyüdüm."

Verdiği bu bilgi o kadar önemli ki...

"Yeni Zelanda'da Maori nüfus sadece yüzde 16.5. O dille konuşanların oranı ise, sadece yüzde 4.2.

Yani, Jacinda Ardern ülkesinde azınlık bir gruptan geliyor ve Başbakan seçiliyor."

Uygar bir ülkede ne mezhep sürtüşmesi, ne de mezhep ayrımcılığı var. Bir siyasetçinin hangi mezhep ya da hangi ırktan gelmesi kimseyi ilgilendirmiyor.

"Demokrasi kırılgandır"

Konuşmasında uzun uzun demokrasi üzerinde duruyor:

"Bir demokrasinin yerleşmesi kurumlara güven, yönetenlerin liyakatı, karşılıklı diyalog ve sivil toplumun güçlü bir biçimde organize olmasıyla mümkündür. Demokrasiyi kurmak uzun zaman alabilir ama, kısa sürede çökebilir, çünkü demokrasi kırılgandır."

Çok doğru!..

Yeni Zelanda Parlamentosu'nun yüzde ellisinin kadınlardan oluştuğunu söyleyen Ardern, seçim sisteminin tek bir oyun boşa gitmeden, toplumun tüm kesimlerini temsil ettiğini gururla açıklıyor.

Bir sorunla karşılaştıklarında, hemen onun üzerine gidiyorlar:

"Aramızdaki düşünce farklılıklarını koruyarak ama, o farklılıkların esiri olmadan, bütün partilerle sürekli diyalog kurarak...

VE SOSYAL MEDYAYI, O ZENGİN KAYNAĞI KULLANARAK çözümü kolaylaştırıyoruz."

Bizde şu anda yasaklanmak istenen sosyal medyayı!..

Sanki bize sesleniyor

Ardern'in bir ay önce yaptığı konuşma sanki bizde bugünkü iktidar ortaklarının hazırladığı ağır baskı yasasına gönderme gibi:

"Dezenformasyon dünyada 1920'lerden bu yana vardır.  Yeni teknolojiler ve Internet ortamı bunu körüklemiş olabilir.

Ancak, bununla mücadele mümkündür. Enformasyonu analiz ederek ve eleştirerek. Çünkü, her enformasyonda görebileceğimiz en küçük bir bilgi bizi doğru kararlara yönlendirebilir.     

Enformasyona yasak getirmek toplumu yoksullaştırır."

Baştan sona bize fazla lüks gelen sözler!..

Tenis şampiyonu Jabeur'un davranışı bizim için ne ölçüde lüks ise, Başbakan Ardern'in sözleri de, bizim için sanki çok uzun yılların ötesinde gibi!..

Bu iki fevkalade güzel olayı aynı günde yaşıyorum.

Çevreme bakıyorum, haberlere bakıyorum, günün sonunda derin bir hüzne kapılıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

Çadır tiyatrosundan kooperatifçilik komedisine: Çiftçiye kazık

Tarım Kredi Kooperatiflerinin marketlerinde bazı gıda ürünlerinin fiyatları emirle düşürülüyor. O marketlere ürünler nereden geliyor?.. Çiftçilerden. Oradaki ürünlerin fiyatları emirle düşürülürse ne oluyor?..

Biz hepimiz aniden “mümtaz fertler” olduk!..

Seçim nedeniyle, bütün muhalifler dahil, çünkü “85 milyon” diyor, herkesi kastediyor, biz hepimiz aniden bu ülkenin ‘mümtaz fertleri’ arasına giriyoruz

Sen festivalleri yasakla, Z Kuşağı seni gönderiyor

"O tepki siyasi niteliğe bürünüyor, AKP'ye zaten uzak olan bu kuşak, haklı olarak AKP'den daha da uzaklaşıyor"