Geri Dön
Paylaş
08.08.2018 00:00

Zimbabve seçimleri bu defa ülkenin kaderini değiştirecek mi dersiniz?

Geçtiğimiz hafta Afrika’nın sorunlu ülkelerinden Zimbabve’de başkanlık ve parlamento seçimleri düzenlendi. Uluslararası basın seçimlere normalin ötesinde ilgi gösterdi. Zira, bu defaki seçimler herhangi bir Afrika ülkesinde, 4-5 yılda bir düzenlenen rutin seçimlere benzemiyordu. 1980 yılında bağımsızlığına kavuşan Zimbabve halkı ilk kez, ülkenin kolonyal güç İngiltere’nin boyunduruğundan kurtulmasının ardından, 38 yıl ülkeyi yöneten ve yıllar içinde diktatör haline dönüşen eski öğretmen, eski “devrimci lider” Robert Mugabe’nin aday olmadığı/katılamadığı bir genel seçimde oy kullandı.

94 yaşında olan Robert Mugabe geçtiğimiz yıl ordu tarafından koltuğundan indirildi, yerine yardımcılarından, bağımsızlıktan itibaren iktidarda bulunan partinin (ZANU-PF) öne çıkan isimlerinden Emmerson Mnangagwa, kısa vadede seçimleri düzenleme koşuluyla liderlik koltuğuna oturtuldu. Velhasıl bu defaki seçimler, Mugabe’nin yokluğunda, nispi olarak, daha özgür ve daha adil şartlarda gerçekleştirildi. Başta Afrika Birliği ve Güney Afrika olmak üzere, birçok bölgesel kuruluş ve ülkeden gözlemci heyetleri seçimleri izlediler. Mugabe dönemlerinde gerçekleştirilen seçimlerde, muhalif liderlerin, basının ve sivil toplum kuruluşlarının, baskı ve şiddet kullanılmak suretiyle sindirildiği hatırlıyoruz.

Parlamentodaki sandalyelerin üçte birini kazanabilen, bununla birlikte devlet başkanlığı yarışını az farkla kaybeden muhalefet lideri Nelson Chamisa, halen seçim sonuçlarını kabul etmiyor, seçimlere hile katıldığını iddia ediyor. Ancak ülkenin seçimlerden sorumlu yetkili kurumu, Emmerson Mnangagwa’nın seçimlerden galip çıktığını ilan etti. Seçimlerin ertesinde çıkan olaylarda kolluk kuvvetlerinin hakiki mermi kullanmaları sonucunda 6 kişi hayatını kaybetti. Bazı muhalefet mensupları tutuklandı. Olayların daha fazla büyümeden yatışması, muhalefetin itirazlarının seçim mevzuatı çerçevesinde yasal zeminde dikkate alınarak sonuçlandırılması ülke menfaatleri bakımından hayati önem taşımaktadır. Öte yandan, bölgenin gelişmiş ve etkili ülkesi Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın, bazı aksaklıklara rağmen seçim sonuçlarının kabul edilmesi gerektiğini, muhalefetin itirazlarının ise mahkeme önünde değerlendirilmesi icap ettiğini açıkladığı dikkate alındığında, heyecanın yatışmasının ardından, ZANU-PF’nin yeni lideriyle ülkeyi yönetmeye devam edeceğini beklemek gerekiyor.

Bu arada, yeni Devlet Başkanı Manangagwa, seçim sonuçlarını mahkemeye götürmeye hazırlanan 40 yaşındaki muhalefet liderine seslenerek, “Siz Zimbabve’nin bugünü ve geleceğinde çok önemli bir role sahipsiniz” demekle, bir manada zeytin dalı uzattı. Bu açıklamayı, yeni iktidarın, muhalefete ülke yönetiminde ittifak/ortaklık teklifi yapılmasını öngördüğü şeklinde yorumlamak yanlış olmaz. Muhalefetin genç liderinin, bu göreve 6 ay önce getirildiği, 2000’li yıllarda düzenlenen son 3 seçimde Mugabe’ye yenilen, geçtiğimiz şubat ayında tedavi gördüğü Güney Afrika’da vefat eden çok tecrübeli politikacı Morgan Tsvangirai’ın yerini aldığı ve 23 adayın yarıştığı başkanlık seçiminde oyların yüzde 45 kadarını topladığı göz önüne alındığında, gelecek vadeden bir lider olduğu kabul edilecektir.

30 Temmuz 2018 seçimleri Zimbabve hayati önem taşıyor. Zira ülke, Batılı ülkeler tarafından, siyasi ve ekonomik açıdan tecrit edilmiş durumda, ekonomisi çökmüş vaziyette, demokrasi ve insan hakları açısından ise, hem bölgede, hem uluslararası arenada yıllardır eleştiri oklarının hedefinde bulunuyor. Batılı ülkeler, diktatör kabul ettikleri Mugabe’nin ülkesine maddi yardımları yıllar öncesinden kestiler. Siyasi ve mali yaptırımlara maruz kalan ülkeye yabancı sermaye gelmiyor. Zimbabve’nin sadece “yerli ve milli” imkânlarla kalkınması ise pek müşkül. İşte bu koşullardan ötürü, 30 Temmuz seçimlerine uluslararası onay gelmesi zorunluluk arz etmektedir. Bu onay verilmediği takdirde, tecrit ve yaptırımlar devam edeceği, ekonominin acil ihtiyaç duyduğu kaynak ve yardımlar için kapıların açılmayacağı hakim beklentidir. (Milyar dolar seviyelerinden bahsediyoruz.)

Ülke ekonomisinin sorunları konusunda, aslında, iktidar partisi ile muhalefet benzer çözümler öneriyor: Her iki aday da ülkeyi yabancı sermayeye açmayı, IMF ve Dünya Bankası’na borçları ödemeyi taahhüt ediyorlar. Ülkenin Mugabe tarafından bozulan kötü imajını düzelteceklerini iddia ediyorlar. Yolsuzluklara son vereceklerini, ülke tarımının önündeki engelleri kaldıracaklarını vurguluyorlar.

Kolonyal miras açısından Güney Afrika ile birçok benzerlik taşıyan Zimbabve’nin bugünkü durumu hakikaten üzücüdür. Her iki ülkede de baskıcı beyaz hükümetler ırkçı rejimlerini siyah çoğunluğa empoze etmişler, ancak ortaya konan silahlı direniş neticesinde iktidarı bırakmışlardır. Eski adıyla, Rodezya’da, ZANU-PF liderliğindeki mücadele 1980 yılında başarıya ulaşmış, siyah çoğunluk yönetimi ele geçirmiş, ancak ülkeyi terk etmek zorunda bırakılan beyazların ardından, ekonominin çarkları durma noktasına gelmiş, tarımsal üretim gerilemiş, ülke, yıllar içerisinde, geri kalmışlığa ve diktatörlüğe teslim olmuştur.

Zimbabve’den 14 yıl sonra ırkçı rejimden kurtulmaya muvaffak olan Güney Afrika’da bağımsızlık mücadelesinin önder örgütü ANC’nin liderleri ise, siyasi ve sosyal hakların tamamını elde ederken, ekonominin çökmemesini teminen, beyazlara ait şirketlerin üretimlerini sürdürmeleri için azami özeni göstermişlerdir. Güney Afrika’da ANC’nin ırkçı rejime karşı mücadelesinde, Zimbabve’nin yanında, Mozambik ve Angola da işbirliği yaparak ANC liderlerine kucaklarını açmışlar, başta lojistik olmak üzere yardım ve destek sağlamışlardır. Güney Afrika, Zimbabve’nin bu değerli desteğini hiç unutmamış, bu ülkeye demokrasinin gelmesi için gayret ederken, sessiz diplomasiyi tercih ederek ve batılı ülkelerin yaptırımlarına katılmaksızın Harare’nin yanında yer almıştır.

Temmuz 2018 Zimbabve seçimlerinin, 12 milyon nüfuslu bu Afrika ülkesi için yeni bir başlangıç teşkil etmesini, Mugabe döneminin derin yanlışlarından ders alınmasına vesile olmasını, kalkınma yolunda heba olan 38 yılın ülkeye demokrasi, istikrar ve birlik bilinci getirmesini temenni ediyoruz.