Geri Dön
Paylaş
12.07.2018 00:00

Türkiye'de ekolojik mücadele ve Yeşiller

Almanya’daki Yeşiler Partisi Die Grünen, 68 sonrasında  Batı Almanya'da taşları oynatıp dünyanın dikkatini çekmiş, endüstriyalizmi irkiltmiş; üstüne üstlük büyük bir sürpriz yaparak 1979 yılında seçimlerde parlamentoya girme hakkını kazanmıştı.

Bu merhaleler 1970lerde kat edildi. Birçok ülkede Yeşiller Partisi’nin kurulmasının, ekolojik hareketlerin Yeşillere evrilmesinin, var olanların seslerinin daha gür çıkması ve toplumların bu sese dikkat kesilmelerinin esin kaynağı Die Grünen idi.

Burada da, hemen kıpırtılar başladı. O zamanlar manzara şöyleydi:

1980 – 1983 arası askeri cunta yönetiminde, radikal sol kazınmış, cezaevleri tıklım tıkış doldurulmuştu. İşkenceler, hücrelerdeki izolasyonlar, uzun hapislikler, idamlar solun belini kırmıştı. Bu durum siyasi alanda kayda değer bir boşluğa da neden olmuştu.

Devletçi- ittihatçı gelenek, dünyadaki reel-politik alanda muadilleriyle alakası olmayan bir siyasi söylem ile arkaik, yeni düşünce üretemeyen, sözüm ona sosyal demokrat bir iddia ile sosyalistlerin bulunmadığı alana talip oldu. Ama talip olmayla iş bitmiyor; zannettikleri gibi olmadığını da yerel halkın verdiği desteğin eriyip gitmesini görerek yaşadılar.

O yıllarda nükleer santraller, atom santralleri batılı sosyal demokrat partilerin ilgi alanlarına girmişti, Yeşiller sayesinde. Memleketimizin aslan sosyal demokratları - bu tabir sosyal demokrat halkçı partı genel başkanı Erdal İnönü’ ye aittir- çevreye, ekolojiye dair mırın kırın ötesinde bir söylem üretemediler. 

Siyaset platformunda vaziyet böyleyken, ekolojik mücadele lokal ve küçük ölçekli, siyasetten uzak ve politikaya bulaşmak istemeyen iradeler halinde ama kendi siyasasıyla tecelli ediyordu.

Sosyalist sol henüz dizlerinin üzerine doğrulmaya çalışıyordu. Muhafazakâr neo-liberal Anavatan Partisi, seçimleri kazandıktan sonra, alternatifimiz yoktur, naraları atarken, Yeşil tomurcuklar belirmeye başladı.

İlkin Yeşil Barış gazetesi 1988 yılında çıktı; bildiğimiz gündelik gazete formatında.

Yeşiller, basında ilgiyle ve sempatiyle karşılanmıştı. Söylediklerine, söyleyip de yapacaklarına medya gerçekten de tahminlerin ötesinde alaka göstermişti.

Henüz ortada bir hareket yokken, nasıl oldu? Ne oldu? Anlayamadık, Yeşiller Partisi kuruluş projesinin resmen başlatıldığına dair haberler gelmeye başladı.

Daha bir partileşme aşamasında değiliz, partileşmeye kalkışılırsa hareketin önüne var olanlara ilave sorunlarla tebelleş olma zorunluluğu doğar. Var olan kısıtlı enerji sönümlenmeye kadar gidebilir, denildiyse de bu ses kâle alınmadı.

Ekolojik sorunlar -Akkuyu Nükleer Santrali, Aliağa Termik Santrali gibi- önümüzde duruyor iken, parti asli meşguliyetlerinden uzaklaşır, kendi içine gömülür. Zaten henüz kaç kişiyiz ki? Almanya' da Die Grünen büyük başarı kazandı ama arkasında on yıllık bir mücadele ve 68 birikimi var. Onlar gelinen aşamada partileşme lüzumunu duydular ki Alman toplumundan da gelen talep o yöndeydi.

Burada ise öyle bir mücadele geleneği yok, parti kurulsun diye halktan bir istem de gelmiyor.

Verilen mücadele birikimi olmadığı için, parlamentoya da girmeliyiz aşamasına gelinmemiş.  Apar topar kurulacak bir parti, harekete ayak bağı olur. Tamamen ekolojik sorunlara odaklanıp taban demokrasisini işletelim. Topluma, şimdinin ve geleceğin neler getireceğini ve nelere mal olacağını anlatalım; şiddetsiz politik bir yapının eylem odaklı olabileceğini gösterelim gibi görüşler, daha nihayetine varmadan nur topu gibi Türkiye Yeşiller Partisi kuvözden fırlayıverdi. Prematüre idi, tarih ise 1988.

Alman Yeşiller partisinin etki ve esinininden söz etmeye bilmem gerek var mı?

Tabii yepyeni bir parti idi ve beklentiler, parti için nicel anlamda sırtlanamayacağı ölçekte idi. Mesela, aşağıdaki gibi:

1984’ten başlayarak Gökova termik santralinin yapımına ve işletilmesine karşı gerçekleştirilen etkinlikler; 1986’da Ankara’da Zaferpark, 1987’de Güvenpark için düzenlenen kampanyalar; 1987’de Dalyan’da yapılması tasarlanan turistik tesis için gösterilen tepkiler; 1989’da Taşkışla’nın otele ve Maçka Kışlası’nın borsa binasına dönüştürülmesini, Aliağa’da termik santral kurulmasını engellemeye yönelik etkinlikler; 1990’da Pamukkale’nin kurtarılması için başlatılan kampanya; 1993’de oluşturulan “Nükleer Karşıtı Platform” ve “Nükleer Karşıtı Kongre”; 1994’de “II. Nükleer Karşıtı Hafta” kapsamında gerçekleştirilen etkinlikler, Datça’da yapılan I. Ütopyalar Toplantısı, Akkuyu’da yapılacak nükleer santral için oluşturulan güç birliği; 1990’larda başlayıp bugüne değin gelen Bergama Direnişi…

Türkiye Yeşiller partisi, bu yoğun eylemlilikte kendi handikaplarıyla da boğuşmaya başlamıştı. Genel başkanlık, parti kurullarının seçimleri vs.

Verilen sempati desteği henüz kitleselleşmeden ilk eleştiri, Genel Başkan Celal Ertuğ'un çok yaşlı olmasına  değgindi. Fısıltılarda başladı hemencecik; Vehbi Koç’ un özel doktoru imiş, partiyi kurma aşamasında nakdi yardım da almış... Bunların ne kadarı doğru bilemem ama ilk kurşun Vehbi Koç meselesi yüzünden, topuğa isabet etti. Partinin ilk aşamasında aykırı addedilen gruplara olumlu bakmayan muhafazakar bir kesim de vardı ve daha sonra partiden koptular.

Medya, cürmünden bile az yeri yakacağı besbelli olan Yeşiller partisine hak ettiğinden çok fazla destek verdi, sayfalarını açtı, haber yaptı. Beklenti o yöndeydi ki, Die Grünen' i burada da yaratmak, topluma benzer bir sismik şok ve etki yapabilmekti. Olmadı. Ciddiye alınacak sosyalist cenahın bazı kesimlerinden partinin fuzuli yer işgal ettiği eleştirileri de gelmeye başlamıştı.

Partiye gelip giden üniversitelerden çevre toplulukları, feministlerden, anarşistlerden genç insanlar yavaş yavaş sayı olarak artıyordu ama kalıcı olmuyordu. Vurguladığım gibi, nicelik nitelikle örtüşmüyordu ama beklenen Die Grünen cevvaliyeti idi.

Aynı insanların, birçok yere yetişebilmeleri imkânsızdı; ama samimiyetle ve içtenlikle koşuşturuldu. Reel güç oranı geniş hayaller kurmaya yetecek dinamizmi yakalayamıyordu. Taşrada bu harekete destek vermek isteyen grup ya da bağımsız bireylerin gözü merkezde idi. Celal Ertuğ'dan sonra, Bilge Contepe ardı sıra Aydın Ayas genel başkanlık yaptılar. Bilge’nin kişiliği, Yeşillerin evrensel ideallerine candan bağlılığı, bilgi ve kültür düzeyi ile çok iyi hatip olması parti içinde de periferisinde de bir heyecan dalgası oluşturdu ancak görece yakalanan dinamizmin devamı gelmedi. Ve Anayasa mahkemesi, akıl almaz gerekçe ile Yeşiller Partisi'ni 1994 yılında kapatarak varlığının sona erdiğini deklare etti.

68'liler batıda Yeşillere intisap ederken bu memlekette benzeri bir gelişme yaşanmadı. Yani süreç batıdaki gibi işlemedi.

Türkiye sosyalist solu kendi iç meseleleriyle uğraşırken, sosyalist ülkelerde rejimler artarda çöküp, Sovyetler dağılırken Yeşiller partisine dönüp bakmadı bile. Katılıp katkı verme, çalışma yerine uzak durmayı tercih ettiler ama bir çevre / ekoloji parantezi açtılar. Oysa, yeni ve bembeyaz bir sayfa idi, Yeşiller partisi. Çalışanın o beyaz sayfaları doldurması işten bile değildi. Tek etmen elbette ki bu menfi durum değildir. Ama önemlidir ve görmezden gelinemez.

Cumhuriyet tarihinde kapatılan ilk parti olan Yeşiller partisi, bu karar devletin mercii tarafından alınmasa da zaten artık işlevsizleşmişti. Parti olmayan parti, daha hayata geçirilemeden ömrünü tamamlamıştı. Parti olmaya çalışırken güçsüzleşmişti, kapatıldıktan sonra da silinip gitti.

Yeşiller partisinin kapatılmasının - kanaatimce -  yalnızca bir tüzük maddesinin farkında olmadan basit bir ihlali nedeniyle olduğuna hiç inanmıyorum. Çünkü nükleer santral için gözünü karartmış olan Turgut Özal ve Anavatan partisi de biz de biliyorduk; santral ihalesi için teklif verecek olan Japonların, Yeşiller partisinin medya ve toplum nezdindeki etki ve yönlendirme gücünü araştırmak üzere heyet gönderdiğini.

Parti kapatıldı ; ama yerel ekolojik mücadeleler sürmeye devam etti, ediyor.

Bu arada çıkan radikal ekolojist dergi Ağaçkakan, ayrı bir yazıda değerlendirilmeyi hak ediyor.

Son yıllarda HES’lere olan mahalli tepkilere halkın katılımı dikkate değer boyutlara ulaştı. Kırsal alandaki ekolojik kıyımlara karşı koyuşlar umut vaat ediyor. Çünkü ‘’ düzenin bazına asılınıyor." Devlet ile halk karşı karşıya geliyor, halkın iradesi ile devletin uygulamaları çatışmalarla sürüyor.

Bu gelişmeler Yeşiller Partisi'nden ve hakkında söylediklerimin tümünden daha mühim ve değerlidir.

Memleketin birbirinden çok farklı yöre ve bölgelerinde kendiliğinden tek ve henüz dar hedefli görünümüyle karşı koyuşlar gözüküyor… Gelecek yıllarda nereye evrilecek hep birlikte göreceğiz. Ama halkın bir beyaz sayfa daha açtığı da, ilk sayfaların dibace evresinde olduğu da apaçık ortadadır.

Umulur ki; Yeşiller ve Sol Gelecek adlı mevcut parti, bu beyaz sayfada kucaklayıcı olsun.