Hukukun üstünlüğü
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Hukukun üstünlüğü

Bu yazıda ele almak istediğimiz konu, 2024'te böyle açıklarla karşımıza çıkan ülke ekonomisinin neden yıllardır bu boyutta ekonomi sorunlarıyla karşılaştığı sorusu. Cumhuriyet'in kuruluşunu izleyen ciddi yoksulluk ve savaş dönemlerinde böyle durumlarla karşılaşılmadı

Meslek yaşamı boyunca Türkiye ekonomisini izleyen değerli dostum Mahfi Eğilmez dün bloğunda kamu bütçesinde gelinen noktayı, 700 milyar TL açığı "Bütçe açığı faciası" olarak nitelemiş. Bu açığın arkasında şubat ayında yaşanan deprem felaketi vardır, ama doğru maliye ve para politikalarıyla yönetilen bir ülkede böyle facialar dahi bu denli büyük bütçe açığına neden olamaz.

Bu yazıda ele almak istediğimiz konu, 2024'te böyle açıklarla karşımıza çıkan ülke ekonomisinin neden yıllardır bu boyutta ekonomi sorunlarıyla karşılaştığı sorusu. Cumhuriyet'in kuruluşunu izleyen ciddi yoksulluk ve savaş dönemlerinde böyle durumlarla karşılaşılmadı. İkinci Dünya Savaşı'nın dışında kalmamız sayesinde, dünyada önemli sıkıntılar yaşanırken 1940'lı yılları kendi bütçe sınırlarımız içinde tamamladık. 

1950'li yıllar liberalleşme NATO üyeliği ve Kore savaşına katılmamız karşılığında sağlanan desteklerle geçerken, üretimin bu desteklerle yaratılan satın alma gücü ve talep nedeniyle 1958'de önemli bir devalüasyonun ardından 1960 askeri müdahalesine yol açtı. Ülkenin planlı kalkınma dönemine girmesi ve ithal ikamesi politikaları sayesinde 1970'lere kadar sorunsuz yaşanan dönemini, hiçbirimizin hatırlamak istemediği 70'li yıllar, 12 Eylül müdahalesi izledi.

İthal ikamesi döneminde etkinlik kazanan endüstriyi küresel piyasalara açmaktan kaçınılması, 24 Ocak kararlarına yol açtı ve yeni bir liberal dönemi başlattı. Özal dönemi olarak adlandırılan "neoliberal politika" döneminde yalnız ihracat olanakları yaratılmakla kalınmadı, bu yazının da esas konusu olan hukukun yok sayılması uygulaması başlatıldı. Bugün Cumhurbaşkanından başlayarak siyasiler ve daha da vahimi, yargı kurumları devletin son sigortası olan Anayasa Mahkemesinin kararlarını tanımıyor; bunun ilk uygulamasını T. Özal'ın "Anayasa bir defa delinmekle bir şey olmaz" ifadesiyle gördük ve devletin en üst katının bu söyleminin sonuçlarını yaşadık.

Tunuslu ve 2000 yılından beri Paris Üniversitesi Pantheon-Sorbonne Hukuk Fakültesi'nde ders veren Ali Mezghani 2011 Arap devrimleri döneminde yayımladığı "Tamamlanmamış Devlet" [1]adlı kitabında şunları yazıyor: "Arap toplumları hukuk devleti ve demokrasi kavramından uzaktır. İslam'In kuruluş dönemi kurallarıyla yaşarlar. Devlet olarak kuruluşlarını tamamlamaları, geçmişle olan ilişkilerini yeniden tanımlamalarına, moderniteyi benimsemelerine bağlıdır." 

Devlet olmanın olmazsa olmaz kurumları arasında yer alan "Medeni Kanun" hakkında Napolyon Bonapart'ın şu sözü önemlidir: "Gerçek başarım, kazandığım 40 askeri zafer değildir; sonsuza kadar yaşayacak olan, getirdiğim medeni yasadır – Code Napoleon." 

Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti tüm yönetim ve hukuk kurumlarıyla kuruluşunu tamamlamış laik, demokrasi temeli üzerine kurulmuş bir devlettir. Bu devletin 1950'li yıllardan beri yaşanan irili ufaklı yol kazalarını geçerek çağdaş bir devlet olmayı sürdürmesi doğaldır. Ama bu kuruluş ilkelerini ve hedeflerini değiştirmez. Olsa olsa 1959'da AB üyelik başvurusuyla karar verildiği şekilde daha önemli ve uygar hedefleri paylaşarak iyileştirir.

Polonya A. Mezghani'nin belirttiği kurumlarıyla kuruluşunu tamamlamış bir devlettir. 1989 yılında SSCB-COMECON dünyasından çıktıktan sonra 13 Haziran 2001'de sağcı-muhafazakâr Lech ve Jaroslav Kaczyinski kardeşlerin kurduğu PiS (Hukuk ve Adalet) adlı parti tarafından yönetilmeye başlandı. Kuruluş tarihinin ve siyasal yelpaze üzerindeki konuşlanmasının AKP ile benzerliği ilginçtir.

Lech Kaczyinski bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bu örneğe neden yer veriyoruz? Bugün Jaroslav Kaczyinski ülkeyi, PiS başkanı olarak, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi kendisine bağlı olan Cumhurbaşkanı Andrej Duda ve Merkez Bankası başkanı A. Glapinski ile yönetmekte. Ülkede hukuk ve yönetim kalitesi zayıfladı, kanun devleti kalmadı.

Donald Tusk Polonyalı politikacı ve Civic Platform-Yurttaş Platformu adlı partinin kurucusu. 2014-19 yılları arasında Avrupa Birliği Komisyon başkanı olarak görev yaptıktan sonra Polonya'ya döndü, ilk seçimi Civic Platform kazanınca D. Tusk başbakan oldu. Ancak hareket kabiliyeti fevkalade sınırlı. Merkez Bankası Başkanı sadece PiS başkanı olan Jaroslav Kaczyinski'nin sözünden çıkmıyor ve bağımsız olduğu için D. Tusk'un müdahale etme yetkisi yok. Economist dergisindeki son haberlere göre D. Tusk A. Glapinski'yi işinin ehli olmadığı ve yasal olmayan işler yaptığı iddiasıyla yargıya taşımayı planlıyor.

1980-2001 arasında önemli bölümü T. Özal yönetiminde geçen dönemin hukukla ilişkilerine değindik. Bu dönemin bir başka özelliği, 2000-2001 krizine yol açan ulusal ekonomi yönetimidir. Türkiye sürekli olarak tasarruf sıkıntısı yaşamıştır. Bunun bir nedeni yeterli katma değer üretilmemesi, ikili (formel-enformel) ekonomi ve verimlilik zafiyetidir. İkinci neden ise maliye politikasının temelinde yer alan gelir vergilerinin toplanamaması, dolaylı vergilerle kamu giderlerinin karşılanmasıdır. Dolaylı vergilerin şirketlerini maliyet yapılarını, piyasaları nasıl olumsuz etkilediğini ve tasarruf zafiyetinin cari işlemler açığı üzerindeki etkisini, enflasyon konulu yazımızda vurgulamıştık.

Bu tasarruf sıkıntısı, vergi toplayamamak, T. Özal yönetimini bütçe dışı fonlarla kaynak yaratmaya sevk etti. Bu yöntem ülkenin 2000 kriziyle karşılaşmasının ekonomik temelini oluşturdu. Bütçe dışı fonların önemli sakıncası denetlenememesiydi. Kamu yeni bir finansman ihtiyacıyla karşılaştığında hükümet yeni bir fon yaratıyordu, yani neredeyse sınırları harcama miktarı tarafından belirlenen miktarda, bütçesi olmayan, harcama kriterleri tanımlanmamış bir miktar para basılıyordu.

2001 Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nın önemli özelliği kamuda, doğru yönetim (good governance) ilkelerini yerleştirmesi oldu. Bu ilkelerin temelinde hesap verebilirlik, sorumluluk, saydamlık, eşitlik bulunmaktadır ve bunlar biraz evvel değindiğimiz, Ali Mezghani'nin "tamamlanmamış devlet" tanımının önemli unsurlarıdır. Ancak bu politikanın uygulanması 5-6 yıl sürebildi, ardından ülkede on yıllardır gözlenen rahatsızlık tekrarladı. Maalesef bugün yaşadığımız sorunların temelinde bu ilkelerin gözardı edilmesi, ihmal ve/veya ihlal edilmesi bulunmaktadır.

Ekonomik krizin aşılması için bu sorunun aşılması, ülkenin yeniden hukukun üstünlüğe kavuşması gerekmektedir. Tek başına para politikası, dolaylı vergilerin çeşitli şekillerde, alkollü içki, sigorta, katma değer vergisinin yükseltilmesi gibi, "siyasal zarar görmeden", günü kurtarma uygulamaları enflasyonu durdurmayacaktır. Tam tersine, enflasyonun en önemli zararlarından birisi olan "güvensizlik ve ahlaki çöküntü"yü hızlandıracaktır.

Doğru yönetilen devletlerde temel hukuk kurumları arasındaki anlaşmazlıkların arkasındaki sorunlar "ha ben seni hiç tanımayrum" tavrıyla çıkmaza sürüklenmez. Anayasa siyaset dışında kalan, ülkenin temel yönetim kurallarını, olmazsa olmazlarını belirler, yani siyasetin üstündedir. Bunu tanımayan siyasetçi veya kamu kurumu olamaz. Bunu tanımayan, kendi yetkilerini de yok saymış olur.

Anayasa değişikliğinden, yeni anayasa hazırlanmasından söz ediliyor. Anayasanın vurguladığımız, "tüm yasaların ve kurumların üstünde" yer alması, onun siyasetçiler tarafından tarafından değiştirilmesine ancak belirli çoğunluk koşulları sağlandığında izin verilmesi koşulunu getirmiştir. Yeni anayasa hazırlanması ise ancak siyasetten tamamen bağımsız "kurucu meclisler" tarafından yapılabilir.

Böyle bir kurucu meclisin demokrasi ilkeleri üzerinde nasıl oluşturulacağı bellidir. Aksine davranış, yani TBMM'de bulunan parti temsilcilerinin kendi aralarında uzlaşarak anayasa metni hazırlamaları, uzlaşma fikrinin tanımında saklı olan "al-ver"e dayanacağı için kabul edilemez. Bu anayasa taslağı hazırlayıcıların "siyasetçi elbisesinden" sıyrılmış olması gerekir.

Bu satırları okuyanlar yazar hayal kuruyor, nasıl, kimlerle kuracaksın öyle bir sistemi sorusunu soracaktır. Mükemmel iyinin düşmanıdır, ama ülke, genç nüfus ve gelecek söz konusu olduğunda çıtayı mutlaka yüksek tutmak zorundayız.


[1] "L'État inachevé: La question du droit dans les pays arabes", Editions Gallimard, Paris, 2001, Türkçe'ye çevirisi "Tamamlanmamış Devlet", Prof.Dr.Ahmet Arslan, Bilgi Üniversitesi Yayınları

Ahmet Çelik Kurtoğlu kimdir?

Ahmet Çelik Kurtoğlu, 1942'de Ankara'da doğdu. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu.

Akademik kariyerini 1982 yılına kadar aynı kurumda sürdürdü, Cambridge Üniversitesi'nde lisansüstü derecesi aldı. 1972-74 yılları arasında Yale Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmaları yaparken teknolojik gelişme ve endojen büyüme teorisi üzerinde yoğunlaştı, 1997-2006 yılları arası Galatasaray Üniversitesi'nde ders verdi.

T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle 1978-82 yılları arasında B .M. UNCTAD "Teknoloji Transferi Davranış Kodu" müzakerelerinde T.C. delegesi olarak yer aldı.

1983-86 yıllarında arasında İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Kalkınma Merkezi'nde araştırma yöneticisi olarak görev yaptı. Türkiye ve beş Asya ülkesinde Müşavir Mühendislik sektörü üzerinde yaptığı çalışma OECD tarafından yayınlandı.

1987 yılında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) kurucu direktörü olan Kurtoğlu, 1992 yılından itibaren Karadeniz Ekonomik İşbirliği İş Konseyleri Genel Sekreteri, daha sonra 2008 yılına kadar DEİK Yönetim Kurulu ve İcra kurulu üyesi olarak görev yaptı. DEİK pek çok Türk şirketin uluslararası işbirliği kurması sürecinde yardımcı oldu.

Prof. Dr. Kurtoğlu, yurtdışındaki faaliyetini 1994-2006 yılları arasında European Roundtable of Industrialists (ERT) adlı kurumda danışman olarak sürdürdü. ERT en büyük 50 Avrupa sanayi şirketi başkanları tarafından, AB Komisyonuna politika tavsiyesi yapmak üzere kurulmuştur. Politika tavsiyesi danışmanların oluşturduğu çalışma gruplarında geliştirilmektedir.

1999 yılında Kurdoğlu Danışmanlık A.Ş.'ni, 2003 yılında "İyişirket Danışmanlık A.Ş."yi kurdu ve strateji, şirket değerlemesi ve satış müzakeleri, iş geliştirme ve finansman, kurumsal yönetim (governance) konularında danışmanlık hizmeti verdi.

2001 yılında TMSF "9 Banka Yönetim Kurulu Üyesi" olarak, 2002-2007 yıllarında arasında Tekfenbank Yönetim Kurulu, 2012-2019 yılları arasında Tekfen Holding A.Ş. Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

2007-2008 döneminde TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu

A.Çelik Kurtoğlu teknoloji ve uluslararası ekonomik ilişkiler konularında yayın yapmıştır. Son çalışması olan "Değer Zincirinin Evrimi", Aralık 2022'de Efil Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

 

İlgili İçerikler