Avrupa’nın “budalalığı” (I)
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Avrupa’nın “budalalığı” (I)

AB’nin rekabet gücünü diri tutacak ucuz enerji kaynaklarını bırakıp ABD’den çok daha yüksek bedellere LNG almaya yönelmesi, Washington’un tutarsız politikalarının dahi takipçisi haline gelmesi, bazı liderlere, “biz bu kadar budala mıyız” sorusunu sorduruyor

Avrupa’nın “budalalığı” (I)

Trump tarzı sağ popülizm ile Biden tarzı sol liberalizm arasında bölünmüş bir görünüm veren ABD’nin liderliğindeki Batı ittifakında son yıllarda bazı AB liderlerinin sergilediği çapsızlık “ortada gerçek bir budalalık mı var” sorusunu sorduruyor.

Kendisini ABD liderliğinin tutarsız görünen politikalarının dahi şaşmaz takipçisi konuma indirgeyen Avrupa’nın “golleri de kapattığı bu köşeden yemesi,” son yıllarda yoğun şekilde tanık olduğumuz hususlar. AB’nin rekabet gücünü ateşleyebilecek ucuz enerji kaynaklarından kendisini mahrum bırakacak tutumlara savrulması, bir sanayisizleşme sürecine girmesi, kimi ülkelerin çareyi askeri Keynesyenizmde aramaya başlaması, Rusofobi dışında ufuk tanımayan liderlerin tepe kadrolarda önlerinin açılması bu sürecin en belirgin yansımaları.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas gibi atanmış isimler bu sürecin baş aktörleri gibi görünse de, 2021- 2025 tarihleri arasında Almanya Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunmuş Annalena Baerbock ile bu ülkenin bugünkü şansölyesi Friedrich Merz gibi seçilmişlerin de sergilenir görünün “budalalalığı” büyütmedeki payları büyük. (Annalena Baerbock’un çok başarılıymış gibi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanlığına atanmış olmasını ve Dış İşleri Bakanlığı sonrası orada görev yaptığını da hatırlatalım.)

Slovakya Başbakanı Robert Fico, Rusya’dan ucuz doğalgaz almayı sonlandırarak AB’nin sanayideki rekabet gücünü iyice zayıflatan Avrupa Komisyonu karar ve tutumlarının “ekonomik” sonuçlarını, geçtiğimiz günlerde şu sözlerle hicvediyordu: “Ruslar Amerikalılara standart fiyatlar üzerinden gaz ve petrol tedarik edecek… ve Amerikalılar da bunun üzerine yüksek kâr marjı koyup Avrupa’ya satacaklar. Yahu biz [Avrupa] bu denli budala mıyız?”

Fico’nun bu manidar sorusuna şu sıralar “hayır” diyebilen pek çıkmıyor. Tanık olanları zaman zaman şaşkınlığa da sevk eden bu tip “budalaca” görünen politikaların en çarpıcı örneklerinden birine geçen yıl tanık olduk. Ursula von der Leyen, ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi sonrası, AB’nin ABD’den 750 milyar dolar değerinde enerji (LNG, petrol, nükleer yakıt) satın almayı içeren kapsamlı bir ticaret anlaşmasında mutabık kaldıklarını açıkladı. Avrupa’nın Rusya’dan ucuz enerji tedarikini 2028’e kadar tedrici bir şekilde sonlandırma kararını temel alan söz konusu duyuru, liderler Temmuz 2025'te İskoçya’da bir araya geldiğinde yapılmıştı. Mutabakat imzaya döküldüğünde Avrupa’nın ABD'den ithalatı 3 yıl içinde (yıllık 250 milyar dolar olacak şekilde) ciddi oranda artırılacaktı. AB Komisyonu Başkanı, Trump’a ABD’deki enerji altyapı tesislerine 600 milyar dolarlık yatırım gerçekleştireceğinin de sözünü vermişti. Anlaşma da kısa bir süre içinde imzalanacaktı.

Kimi liderler ile siyasi gözlemciler, von der Leyen’in böyle bir anlaşma yetkisine sahip olmadığını, ortada böyle bir paranın da olmadığını, ileri süredursun, resmi imzaların atılmasının geciktiğini savunan ABD Başkanı Donald Trump, İran Savaşı’ndaki gelişmeleri fırsat bilerek bir ara mealen şöyle bir açıklama yapıverdi:

Hani AB ile aramızda geçen Temmuz’da İskoçya’da mutabık kaldığımız ama o tarihten bu yana imza koymadan beklettiğiniz LNG anlaşmamız vardı ya, şimdi size perşembeye kadar mühlet, şu avantajlı [!] fiyatlarla, ABD ile 750 milyar dolarlık anlaşmaya hemen imzayı atın, yoksa cumadan sonra fiyatları yeniden yükselttiğimde çok zararlı çıkarsınız.

Olayın arka planı şöyleydi: Katar’ın Ras Laffan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri İran tarafından misilleme amaçlı olarak bombalandığında, Doha yönetimi gelişmeleri “mücbir sebep” gösterip sözleşmelerdeki taahhütlerini artık yerine getiremeyeceğini ilan etmişti. Zira bölgedeki LNG ve helyum tesislerinin onarılıp toparlanması yıllar alacak çalışmalar gerektiriyordu. Bu şartlarda, Avrupa’nın doğal gaz maliyetleri de yüzde 35 tırmanacaktı. Gelişmeler düşmanının hamleleriyle bile kazanmayı planlayan Washington’un yarayacaktı. Zira, Avrupa, Rusya’dan enerji alımını sonlandırırken olduğu gibi, Katar doğal gazının kesilmesinden göreceği kaybını da ABD’den telafi etme yoluna gidecekti. Hem de yükselen fiyatlarla. Trump, Katar’ın “mücbir sebep” ilanıyla ayağına gelen (ya da getirttiği) fırsatı kaçırmamış ve hizaya getirmeye çalıştığı Avrupalı müttefiklerine “imzalayın, yoksa meblağı yükseltirim ha!” mesajı vermişti.

Slovakya Başbakanı Fico da bu gelişmeler üzerine dayanamamış ve “Biz [Avrupa] bu denli aptal mıyız?” çıkışını yapmıştı.

Sanıyor musunuz ki, aklıselim düşünceler dile getirildiğinde Avrupa Birliği’nde taraftar bulabiliyor artık? Ne mümkün! Tam tersi oluyor.

Mesela, Slovakya Başbakanı, Nazilerin II. Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğratılmalarını kutlamak amacıyla 9 Mayıs’ta Moskova’da düzenlenen zafer törenlerine katılacaktı. Gelgelelim, Polonya, Macaristan, Çekya gibi ülkeler tören için Moskova’ya uçacak olan Fico’nun uçağına hava sahasını kullanma izni vermediler. Bunun üzerine Slovakya Başbakanını taşıyan uçak Avusturya, Almanya, İsveç ve Finlandiya hava sahalarını dolaşarak Moskova’ya gitmek zorunda kaldı. Almanya, Fico’ya hava sahasını yasaklamadı gerçi ama Fico'nun gezisinin AB’nin “ortak görüşünü” yansıtmadığını savunan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, “onunla bir konuşacağız bu konuyudedi. Söylenenlere bakılırsa, Merz, Fico’nun törenlere katılmasından ötürü Slovakya’nın kulağını çekmeye hazırlanıyor.

Nasıl? Şaka gibi, değil mi? Ama, değil!

Akla, Nazi Almanya’sına karşı II. Dünya Savaşı’nda kazanılan zaferin mimarı olarak görülen Sovyet Mareşali Georgiy Jukov’un, o tarihlerde söylediği düşünülen “Avrupa’yı faşizmden temizledik, bunun için bizi asla affetmeyecekler,” lafı geliyor. Moskova, Leningrad ve Stalingrad savunmalarında kritik rol oynamış, Berlin'in Nazilerden temizlenmesi operasyonlarını yönetmiş Mareşal Jukov bu söylediğinde 80 yıl sonra haklı çıktı. Naziler karşısında kazanılan zaferin kutlanması Avrupalılara artık yasak.

Acaba “faşistler 1945’teki yenilgilerini kutlamak istemiyor, kutlayanı da sevmiyor olabilirler mi?” Olan biteni böyle ifade edebilir miyiz? Sanırım, şimdilik edemeyiz. Ama bu gelinen noktanın son derece tatsız olduğu aşikâr.

Avrupalılar uluslararası rekabet güçlerini yitirme pahasına “kendi bindikleri dalı kesiyor,” doğal gaz boru hatlarının sabotajla patlatılmasına sessiz kalabiliyor, suçluların adaletin karşısına çıkarılıp cezalandırılmasına engel oluyor, bu yetmezmiş gibi Ukrayna’yı bahane edip Rusya ile doğrudan bir savaşa yürümek istermiş izlenimi veriyorlar. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen’in aslında Washington’un bordrosunda yer aldığını gösteren bir kanıt henüz ortada olmadığına göre, bütün bunları neden yapıyorlar? Avrupa’nın son yıllarda böyle “davranmasının” ardında “budalalık” ile açıklanmayacak, geçerli bir sebep olmalı. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’daki pek çok ülkenin Nazizm’in takipçisi gibi davranabilmelerinin, ama bir yandan da İsrail’in Siyonist politikalarına, Gazze’deki soykırıma, Lübnan işgal ve kıyımlarına tam destek vermelerinin ikna edici bir nedeni olmalı.

Evet, var! Hem de son derece geçerli bir sebep, ama konu uzun, onu da haftaya yazalım.

İlgili İçerikler