Son iki pazartesi, AB’nin rekabet gücünü diri tutacak ucuz enerji kaynaklarından kendisini mahrum bırakarak doğal gazı artık ABD’den çok daha yüksek bedellere almaya yönelmesinin, küresel rekabette oyundan düşmesinin, sonunda da Birlik içindeki bazı liderlere, “biz bu kadar budala mıyız?” sorusunu sordurmasının ardındaki gerçek dinamikleri ve “budalalıkla” açıklanmayacak geçerli sebepleri ortaya koymaya çalışmıştık.
Geçen bir haftalık süre zarfında Avrupa’nın koca kıtayı Rusya ile savaşa birkaç adım daha taşıdığını gösteren sevimsiz gelişmeler yaşandı. Bunların en tatsızı, Ukrayna'ya ait bir insansız hava aracının (İHA), Lugansk Halk Cumhuriyeti'ndeki Starobelsk'te bir üniversite yurdunu yerle bir ederek çoğu genç kadın olmak üzere 21 öğrencinin ölümüyle, 83 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan saldırısı oldu. Saldırıyı daha da trajik kılan, hemen ardından sivilleri ve olay yerine koşan ilk müdahale ekiplerini hedef alan ikinci bir İHA saldırısıyla katliamın boyutlarının katlanması oldu. İlk saldırıdan sağ ya da yaralı kurtulanlar ikincisinde hayatını kaybedecekti.
Elbette, bu yurt saldırısı Batı basınında kendisine yer bulamadı. Olur da Rusya bu saldırıya sert bir karşılık verirse, ancak onu haberleştirirler sanırım
Starobelsk'teki gibi provokatif, kanlı saldırıların genelde tek bir hedefi olur. O da amiyane tabirlerle ifade edecek olursak şöyledir: “Sen şimdi içerideki öfkeyi dindirmek için bana daha sert vur! Vur ki, çok canım yansın ve bu şekilde kahvede ne kadar dostum varsa, hepsi toplanıp, en sert şekilde intikamımı alsın!”
Savaşın bu evresini en iyi belki de bu ifadeler özetliyor. O yüzden durum kontrolden çıkmaya giderek yaklaşıyor.
Tabii, Batı basını bu katliama sessiz kalırken, onu perdelemek için Romanya'nın doğusunda, Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir apartmana bir İHA isabet etmesi sonucu 2 kişinin yaralanmasını haberleştirmeyi seçenler de oldu. Bu saldırının sadece Romanya vatandaşlarının güvenliğini değil, NATO’nun kolektif güvenliğini de tehlikeye attığını ileri süren beyanlar duyduk.
Romanya’nın konumunu muhtemelen biliyorsunuz; vassallaşmada son yıllarda liderliği kimseye kaptırmıyor. 24 Kasım 2024'te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunu aslında birinci olarak Călin Georgescu’ tamamlamıştı. Ancak Romanya Anayasa Mahkemesi, seçim sonuçlarını iptal etti ve Georgescu’nun seçimlere katılmasını da (Rus yanlısı olduğunu söyleyerek) engelledi. Onun katılmadığı seçimlerde birinci sırada gelen eski Bükreş Belediye Başkanı, AB yanlısı Romanya Cumhurbaşkanı Nicuşor Dan da sosyal medya platformu X’teki hesabından yaptığı paylaşımda, apartmana düşen İHA nedeniyle iki kişinin yaralanmasını, “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırı savaşının başlangıcından bu yana Romanya topraklarını etkileyen en ciddi olay” olarak niteledi; ancak olay soruşturulmadı bile.
Budalalık ötesi bir “ortaklık
Gerçekten saldırı Ruslar tarafından bilerek mi yapıldı, vurularak kontrolden çıktığı için kazara mı apartmana isabet etti, yoksa daha önce birkaç kez tanık olduğumuz üzere, Ukraynalılar tarafından ele geçirilmiş bir Rus İHA’sı yönlendirilerek mi gerçekleştirildi, bilmiyoruz. Rus başkonsolosu Vladimir Lipaev, olayın Kiev yönetimi tarafından NATO'yu Ukrayna çatışmasına daha derinden çekmeyi amaçlayan bir provokasyon olabileceğini iddia etmişti. Neticede olan olduğu kadarıyla bir fırsat olarak kullanıldı ve Romanya'nın Constanta kentindeki Rusya Federasyonu başkonsolosluğu hükümet tarafından kapatıldı. Lipaev de hükümetçe süratle “istenmeyen kişi” ilan ediliverdi.
İşte böyle böyle, budalalık-ötesi bir “ortaklık” anlayışla, sahte bayrak operasyonlarının çoğalacağı bir dönemde yürüyoruz sanki bir kıyamete!
Zaten, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü'nün yıllık Shangri-La Diyaloğu'nda yaptığı konuşmada, "Amerika Birleşik Devletleri'nin zengin ülkelerin savunmasını sübvanse etme dönemi sona erdi. Himaye devletlerine değil, ortaklara ihtiyacımız var. Bağımlılığa değil, ortak sorumluluğa dayalı ittifaklar arıyoruz," dediğine göre, Romanya’nın bu anlayıştaki “ortaklığı” Savaş Bakanlığı’nca mutlaka not edilmiştir!
Tehlikenin farkında mısınız?
Gelinen nokta, NATO ile Rusya arasında topyekûn bir silahlı çatışma riskinin, Soğuk Savaş'ın en yoğun dönemine bile kıyasla çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Küresel siyaset ve Avrupa Birliği (AB) politikaları üzerine sıkça yazan İtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi, “Sull’orlo del baratro: la Nato verso la guerra totale con la Russia” (Uçurumun Eşiğinde: NATO, Rusya ile Topyekün Savaşın Eşiğinde) başlıklı yazısında, bir taraftan resmi düzeyde savaşsızlık görüntüsü muhafaza edilirken, öte yandan her iki tarafın da, giderek daha doğrudan bir askeri çatışmaya dönüşen bu duruma operasyonel olarak daha derinlemesine dahil olduğuna dikkati çekerek, tehlikeyi katmerlendiren hususlara dört başlık altında özetle şöyle değiniyor:
Doğrudan Askeri Çatışma: Ukrayna'daki savaşa katılım düzeyi, vekalet savaşını, savaşmama iddiasını ortadan kaldıran gerçek bir operasyonel çatışmaya dönüştürdü.
Silah Üretimi: Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri, Kiev ile stratejik işbirliğini hızlandırıyor ve Avrupa'da uzun menzilli silahlar ve insansız hava araçları üretmek için ortak girişimler kuruyor.
Nükleer Spektrum: Sınır ötesi operasyonlar, Moskova'daki en radikal danışmanları harekete geçiriyor ve nükleer silah kullanımına bile yol açabilecek bir strateji değişikliği için Putin’e baskı uygulamalarına yol açıyor.
Diplomasi Eksikliği: Mevcut kriz, savaş mekanizmasını durdurmak için müzakere ile ulaşılabilecek bir anlaşma önerebilecek kanalların ve liderlerin yokluğu nedeniyle istisnai bir hal alıyor.
Faşizme devlet töreni
Bu arada, Ukrayna “cephesinde” işler biraz daha radikalleşiyor.
Ülkenin seçimlere gitme ihtimalini sıfırlayan Zelensky rejimi, geçen hafta içinde II. Dünya Savaşı’nın faşist Ukraynalı lideri ve Nazi işbirlikçisi Andrey Melnik ile eşi Sofiya Fedak-Melnik’in Lüksemburg'da Bonnevoie Mezarlığı'nda bulunan naaşlarını aldırıp 25 Mayıs’ta Ukrayna'nın başkenti Kiev yakınlarındaki Ulusal Askeri Anıt Mezarlığı'na büyük bir devlet töreniyle yeniden defnettirdi. II. Dünya Savaşı’nda Alman askeri istihbaratı (Abwehr) ile yakın temas kurarak Wehrmacht bünyesinde Ukrayna birlikleri oluşturulmasına öncülük etmiş, Yahudi ve Polonyalı azınlıklara yönelik kitlesel kıyımlardan ve etnik temizlik operasyonlarından sorumlu görülen Melnik’in defin törenine Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Başbakan Yuliya Sviridenko, Meclis Başkanı Ruslan Stefançuk, askeri yetkililer ve dini liderler katıldı.
Bu arada, Zelenski Ukrayna ordusundaki bir askeri elit birliğe de "UPA Kahramanları" (İkinci Dünya Savaşı Ukrayna İsyan Ordusu) adını verdi.
Budalalık ötesi bir sapkınlık
Koç Üniversitesi öğretim üyelerinden Alman tarihçi ve uluslararası politika uzmanı Doç. Dr. Tarik Cyril Amar’a göre, Zelenski, bağımsızlık sonrası Ukrayna liderlerinin hepsinden daha ileri giderek faşizmi son derece sağlıksız bir yeni normalliğin parçası haline getiriyor.
Amar, budalaca kimlik politikalarının pek çok yerde hüküm sürdüğü dünyamızda, Zelenski’nin Yahudiliğini faşizmin normalleşmesini teşvik etmek için kullandığını savunarak, “Bundan daha büyük bir entelektüel ve ahlaki sapkınlık hayal etmek zor,” diyor.
Cornell University Press yayınları arasında 2015 yılında yayınlanmış “The Paradox of Ukrainian Lviv: A Borderland City between Stalinists, Nazis, and Nationalists” başlıklı bir kitabı da bulunan Amar, lisansını Oxford Üniversitesi Modern Tarih bölümünden, yüksek lisansını Uluslararası Tarih alanında London School of Economics'ten, doktorasını ise yine tarih alanında Princeton Üniversitesi'nden almış bir akademisyen.
Amar, “Zelensky’s fascism fetish is booming, and the West is still (mostly) okay with it” (Zelensky'nin faşizm takıntısı hızla artıyor ve Batı hala [çoğunlukla] buna razı) başlıklı yazısında, bazı gözlemcilerin, Zelensky ve onun savaş vurguncularından ve vekalet savaşlarının kıyma makinesi pilotlarından oluşan çetesinin, Nazicilik oyununu ülkenin yolsuzluklarla çalkalanan ahlaksız siyasetini içine düşürdükleri eşi benzeri görülmemiş derecede pis bataklığı örtbas etmek için kullandıklarını düşündüklerini, ancak bunun hatalı bir yorum olduğunu savunuyor. Amar’a göre, Batı'daki en ağırkanlı yorumcuların bile Zelenski hakkında basit bir gerçeği kabullenme zamanı geldi çattı: “Bu gerçeği kendisi de (diğer birçok kişi gibi) saklamıyor: Zelenski, gerçekten faşistleri seviyor. Ve son derece alaycı manipülasyon teknikleri, siyasi muhalefete ve her türlü farklı görüşe karşı acımasız zulmü, kitle iletişim araçlarını propaganda için kötüye kullanması ve demokrasiye duyduğu derin nefretle, en hafif tabirle, onlarla içten bir yakınlığı var.”
Nükleer santrale saldırı
Bu arada, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom'un CEO'su Aleksey Likhachev, Ukrayna ordusunun Rusya'nın Zaporojiye Nükleer Santrali'ne (ZNPP) saldırdığını ve tesisin ünitelerinden birinin makine salonunda bir delik açtığını iddia etti. İddia doğru mu, bağımsız kaynaklarca teyit edilmediği için bilmiyoruz. Ancak, fiber optik güdümlü bir insansız hava aracı, geçtiğimiz yıllarda da Kiev güçleri tarafından defalarca saldırıya uğrayan bu santralin altıncı güç ünitesinin makine salonuna geçen cumartesi günü gerçekleşen olay sonucu ulaşıp hasar verdiyse gerçekten, bir nükleer santralin ana ekipmanına yönelik, üstelik makine dairesinde hasarla sonuçlanan kasıtlı bir saldırıyı da gördük nihayet demektir ve durum “böyle böyle gidiyoruz bir kıyamete doğru!” diyeceğimiz kadar ciddi bir eşik sıçramasıdır!


