İnsan olarak bakmamak
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İnsan olarak bakmamak

Işık geçirmez duygular ve ilişkisizler içinde kıvranıp gitmekte olduğumuzun farkına vardığımızda belki kendimize gelir miyiz?

İnsan olarak bakmamak
Ambienté, Seza Paker’in OG Galeri’deki sergisinden...

“İnsanın, gelecekte, diğer insanlara her türlü kötülüğü yapmaması için nasıl davranmalı.”

- Gombrowicz

15 Kasım sabahı, sanatçı Seza Paker ile ilginç bir konuşmamız oldu. “Nesiller arası farklar dahil bugün toplumsal ilişkileri nasıl yaşamaktayız?” sorusu üzerine gelişti konuşmamız. Değişik sınıfsal, kültürel ve sanatsal farklar nasıl yaşanmakta gündelik yaşamda? Bu konuşma bana o kadar ilginç geldi ki, kendisiyle yaptığım sohbeti burada ele almak istiyorum. Bugünkü insan ilişkilerini belki de görmek açısından da önemli bir soruna parmak basılmakta. Onun gündelik yaşam pratiği aslında bütün yaşamakta olduğumuz toplumsal ilişkilere ışık tutmakta, kanımca. Burada onun sözleriyle aktarıyorum:

“Dün bir taksiye bindim. Çok kibardı, iyi geldi. Genelde o kadar kırıcı ve çirkin yorumlarla karşılaşıyoruz ki, ben hep olayı bir kadın olarak düşündüm. Bu toplumdaki kadın kimliğimin sebebi olarak düşündüm. Fakat bu şoför beyle konuşurken... Dün ne kadar beni dinlemediğini, boyun fıtığım olduğu halde hızlı gittiğini, hiçbir şeye takmadığını, ne kadar zorlandığımı dünkü takside anlatırken, şoför bey şöyle dedi: Size insan olarak bakmıyor. İnsan, insan, insanlık demedi. İnsan kelimesini kullandı.’ Ve bu beni çok düşündürdü; çünkü neticede benim için insan ve insanlık arasındaki farkın derin yarasında, ne kadar onların daha büyük bir boşluk içinde, ne kadar anesteziye olmuş tepkilerini düşünmeden veren bir toplumun içinde olduğumuzu ve onun daha da derin olduğunu farkına vardım. Yani şöyle diyebilir miyiz? Mesela 68 kuşağı Vietnam Savaşı, Amerika, Amerika'daki ilk burjuva dünyasının, çocuklarının hiçbir şeyi takmayıp, sıkılıp, artık sadece aktif yaşantılarının içinden geçerken ...anne-babalarıyla olan ilişkilerini... ...imkansızlığı üzerine iki taraf... ...daha doğrusu anne-baba... ...yorarken, akıllarını yorarken... ...çocukların daha çok... Bir rahatlık, yol tepme, hiçbir şey düşünmeden, barış......ambleminin içinden geçerek, çiçek çocukları dediğimiz tabii ki... ...ve yine... ...anestezi olmak için kullandıkları inanılmaz derecede... ...drogları... ...kullanırken, birinci aşama... ...iki taraftan olurken, bugünkü aşamada belki de... ...artık hiçbir şeyi takmayan... ...o kadar bakımlılığın üstüne geçmiş... ...savaşmayan, fakat... Cevap vermeye de lüzum göstermeyen bir toplumun içinden geçerken nereye varabiliriz? Neler olabilir? Bunları nasıl yaşıyoruz? Nereye gider bu? Evet, bunları düşünelim”.

Şu anda OG Galeri’de “Ambienté” adlı bir sergisi olan plastik sanatçı Seza Paker’in söyledikleri çok düşündürücü. Neden bu ilişkileri bu şekilde yaşamaktayız? Belki de şu da söylenebilir: O kadar büyük bir “vurdumduymazlık” içindeyiz ki, aslında bütün nedenleri arasak da neden dışını açıklama imkansızlığını toplumsal ilişkilerimizde yaşamaktayız. Sadece yaşamaktayız ve bu, bu, bu şekilde yaşanıyor.

Bir ilişki kopukluğu içindeyiz. Boş bir duvar, beyaz bir duvar içindeyiz. Ve kara delikler bu duvarın rengini veriyor. Kararan bir toplum. Bir insan başka bir insana bakarken, karşısında eğer kimseyi görmüyorsa ve bunu ne ekonomiyle ne hayat pahalılığıyla ne ideolojiyle ne siyasi tavırlarla ne de insanilikle veya insaniyet yoksunluğuyla ne de eğitimsizlikle, duygusuzlukla açıklayamayacağımız bir ilişkisizlik ilişkisi içine girmeye başlamışsak, zaten robotların olduğu bir toplumsala girmiş durumda olduğumuzu fark etmek zorunda kalacağızdır. Bunu teknoloji değil, biz yapıyoruz şu anda. 

Nerede durduğumuzu ve neden bu hale geldiğimizin cevabını bile vermekte zorlanmakta olduğumuz sorunu yaşıyoruz her gün ve her saatte belki de. İnsanların birbirlerine saydam olmadığı bir duruma girildi galiba. Işık geçirmez duygular ve ilişkisizler içinde kıvranıp gitmekte olduğumuzun farkına vardığımızda belki kendimize gelir miyiz?

Monad toplumu olduk. 17. yüzyılda Leibniz’in “ne kapısı ne de penceresi olan” kapalı bireyleri gibi miyiz artık acaba?

İlgili İçerikler