Hepimiz aynı soruyu soruyoruz:
Türkiye geri dönüşü olmayan yeni bir otoriterleşme fazına mı geçti? Ülke açık bir diktatörlüğe mi gidiyor?
Yolun sonuna mı gelindi? İktidar, seçimle kazanamayacağını gördüğü için köprüleri yakıp bu yolu mu seçti?
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve ardından CHP’ye yönelik operasyonların yoğunlaşması, yeni bir safhaya mı geçildiğini gösteriyor?
Erdoğan ve çevresi, artık seçimle iktidarda kalamayacaklarını gördükleri için, Türkiye’nin yorgun düşmüş, yara bere içindeki demokrasisini topyekûn tasfiye edip, muhalefeti etkisizleştirmeyi ve seçimleri bir tiyatroya dönüştürerek kalıcı bir otoriter nizam mi kurmak istiyor?
Peki, diyelim ki bu geri dönüşsüz yola girdiler — asıl soru şu: Bu çevrenin Türkiye’de kalıcı, kapalı ve otoriter bir düzen kurma kapasitesi var mı?
Bu sorulara net bir yanıt vermek zor.
Ama görünen o ki, AKP’den Saray bürokrasisine, İletişim Başkanlığı kontrolündeki medyadan iş dünyasındaki ortaklara kadar uzanan bir çevrede, şöyle düşünen güçlü bir grup var: “Bu işin artık adını koyalım. Erdoğan seçimle gitmeyecek. Buna yeltenen bedelini ağır ödeyecek.”
“Erdoğan sonrası Türkiye de onun şekillendirdiği bir Türkiye olacak!”
Bu çevrenin bir kısmı, Erdoğan’ı tarihin akışını değiştiren, Türkiye’yi “asıl mecrasına” oturtan ve “yüzyıllık parantezi” kapatan, İslam’ı ihya eden bir lider olarak görüyor. Hâlâ, dar da olsa, Erdoğan’ı adeta bir müceddid, mesih ya da sahip kıran gibi gören bir kitle var.
Diğer kısmı ise, iktidarın düşmesi hâlinde elde ettiklerini kaybedeceğini, yargılanacağını, hatta cezalandırılacağını düşünüyor. Zaten bu tür rejimlerin en güçlü tutkalı suç ortaklığı değil midir?
Bazı gruplar ise Erdoğan’ın hâlâ toplumda güçlü bir rıza üretme kapasitesine sahip olduğunu düşünerek, onun iktidarda kalmasını kendi ajandaları açısından kullanışlı buluyor. MHP ve devletin güvenlik bürokrasisinde, toplumsal karşılığı zayıf gruplar, Erdoğan’la kurdukları ittifaklar sayesinde rejimde etkili roller üstlenebiliyor, rejimi şekillendirebiliyor.
***
Ancak aynı rejim çevresinde, muhalefetin tamamen teslim alındığı kapalı bir düzene geçmenin ne doğru ne de sürdürülebilir olduğuna inananlar da var.
Böylesi bir sıçrama için rejimin yapısal olarak bazı temel niteliklere sahip olması gerekir:
- İdeolojik derinlik,
- Kişisel çıkarların ötesine geçen ortak bir hedef,
- Adanmış kadrolar,
- Kurumsal koordinasyon ve
- Halkın en azından bir kesiminden güçlü ve hevesli bir destek...
Bugünkü iktidar blokunda bunların hiçbiri yok. Erdoğan’ın çevresindeki yapı, artık yoğunlaşmış kişisel çıkarlardan ibaret. İktidarda kalmak dışında ortak bir hedef gözükmüyor.
AKP, MHP ve rejimin diğer bileşenleri birbirine güven duymuyor.
“Dava” kavramı eridi; kadrolarda adanmışlık kalmadı. Erdoğan’ı çıkardığınızda AKP’nin geriye ne ideolojisi ne kadrosu kalıyor.
İslamcılık karikatürleşti; MHP’nin Türkçü milliyetçiliği tekeline alma lüksü artık yok.
İktidar ittifakını destekleyen toplum kesimlerinde heyecan görünmüyor.
Ekonomik kriz, bu desteği her geçen gün daha da eritiyor. Üstelik dış finansmana muhtaç bir ülkede kapalı bir rejimi sürdürmek neredeyse imkânsız.
***
Bu yüzden Erdoğan’ın kalıcı bir otokrasi ya da “Türk Putinizmi” kurması kolay değil.
Ama zaten rejimin devamı için bunun gerekli olmadığını düşünen güçlü bir çevre de var. Maliyeti yüksek kalıcı bir otokrasi kurmadan da uzun süre ülkedeki tahakkümünü devam ettirmek ve kalıcı olmak için rejimin elinde hâlâ çok sayıda araç bulunuyor.
Yargı ve emniyet başta olmak üzere bürokrasideki kilit pozisyonları kontrol eden rejim muhalefeti felç edebiliyor.
CHP’nin 2023 kurultayıyla ilgili açılan davada olduğu gibi, muhalefet içinde rejimle örtük ya da açık işbirliğine yatkın aktörlerin bolca bulunması da bunu kolaylaştırıyor.
Üniversiteler hareketli, ama Anadolu’ya yayılmış bir öğrenci hareketi yok.
İş dünyası arada ses çıkarıyor ama direnemiyor, çoğu zaman işbirliğini tercih ediyor.
Ekonomiyi durdurabilecek ulusal ölçekli bir işçi hareketi ufukta gözükmüyor.
Rejimin propaganda aygıtı, inandırıcılık sorunu yaşasa da hâlâ etkili çalışıyor.
***

Diğer yandan, Bahçeli ve Öcalan’ın birlikte şekillendirdiği yeni “Kürt açılımı” çabası, 2024 yerel seçimlerinde CHP ile Kürt hareketi arasındaki ittifakı parçalamak için stratejik bir manevra olarak görülüyor.
Ancak tablo karışık: Kürt halkı ile siyasi hareket arasında bu yeni açılıma duyulan güven çok kuvvetli gözükmüyor.
“Bin yıllık Türk-Kürt kardeşliği” gibi projeksiyonların, demokratik temelden yoksunsa, infilak etme riski yüksek — ve bu herkes için ağır sonuçlar doğurabilir.
Demokratik yollar dışında bir çözümün Kürt sorununu çözmeyeceğine inanan çevrelerin argümanları güçlü. Unutmayalım, demokrasi en önce Kürtler için gerekli. Otoriterlik en çok onları vuracak.
Buna rağmen, Öcalan’ın temsil ettiği iradenin muhalefet bloğundan çekilmesi ve “Üçüncü Yol” söylemi Erdoğan’a kısa vadede nefes aldırabilir.
***
Dış dünya da Erdoğan’ın lehine çalışıyor.
Avrupa’da birçok merkez, Erdoğan’dan hoşlanmıyor ama Türkiye’de bir iktidar değişiminin mümkün olduğuna artık inanmıyor.
ABD ise Erdoğan’la çalışmaktan memnun. Trump’la ilişkileri abartılı biçimde dostane gösterilmiş olsa da bu yakınlık tamamen kurgu değil.
***
Peki CHP ne yapmalı?
19 Mart’tan bu yana CHP, farkındalık yaratma konusunda etkili bir sınav veriyor. Toplumu mobilize etme kapasitesi kazanıyor.
Rejimin söylemini kırıyor ve 19 Mart darbesinin anlamını topluma anlatmayı başarıyor. Gençlerle, işçilerle, kadınlarla, köylülerle — rejim tarafından hırpalanan her kesimle yeni bağlar kurma potansiyelini gösteriyor.
Özgür Özel’in etkileyici performansı, samimi dili ve meydan okuyucu tarzı CHP’yi doğru yönde sürüklüyor. Eğer kurultay “mutlak butlan” gibi bir gerekçeyle iptal edilir ve eski yönetim partiye dönmeye kalkarsa, CHP buna açıkça meydan okuyacağını, gerekirse milyonları Söğütözü’ne toplayarak buna karşı duracağını güçlü biçimde ifade ediyor. Bu duruş rejimi bu konuda adım atmasını zorlaştırıyor.
Ekrem İmamoğlu ise parmaklıklar arkasında hala bir Cumhurbaşkanı adayı olarak çalışmalarına devam ediyor. Ekibinin stratejik isimleri İmamoğlu ile birlikte cezaevlerinde olsa da geriye kalanlarla ses getiriyor. Mahpus bir siyasetçinin toplumda nasıl iletişim kurması gerektiği konusunda bu ekibin daha iyi çalışması gerekse de İmamoğlu’nun geçen yıllarda toplumda ne kadar güçlü ve kalıcı bir etki yarattığını görüyoruz.
***
Yine de tüm bunlar, rejimi sarsmaya ve bir sonraki seçimde demokratik dönüşüm yaratmaya yetecek gibi gözükmüyor.
Türkiye’de bir kilitlenme yaşanıyor: Bir yanda yargı operasyonlarıyla muhalefeti baskı altına alan iktidar ya da şu aşamada daha doğru tabirle rejim; diğer yanda toplumu mobilize edebilen ama yorulan ve yıpranan bir muhalefet.
Bu kilidi CHP lehine, demokrasiye dönüş yönünde açacak hamle henüz belirsiz. Bu tıkanıklığın uzaması, rejimin devamını pekiştirme riski taşıyor.
CHP’nin iktidar hedefinden uzaklaşıp sadece bir “direniş partisi”ne dönüşmesi, rejimin lehine sonuçlar doğurabilir.
Bir yandan da CHP tabanın yorulmaya başladığını gözlemleyenler var. Hala güçlü şekilde önümüzde duran rejim duvarında yarıklar, gedikler açmadan direnmek uzun vadede sürdürülebilir olmayabilir.
***
Önümüzde anayasa değişikliği gündemi var. Erdoğan hem süresiz iktidarını güvence altına almak, hem Kürt hareketiyle müzakerede mesafe almak, hem de rejimi biraz da İslami sosla kalıcılaştırmak istiyor. Bu kolay görüşmese de yeni anayasa süreci yeni bir müzakere imkanını ister istemez ortaya çıkartıyor.
CHP’nin Erdoğan’la doğrudan pazarlığa girmeyeceğini söylemesi, Özel’in Erdoğan ile menemen dahi yapılamayacağını ifade etmesi yerinde bir tavır. Ancak rejimin yeni anayasa ve meşruiyet arayışına girdiği bu süreçte, rejimin iç gerilimlerini ve geleceğe dair güvensizliğini doğru okumak gerekiyor. Rejimin niteliğini, neden nizam kurma yeteneğinin olmadığını isabetli biçimde kavramsallaştırmaya ihtiyaç var.
Aynı zamanda kendi kapasitesini gerçekçi biçimde değerlendiren ve bu kapasitesini hem içeride hem dışarıda sistematik olarak artırmanın yollarını bulan, mobilize ettiği toplumsal desteğin moralini ve enerjisini yüksek tutan bir CHP’nin elinde kilidi açmak için yeni stratejik manevra alanları oluşabilir.


