Bir sanatçı bir eser yaratırken ister istemez başka yaratıcıların eserlerinden etkilenir. Çünkü doğada hiç bir şey yoktan var olmaz. Her yeni buluş, daha önce var olan unsurların bir sentezidir.
Mesele alıp almamak değil, aldığını nasıl kullandığındır: sanatçı aldıklarını güzelce öğütür, sindirir ve homojen bir yapı doğurursa “yeni” bir eser algısı oluşur (“Besteci özgün olmalı mı?” yazımda değinmiştim). Malzeme iyi özümsenmeden, kes-yapıştır usulü uygulanmışsa, alıntı veya çalıntı algısı oluşur.
Çalıntının ne olduğunu biliyoruz: kaynak belirtmeden başka bir yaratıcının eserinden alıntı yapmak. Peki alıntı kötü bir şey midir? Değildir. Bazen bir malzemenin hiç öğütülmeden başka yerden alınıp kullanılması da icap edebilir. Usturuplu bir biçimde yapılıp yapılmadığı, bir de ne şekilde etiketlenip sunulduğu önemlidir.
19 . yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’da ulusalcı akımlar yükselirken Bartok’un Romen Dansları, Enescu’nun Romen Rapsodileri; Liszt’in Macar Rapsodileri; Brahms’ın Macar Dansları, Dvořák’ın Slav Dansları, bu arada bizde de Erkin’in - Köçekçe’si gibi eserler ortaya çıkıyor. Bunlar, uluslararası genelgeçer bir tür olan klasik Batı müziği çatısı altında çalışan bestecilerin kendi yerel kültürlerini -veya inceleyip özümsedikleri bir kültürü- bu uluslararası sanat platformuna taşımak üzere yazılmış eserlerdir. Bu tür çalışmalar söz konusu bestecinin millî kültürünün üzerine yatma girişimi değil; onu bir kaideye oturtup dünyaya sunma şekli, yani ona saygısını ve sevgisini gösterme biçimidir. Bu tür eserler genellikle daha önceden var olan halk ezgilerinin üzerine kurgulanırlar. Halk ezgisi dediğimiz şey; çoğu durumda anonimdir. Bu nedenle mesela Liszt, başlık kullanırken “falanca bestecinin falan eseri üzerine” gibi bir ifade kullanmaksızın; “Macar Rapsodileri” dediği zaman içeriği herkesçe anlaşılıyordu: Liszt bu ezgileri geleneksel Macar müziğinden almış; kendi tarzında yeniden yorumlamış.
Diğer bir deyişle; “kaynak belirtmiş mi?” sorusunun cevabı; Evet; “Macar” demekle kaynak belirtmiş. Çünkü o gün bilinebilen kaynak oymuş.
Brahms’ın 21 Macar Dansı’ndan 3 tanesinin ezgisi kendisine ait. Diğerleri bir kemancıdan öğrendiği Macar çigan ezgileri. Eserlerin notasının üzerinde Brahms’tan başka bestecinin adı yok, çünkü büyük ihtimalle o dönemde bilinmiyorlardı; veya Brahms bilmiyordu. Besteci sadece, bu eserlerine opus numarası vermemekle onların ezgilerinin anonim yaratıcılarının hakkını teslim etmişti.
Bazı durumlarda bestecisi kimi çevrelerce bilinen ama kamuya malum olmayan veya araştırmalar sonucu sonradan ortaya çıkan halk ezgileri olabilir. Mesela “Brahms’ın” dediğimiz ünlü 5 numaralı Macar Dansı’nın ana teması bir de bakıyorsunuz Bela Keler’e ait bir czardas’ın ortasında giriyor (tanıdık kısım 2:05’de başlıyor). Fakat Brahms’ın bu ezgiyi öğrenirken Kéler adından haberdar olduğunu sanmıyorum.
Aynı eseri Franz Drdla’nın da “Bartfai Emlek” (Bartfa Hatırası) adıyla yayınlamışlığı var. Muhtemelen o da bilmiyordu, Bartfa’da kim bilir hangi Roman çalgı ekibinden duyup da anonim sanarak notaya aldığı eserin Béla Kéler’e ait olduğunu.
Bizet, Carmen operasına ünlü Carmen aryasını eklerken, anonim bir İspanyol halk ezgisi kullandığını sanıyordu, ancak prömiyerden önce bu ezginin Sebastián Iradier’e ait olduğunu öğrenmiş ve basılmadan önce notaya “İspanyol besteci Yradier'nin şansonundan alınmıştır" şeklinde bir not eklemiş. Heyhat, bugün “Bizet’nin Carmeni” diye geçiyor halen.
Bizim Ulvi Cemal Erkin’in Köçekçe’si de Macar veya Romen Rapsodileriyle aynı ruhla ve aynı yöntemle yazılmış bir eser: yerel malzemenin uluslararası senfonik formata uygulanması; Atatürk’ün işaret ettiği yönde bir adım. Bu eserde kullanılan ezgiler aslında Türkiye’de yerel topluluklarca seslendirilen bir “takım”. Bartok nasıl Romen dansları’nı Romanya’da köylülerden dinleyip önce plağa, sonra kaleme aldıysa, Erkin de fasıl heyetinden dinlediği şeyi notaya alıp orkestrasyonunu yapmış. İsim verirken de kendinden önce gelenlerin ve çağdaşlarının yaptığını yapmış: başlığa “Köçekçe” demesinin herkesçe anlaşılacağını ummuş: “Sayın dinleyiciler; bu; Ulvi Cemal Bey’in geleneksel Türk ezgilerinden, köçekçelerimizden derlediği bir düzenlemedir”.
Fakat dönemin klasik müzik kültürünü bilmeyince “Dede Efendi’den araklamış!” diye ayıplayanlar oluyor, zira geleneksel Türk müziği çevrelerinde yıllarca anonim bilinerek çalınmış söz konusu Karcığar Köçekçe takımının bugün Dede Efendi’yi ait olduğu düşünülüyor. Erkin’in o günlerde bu bilgiye sahip olduğunu sanmıyorum.
Buyrun; “Bartok’un” ünlü Romen Dansları’nı kaynak aldığı orijinal plak kaydı.
Buyrun; bu da Bartok’un bu eserleri uluslararası konser sanatçıları için uyarladığı hali.
Buyrun; Karcığar Köçekçe takımının orijinali.
Buyrun; bu da Erkin versiyonu.
Aynı bestecilerin alıntıya başvurduğu kimi eserleri vardır ki; kaynağını bildikleri zaman belirtmişlerdir: Liszt’in çeşitli bestecilerin eserleri üzerine parafrazları gibi.
Sonuç olarak, ortada bir veya birkaç kaynak eser var. Bunları alıp farklı formata sokan da birileri var. Önemli olan usturuplu iş yapmak ve imkan olduğu zaman üslubuna uygun şekilde kaynak belirtmek.


