25 Haziran 2022

Adalar dosyası

Ege'deki uluslararası anlaşmalara konu olan 23 adadan 16'sı, halen uluslararası hukuka aykırı olarak Yunanistan tarafından silahlandırılmış. Bu konuda elimiz kuvvetli. Hukuktan şaşmaya gerek yok

Türkiye ile Yunanistan arasında, karasularının genişliği, kıta sahanlığının belirlenmesi, aidiyeti belli olmayan coğrafi formasyonların statüsü, adaların silahsızlandırılması, hava sahasının genişliği gibi bir dizi sorun bulunuyor. Sorunların çoğu birbirleriyle bağlantılı. Hava sahasının, karasularının genişliğini geçmemesi gerekiyor. Karasuları olmadan kıta sahasını belirlemek mümkün değil. Adaların silahsızlandırılması, egemenlikle de bağlantısı nedeniyle deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını etkiliyor. Ne hikmetse, Yunanistan'la yaşanan son krizde, diğer tüm sorunlar bir kenara bırakılarak sadece adalar konuşulur oldu. Varsa yoksa adalar, bilen bilmeyen bir anda adalar uzmanı oldu.

Ege denizi ve kendine özgü özellikleri

Genişliği hiçbir yerinde 400 km'yi geçmeyen 214.000 kilometre kare alana sahip Ege, yerli ve milli adıyla adalar denizi çok özel bir deniz .Özelliği de Türk ve Yunan anakaraları önünde dizili çok sayıda adaların mevcudiyetinden kaynaklanıyor. Ege denizindeki ada, adacık ve kayalıkların sayısını, en ufak coğrafi formasyonlar da dikkate alındığında, 10.000'e kadar çıkaranlar var. Resmi çevrelere göre de, bu sayı 2000 civarında. 100 kadarının iskanlı, büyük bir çoğunluğunun ise insan yaşamına müsait olmayan kayalıklardan ibaret olduğu biliniyor.

Adalar için kafalar karışık

Adalarla ilgili tartışmalarda bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Öncelikle Ege'deki tüm adaları tek bir kategoride değerlendirmek doğru değil. On iki adalar ile Doğu Ege adalarını birbirlerine karıştırmamak gerek. Tarihi süreçleri farklı, statüleri farklı anlaşmalarla belirlenmiş.

On iki adalar Kuzey'de Batnos ile başlayıp Akdeniz'deki Meis adası ile son bulan, aslında 14 adadan oluşuyor. On iki ada ismi de Yunancadaki "dodecanissas" sözcüğünden kaynaklanıyor. On iki adalar bazılarınca iddia edildiği gibi Lozan'da değil, Trablusgarp savaşları sırasında Osmanlı hakimiyetinden çıkmış. İtalyanlar, Mustafa Kemal'in örgütlediği direniş karşısında Trablusgarp'ta zorlanmaya başlayınca, savaşı Ege'ye taşıyarak on iki adaları işgal etmişler. Lozan'da kaybedilen ada yok. Mevcut fiili durum tescil edilmiş.

Aidiyeti belli olmayan ada ve adacıklar ise bambaşka bir kategori. İsminden de anlaşılacağı üzere, bunlarla ilgili bir anlaşma bulunmuyor. Halen bu türden 152 ada ve adacığın çoğunun Yunanistan tarafından iskan edildiği söyleniyor, ama isimleri açıklanmıyor.

Denizcilik ve Türkler

Kabul etmek gerekir ki, Türkler denizci bir millet değil. Osmanlı en parlak dönemlerinde bile Okyanuslara açılmak, yeni yerler keşfetmek gibi bir amaç gütmemiş. Piri Reis haricinde uzaklara giden bir denizci çıkmamış. Piri Reis'in hazin sonunu da anlatmaya gerek yok.

Elin oğlu balık avlama sahalarını paylaşabilmek için birbiriyle gırtlak gırtlağa gelirken, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balıkçılığın gayrisafi milli hasıladaki payı yüzde 0.2. Balık tüketiminde de dünya ortalamasının çok altındayız. Balığın tezgahlarda "derya kuzusu bunlar" diye pazarlandığı başka bir ülke gördünüz mü?

Denizle pek haşır neşir olmadığımız için, anlaşılan adalarda yaşamayı da pek tercih etmemişiz. Osmanlı yönetimi boyunca, Türkler adalarda nüfus çoğunluğunu sağlamamış, daha doğrusu sağlamak istememiş. Türk nüfusun Rumca konuşan yerli halka oranı, yüzde 20 civarında kalmış. Adaları bu kadar kolay kaybetmemizin bir nedeni de bu olsa gerek. Adaların aidiyeti ile ilgili müzakerelerde demografik yapı her zaman aleyhimize kullanılmış.

Ege'ye açılan biri, kendisini neredeyse hayvanat bahçesinde zannedebilir. Nedendir bilinmez, Ege'deki adalara hep eşek, keçi, koyun, tavşan, zürafa gibi hayvan isimleri vermişiz. Adalara pek bayılmadığımızdan olmalı.

Adaların tarihçesi

Adalar meselesi oldukça karmaşık bir dosya. Sadece Lozan'ı okuyup Lozan'da üç milin dışındaki tüm adaların Yunanistan'a bırakıldığını söylemek, işin kolayına kaçmak olur. Uşi barış anlaşmasından (1912) başlayarak, Altı devlet kararında (1914), Yürürlüğe girmeyen Sevr Antlaşmasında (1920), Lozan Barış Antlaşmasında ve Boğazlar Sözleşmesinde (1923), İtalya ile imzalanan Ankara Anlaşmasında (1932), Montreux Boğazlar Sözleşmesinde (1936) ve Paris Antlaşmasında(1947) adalarla ilgili hükümler var. Ne olup ne bittiğini öğrenebilmek için tüm bunları incelemek gerek.

Ege'deki uluslararası anlaşmalara konu olan 23 adadan 16'sı, halen uluslararası hukuka aykırı olarak Yunanistan tarafından silahlandırılmış. Bu konuda elimiz kuvvetli. Hukuktan şaşmaya gerek yok.

Büyükelçilere saldırmanın dayanılmaz hafifliği

Geçtiğimiz günlerde emekli bir büyükelçimizin bir YouTube kanalında yayınlanan mülakatı, adalar tartışmasını daha da alevlenmesine neden oldu. Durumdan vazife çıkaran bazı çevreler, tüm dışişleri camiasını itham eden talihsiz açıklamalarda bulundu. Türkiye, maceralara atılmadan, Atatürk'ün belirlediği, "Yurtta sulh, cihanda sulh" politikası çerçevesinde, bugünlere gelebildiyse, sağduyulu diplomatlarının yönlendirmeleri sayesindedir. 1996 yılındaki Kardak krizinden çıkış formülünü de, geçen yıl Ankara'da bir grup yabancı büyükelçilerle yaşanan geriliminin çözüm yöntemini de dışişleri bürokratları bulmuştur. Vatanseverlik hiçbir kimsenin, hiçbir kesimin tekelinde değildir. Hariciyemizi yıpratmayalım, hariciyemize sahip çıkalım.

Hasan Göğüş kimdir?

Hasan Göğüş, 1953 yılında Gaziantep’te doğdu. 1976’da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu.

Diplomatik kariyerine 28 Nisan 1977’de başladı. Yurtdışında sırasıyla Yeni Delhi Büyükelçiliği’nde ikinci kâtip, BM Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği’nde başkâtip, Londra Büyükelçiliği’nde müsteşar, AGİT’te Daimi Temsilci Yardımcısı olarak çalıştı.

Dışişleri Bakanlığı merkezde; Müşterek Güvenlik İşleri, Savunma Anlaşmaları ve Uygulama dairelerinde ikinci kâtiplik, müsteşar özel kalem müdürlüğü, Bağımsız Devletler Topluluğu Genel Müdürlüğü’nde Orta Asya Daire Başkanlığı, AGİT Silahların Kontrolü ve Silahsızlanma Genel Müdür Yardımcılığı, Çok Taraflı Siyasi İşler Genel Müdürlüğü ve Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleriyle ikili ilişkilerden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Merkezdeki son görevi sırasında Türkiye-Hollanda ilişkilerine katkılarından dolayı Hollanda Kraliçesi Beatrix tarafından "Oranje- Nassau" nişanı ile ödüllendirildi.

Büyükelçi olarak Türkiye’yi sırasıyla Yeni Delhi, Atina, Viyana ve Lizbon’da temsil etti. 23 Ekim 2018’de Dışişleri Bakanlığı’ndan emekliye ayrılan Hasan Göğüş, Uluslararası Kalkınma Hukuku Örgütü Danışma Kurulu ve Okan Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliklerini sürdürüyor, T24’te dış politika konusunda yazılar yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Kılık kıyafet

Hayatı boyunca dudağının üstünde tüy görmediğimiz diplomatlardan, sırf belirli çevrelere yaranabilmek için bıyık bırakan büyükelçiler var. Sakal yasağının kalkmasıyla bakalım daha neler göreceğiz...

Ve Tanrı kadını yarattı

İstanbul Sözleşmesi'nin feshinin bayraktarlığını yapan bazı çevrelerin şimdi de, "çocukların cinsel suistimal ve cinsel istismara karşı korunmasına ilişkin Lanzarote Sözleşmesi"ni hedef tahtasına koydukları anlaşılıyor. Bu söylentiler BM raportörü Alsalemin de kulağına gitmiş olmalı ki basın toplantısında böyle bir tehlikeye kendisi de dikkat çekti...

Talking turkey

“Turkey” yerine “Türkiye” denilmesinin, hangi sorunumuzun çözümüne katkısı oldu? Yabancı yatırımcılar Türkiye’yi duyunca aşka gelip yatırımlarını Türkiye’ye mi kaydırdılar? Turistler,” Şu Türkiye neymiş?” diye akın akın gelmeye mi başladılar?