21 Mayıs 2022

Muhacir

Suriye sorunu ve sığınmacıların geri gönderilmesi ekonomik, sosyolojik, demografik ve güvenlik veçheleri olan çok boyutlu karmaşık bir mesele. Karmaşık meseleler de iyi düşünülmüş, hislerden uzak, sağduyulu çözümler gerektirir

Mülteci, ilticacı, sığınmacı, göçmen, azınlık, yabancı, geçici koruma altındakiler; bilen bilmeyen, bu sözcükleri çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanıyor. Oysa tüm bu kavramların uluslararası hukukta farklı tanımları var, gerek bireyler, gerek bulundukları devletler açısından farklı hak ve yükümlülükler doğuruyor.

Muhacir ne anlama geliyor?

Şimdi bu kavram karışıklığına bir de "muhacir" eklendi. Muhacir Arapça kökenli bir sözcük. Sözcüğün kökü, Arapçadaki hicr ifadesine dayanıyor. Hicr veya hicret, göç etmek demek. Bu anlamdan yola çıkılarak muhacirde, göç eden kimse anlamına geliyor. Muhacir sözcüğü İslamiyet'in ilk yıllarında Peygamber Efendimizle birlikte Mekke'den Medine'ye göçenler için kullanılmaya başlanmış; bu tarihten sonra dini bir içerik de kazanmış.

Muhacir Vahide Hanım Teyze

"Z" kuşağı pek hatırlamayabilir, ama muhacire Türkiye'de eskiden çok sık rastlanırdı. Balkanlar'dan göç edip gelenlere de muhacir denirdi. Her ailede olmasa da, her mahallede mutlaka bir muhacir vardı.

Muhacir deyince benim aklıma ilk gelen, çocukluk yıllarımdan hatırladığım üç katlı apartmanımızın çatı katında, tek başına yaşayan Vahide Hanım Teyze olur. Stalin'in mezaliminden kaçarak Türkiye'ye yerleşen Vahide Hanım, al yanaklı, nur yüzlü, numaralı yuvarlak tel çerçeveli gözlükleriyle, hayat dolu tonton bir kadındı. Geçimini ağırlıklı olarak genç kızlara iskambil falı bakarak kazanır, kazandığı üç beş kuruş parayla da terasında kuş beslerdi. Çok az yemek yer, bol kahve içerdi. İleri yaşına rağmen gençlerle genç, çocuklarla çocuk olup şakalaşırdı. Rusya'dan geldiği için bazıları ona 1960'lı yıllarda moda olduğu üzere, komünist ajan gözüyle baksa da mahallenin sevgilisiydi muhacir Vahide Hanım Teyze.

Suriyeli sığınmacılar meselesi

Zaten kutuplaşmaya pek meraklı toplumumuzda sağ/sol, Türk/Kürt, Sünni/Alevi, dinci/laik ayrışması yetmezmiş gibi, son günlerde bir de başımıza sığınmacılara sahip çıkanlarla, geri gönderilmelerini savunanlar bölünmesi çıktı. Bir kesim ülkenin "sessiz istilaya" uğradığını iddia ederken, diğer taraf atalarımızın ensar muhacir kardeşliğinden söz ediyor. Sığınmacıların ekonomik büyümemize katkı sağladığını düşünen de var, işsizliğin ve hayat pahalılığın faturasını onlara kesen de. Bu mesele gittikçe içinden çıkılması zor bir hâl alıyor.

Kim haklı, kim haksız?

Nasreddin Hoca hikâyesini bilirsiniz. Yaka paça kavga eden iki arkadaş, soluğu Hoca'nın yanında alırlar. Hoca birini dinleyip "Sen haklısın" der. İkincisi derdini anlattıktan sonra Hoca, "Tabii ki sen haklısın" deyince, tüm bu yaşananlara tanık olan Hoca'nın karısı, "Efendi, bu nasıl iştir? İki kişi birbirleriyle kavga edince her ikisi birden nasıl haklı olur?" diye sorunca, Hoca karısına dönüp "Hanım sen de haklısın" demiş. Sığınmacılar işi biraz Nasreddin Hoca'nın bu hikâyesine benziyor. Kimi dinleseniz hak veriyorsunuz, ama illa haklı olmayan birileri aramak isteniyorsa, "Ne kadar çok Suriyeli'yi alırsak, elimiz Esad'a karşı o kadar güçlenir" düşüncesiyle sınırları açanlara, "Turizmi ve ticareti artıracağız" diye Afrika ve Asya ülkelerinin çoğundan vizeleri kaldırarak ülkeyi yol geçen hanına çevirenlere bakılmalı.

Suriyeli sığınmacılar kenti Gaziantep

Uzun bir aradan sonra Ramazan Bayramı tatilinde birkaç günlüğüne memleketim Gaziantep'e gittim. Gaziantep İstanbul'dan sonra en fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan şehrimiz. Göç İdaresi Başkanlığı'nın kayıtlarına göre Gaziantep'te halen 463 bin 174 Suriyeli yaşıyor. Anteplilere sorarsanız, bu sayı 700 bin civarında. Sığınmacıların Antep'in sosyal dokusunu nasıl değiştirdiğini daha havaalanından şehre giderken görmeye başlıyorsunuz.Antep'in en canlı alışveriş merkezlerinden Kozanlı mahallesindeki İnönü bulvarı, adeta Halep caddelerine dönmüş. Dükkanların çoğunda Arapça tabelalar var. Alan da Suriyeli, satan da. Kebapçıların çoğu ciğerci, baklavacılar künefeci olmuş. Herhalde ciğer ve künefe Arap zevkine daha fazla hitap ediyor olmalı. Bayram günü otomobillerindeki teyplerininin sesini son perdeden açarak Arapça müzik dinleyen gençlerin yarattığı gürültü kirliliğinden rahatsız olmamak mümkün değil.

Sığınmacılar geri döner mi?

Kimse kimseyi aldatmasın, bu insanlar gönüllü olarak davul zurnayla da, "zafer turizm" seferleriyle de, artık kolay kolay geri gitmez. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin istatistikleri de, dünya genelinde sığınmacıların yüzde 70'in geldikleri ülkeye geri dönmediklerini gösteriyor. İnsanoğlu rasyonel bir yaratıktır. İstanbul'daki İstinye Park'ı, Gaziantep'te SANKO'nun AVM'sini gören hangi Suriyeli genç artık Afrin'de veya Azez'de yaşamak ister? Tıpkı Avrupa'daki beş milyon Türk'ün bugün köylerine dönmeyi akıllarından bile geçirmedikleri gibi. Geçenlerde Afrin'deki Suriyeliler de, Türkiye'dekiler geri dönmesin diye sokaklara dökülmüş. İster misiniz, Türkiye'nin yaptıracağı evlere ellerini çabuk tutup onlar geçiversin.

Bu ev yaptırma işi de ayrı bir komedi. Demirel rahmetlinin, Adalet Partisi'nin mirasına sahip çıkmak isteyen siyasi partiler için kullandığı "Tapulu arazimde gecekondu yaptırmam" diye bir sözü vardi. Acaba Suriye'de üzerinde ev yaptırılacak arsaların sahipleri günün birinde çıkagelip ellerindeki tapularını gösterirse, kim ne cevap verecek? Yıllardır çözülemeyen Kıbrıs'taki gayri menkul davaları yetmezmiş gibi bir de Suriye'de açılacak davalarla mı uğraşalım?

Suriye sorunu ve sığınmacıların geri gönderilmesi ekonomik, sosyolojik, demografik ve güvenlik veçheleri olan çok boyutlu karmaşık bir mesele. Karmaşık meseleler de iyi düşünülmüş, hislerden uzak, sağduyulu çözümler gerektirir.

Yazarın Diğer Yazıları

Abdülhamid

Abdülhamid Han’ın daha görev yeri belli olmadan Yunanistan’ı bir telaş sardı. Hatta fanatik Yunan medyasından, Abdülhamid Han’ın Yunanistan’ın iddia ettiği deniz yetki alanlarına girmesinin, savaş nedeni sayılmasını bile önerenler bile oldu!

Kılık kıyafet

Hayatı boyunca dudağının üstünde tüy görmediğimiz diplomatlardan, sırf belirli çevrelere yaranabilmek için bıyık bırakan büyükelçiler var. Sakal yasağının kalkmasıyla bakalım daha neler göreceğiz...

Ve Tanrı kadını yarattı

İstanbul Sözleşmesi'nin feshinin bayraktarlığını yapan bazı çevrelerin şimdi de, "çocukların cinsel suistimal ve cinsel istismara karşı korunmasına ilişkin Lanzarote Sözleşmesi"ni hedef tahtasına koydukları anlaşılıyor. Bu söylentiler BM raportörü Alsalemin de kulağına gitmiş olmalı ki basın toplantısında böyle bir tehlikeye kendisi de dikkat çekti...