COP30 hayal kırıklığıyla bitti: Gözler, Antalya’daki COP31’de
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

COP30 hayal kırıklığıyla bitti: Gözler, Antalya’daki COP31’de

Amazon’un kalbinde büyük beklentilerle başlayan COP30’da, fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşmayı durdurma gibi kritik başlıklarda somut ilerleme sağlanamadı. Liderlik eksikliği ve çelişkili ulusal politikalar, kararları niyet bildirimi düzeyinde bıraktı. Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek COP31’den, ertelenen bu kritik başlıklarda güven veren bir yönlendirme ve elle tutulur kararlar beklenecek

COP30 hayal kırıklığıyla bitti: Gözler, Antalya’daki COP31’de

Dr. Ezgi Ediboğlu

Brezilya’nın, Amazon’un kalbindeki Belem şehrinde yapılan 30. Taraflar Konferansı (COP30) sona erdi. Toplantıda yalnızca iklim değişikliğinin etkilerine uyum finansmanı hakkında zayıf da olsa elle tutulur bir karar alınabildi. Fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşmayı durdurma konularında beklenen yol haritaları üzerinde uzlaşmaya varılamadı. Çözümsüz kalan konular, yeniden görüşülmek üzere Antalya’da düzenlenecek COP31’e bırakıldı. 

Her COP aynı ölçüde sonuç üretmeyebilir; bu, sürecin doğasında var. Ancak COP30, Uluslararası Adalet Divanı’nın devletlerin iklim değişikliği ile mücadeleden sorumlu olduğuna dair tavsiye görüşünü açıklamasından sonra düzenlenen ilk COP olma özelliğini taşıyor. 1.5°C hedefinin fiilen kaçmasının ağırlığıyla da birleşince, sadece yetersiz değil, endişe verici bir siyasi trendin parçası niteliğinde.

Büyük laflar, çelişkili adımlar

Zirve, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın (daha çok bilinen adıyla Lula’nın) yüksek profilli çıkışları, Amazon’un kalbinde verilen “fosil çağını bitirme” mesajları, “hakikat COP’u” ve “uygulama COP’u” mottoları ile yüksek profilli bir şekilde başladı. 

Oysa yakın geçmişe kısaca bakmak bile şüpheci olmak için yeterliydi: Lula 2023’te, tam da COP 28 dönemlerinde, Brezilya’nın petrol üretimini artıracak kararları onayladı ve petrol ihraç eden ülkelerden oluşan OPEC+’a dahil olmak istediklerini duyurdu. 2025’te Brezilya, COP30’a ev sahipliği yapacak olmalarına rağmen, OPEC+’a katıldı; petrol üretimini artırma planları da devam ediyor. Lula’nın “fosil çağını bitirme” mesajlarını, bu somut adımları bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Aslında tüm bunlar, COP’larda edilen büyük lafların altının ne kadar boş olduğuna iyi bir örnek teşkil ediyor. 

Liderlik eksikliği, zayıf kararlarla sonuçlandı

COP30’un etkisizliğinin bir diğer nedeni ise Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) zirveye katılmamasıyla oluşan liderlik eksikliğiydi. ABD’den açılan boşluğu Çin’in doldurması ve belirgin bir liderlik rolü üstlenmesi bekleniyordu, ancak öyle olmadı. Bu liderlik açığı, ev sahibi Brezilya’nın müzakerelere yeterince yön verememesiyle birleşince, COP30 kararları gerçek anlamda zayıf oldu. 

Niyet listesi gibi sonuç kararı

"Küresel Mutirão" (bu isim, insanların birbirine yardım etmek için bir araya gelmesi geleneğini ifade eden Portekizce bir kelimeden geliyor) olarak adlandırılan COP30 kararında 59 paragraf yer alıyor. Bunlarında yalnızca sekizinde yeni bir karar alma ifadesi var. Kararların geri kalanı, ‘‘not ediyor’’, ‘‘tanıyor’’, ‘‘onaylıyor’’ gibi yeni bir adım içermeyen paragraflardan oluşuyor. Oysa onca yıl ve onca karardan sonra devletlerin hâlâ uygulamada ne denli zayıf olduğu düşünüldüğünde, COP kararlarının bir niyet listesine dönüşmemesi gerekiyor. 

Kararda fosil yakıtların bahsi bile geçmiyor

Zirvenin en kritik başlıklarından biri fosil yakıtlardı. Fosil yakıtların açıkça anılması, COP 28’e kadar geçen yaklaşık 30 yıl boyunca neredeyse tamamen tabu olarak kaldı. 

COP 28 karar metninde geçen fosil yakıtlardan ‘‘uzaklaşma’’ söylemiyle kısmi bir eşik aşılmıştı. COP30’un da fosil yakıtlardan tamamen ve adil bir şekilde çıkabilmek için bağlayıcı, zaman çizelgeli ve somut bir ‘‘yol haritası’’ çizmesi bekleniyordu. Ne yazık ki bu da başarılamadı. Hatta ‘‘fosil yakıt’’ ifadesi, kararda hiç geçmiyor. Bu konuda ısrarcı olan 80 devlet bulunmasına rağmen ve devletlerin bu çağrısını karara not eden paragrafta dahi fosil yakıt ifadesi geçmiyor. Bu konu, Türkiye’nin COP31’deki ana sınavlarından biri olarak karşımıza gelecek gibi görünüyor. 

Amazonlar’dan bile ormansızlaşma yol haritası çıkamadı

Amazonlar’da düzenlenen COP30, ormanların korunması konusunda sembolik öneme sahipti ve yerli halkların yüksek katılımıyla gerçekleşti. Bu rağmen, çıkmasına kesin gözüyle bakılan, ormansızlaşmanın önlenmesi için bir yol haritası oluşturmaya dair çalışmalar da karar metnine giremedi. Ormansızlaşmayı durdurma hedefi yeniden teyit edilse de, hedefe ulaşmayı sağlayacak yeni, bağlayıcı bir yol haritası veya mekanizma yok. 

COP30da ormanları koruma hedefiyle yağmur ormanları yatırım fonu (Tropical Forests Forever Facility, TFFF) kuruldu; ancak fonun etkinliğiyle ilgili ciddi endişeler var. Amazonda kritik eşik noktasına yaklaşan ekositemlerin bulunduğu bir bölgede yapılan COPun dahi somut bir ormansızlaşma yol haritası üretememesi, Belem’in en dikkat çekici eksikliklerinden biri oldu.

Baku-Belem Yol Haritası

Gelişmekte olan ülkelere 1,3 trilyon dolar iklim finansmanı sağlanması hedefi ilk olarak COP 29’da bir tür vizyon olarak karar metnine girdi. Ancak bu miktarın nasıl ve kimler tarafından sağlanacağına dair bağlayıcı bir taahhütte bulunulmadı. 

COP30’da ise bu hedefi somutlaştırmak amacıyla Azerbaycan ve Brezilya başkanlıklarının ortak sunduğu “Baku–Belém Yol Haritası” açıklandı. Ancak bu metin bir COP kararı değil;  hükümetlerin onayladığı, bağlayıcı niteliği olmayan bir stratejik yönlendirme belgesi. 

1,3 trilyon dolarlık finansman hedefi, COP 29’daki resmi çerçevesini korusa da, COP30’da hukuki ağırlığını artıracak yeni bir karar ortaya çıkmadı.

Uyum finansmanı hedefi, gerçek ihtiyacı karşılamaya yetersiz

COP30’un finansman ayağında öne çıkan tek taahhüt ise uyum finansmanının üç katına çıkarılması oldu. Bu karar kulağa iddialı gelse de, ne kaynak dağılımı, ne finansmana ne zaman başlanacağı ne de paydaşların katkısına dair net bir yol haritası sunulmuş değil. 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre son yıllarda küresel uyum finansmanı yaklaşık 32 milyar dolar seviyesindeydi. Bunun üç katı, yaklaşık 96 milyar dolarlık bir bütçe anlamına geliyor. Ancak COP metni başlangıç yılını belirtmediği ve kamu-özel ayrımı netleşmediği için ülkeler bu hedefi 120 milyar dolar civarında - yani ihtiyaca biraz daha yakın bir düzeyde - yorumladı. 

Küresel uyum ihtiyacının ise 2030’a kadar yıllık 160 ile 340 milyar dolara ulaşacağı hesaplanıyor. İhtiyacın boyutu göz önüne alındığında, üç katlık artışın da gelişmekte olan ülkelerin giderek büyüyen uyum açığını kapatmaya yetmeyeceği görülüyor. 

COP 28’de taslağı oluşturulan, iklim değişikliğinin etkilerinden zarar gören yoksul ülkelere finansal destek sağlayacak Kayıp ve Zarar Fonu da Belem’de tamamlanamadı. Fonun yönetim yapısı, katkı yükümlülüklerinin nasıl dağıtılacağı gibi teknik hususları hâlâ  net değil. Bu dosya da Antalya’ya devredildi.

Ticarete yönelik kısıtlamalar daha çok konuşulacak

Ticaret konusunda COP30’da, özellikle AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) etkisiyle, gelişmekte olan ülkelerin artan endişelerine öne çıktı. Bu konu karar metnine sade bir şekilde, uluslararası ticarete keyfi ve haksız kısıtlamaların olmaması niyetini ifade eder bir şekilde girdi. 

Zirve boyunca, yeşil sanayileşme ve ticaret politikalarının iklim hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği vurgulandı. Kritik minerallerin adil tedarik edilmesi ve sınırda karbon düzenlemelerinin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri tartışıldı. Bu tartışmalar karar metninde net bir şekilde yer alamadı ancak tartışmaların devam edeceğini ve ticaret konusunun bundan sonra çokça konuşulacağını düşünmek hata olmaz. 

COP30’da iklim dezenformasyonuna karşı tavır alınması da dikkat çekiciydi. Yanlış ve yanıltıcı bilgilerin iklim eylemini geciktirdiği vurgulandı. Bazı ülkeler ilk kez ‘‘İklim Bilgi Bütünlüğü Bildirgesi’’ne imza atarak, bilim insanlarını ve çevre gazetecilerini destekleme sözü verdi. 

Belem’den Antalya’ya: Türkiye güven verebilmeli

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklamasına göre COP31 Liderler Zirvesi İstanbul’da, müzakereler ise Antalya’da düzenlenecek. COP31 için rekabet eden Türkiye ve Avustralya arasında varılan alışılmadık uzlaşıya göre COP31 başkanlığı Türkiye’de olacak, ancak müzakerelere Türkiye’nin atayacağı bir Avustralyalı temsilci başkanlık edecek. 

Antalya’da fosil yakıtların geleceği, uyum finansmanı, Kayıp ve Zarar Fonu gibi kilit başlıkların ilerleyebilmesi, Türkiye’nin tarafları dengeli ve etkin bir müzakere zemininde tutabilme kapasitesine bağlı.

COP31 ev sahipliği, Türkiye için yalnızca bir organizasyon meselesi değil. Aynı zamanda kendi iklim politikalarını uluslararası kamuoyu önünde daha tutarlı, şeffaf ve güvenilir bir çerçeveye oturtma zorunluluğu anlamına geliyor. Bu bağlamda ev sahibi ülkelere yönelik temel beklentiler, Türkiye için de geçerli olacak: Açık hedefler, iyileştirilmiş şeffaflık, bilim temelli emisyon azaltım yolları ve müzakerelerde taraflara güven veren bir yaklaşım.

Türkiye’nin mevcut emisyon artış eğilimi, atık yönetimindeki sorunlar, fosil yakıt desteklerinin sürmesi, İkinci Ulusal Katkı Beyanı’nın zayıf bulunması ve insan hakları ihlalleri, en sık dile getirilen zafiyetler arasında yer alıyor.

Daha güçlü iklim hedefleri, ev sahipliği sorumluluğu

COP31 öncesi Türkiye’nin iklim hedeflerini daha güçlü, ölçülebilir ve Paris Anlaşması’yla uyumlu hâle getirmesi yalnızca bir beklenti değil, ev sahipliği sorumluluğunun doğal bir uzantısı. Bilimsel gerçeklikle uyumlu, orta vadeli mutlak azaltım hedefi; enerji dönüşümünde takvimlendirilmiş adımlar; kömürden çıkışa ilişkin netlik; ulusal politikalar ile 2053 net sıfır hedefi arasındaki uyumsuzlukların giderilmesi, Türkiye’nin hem müzakere masasındaki inandırıcılığını hem de COP31’in başarısını güçlendirebilir. 

Kısacası Türkiye, COP31’e giderken bir yandan tarafları bir arada tutan güvenilir bir süreç yöneticisi olmak, bir yandan da kendi emisyon azaltım ve uyum politikalarını güçlendirerek ev sahibi ülke olarak ortaya koyduğu iklim vizyonunu somutlaştırmak zorunda.

Dr. Ezgi Ediboğlu kimdir?

Dr. Ezgi Ediboğlu, İstanbul Üniversitesi’nde Hukuk lisans derecesini tamamladıktan sonra çevre hukuku alanında avukatlık yapmış ve Marmara Üniversitesi’nde Kamu Hukuku Yüksek Lisans programına katılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı’ndan yüksek eğitim için burs aldıktan sonra Marmara Üniversitesi’ndeki eğitimini askıya alarak Birleşik Krallık’a taşınmış ve burada Aberdeen Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Yüksek Lisans ve Doktora çalışmalarını tamamlamıştır.

Yüksek eğitiminde ana olarak Birleşmiş Milletler iklim değilikliği rejimi ve çevreye duyarlı teknolojilerin transferinin olası hükümetler arası yöntemlerine odaklanmıştır.

Doktora sonrası iki yıl kadar Türkiye’de akademisyenlik yapmış ve aynı zamanda 2021/22 Mercator - İPM Araştırmacısı olarak İstanbul Politikalar Merkezi bünyesinde ‘İklim Değişikliğiyle Mücadelede Teknolojik Yol Haritası: Türkiye İçin Bir Öneri’ adlı projesini yürütmüştür.

Türkiye’de bulunduğu sürede çalışmalarına Türkiye’nin iklim değişikliği rejimi altındaki durumunu da eklemiştir. Konu hakkında çalışmaya KAHİP ve kurucu üyelerinden biri olduğu Gıdanın Durumu Derneği gibi sivil toplum kuruluşları ile devam etmektedir.

2023 yılının başlarından beri Max Planck İnovasyon ve Rekabet Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olarak çalışmaktadır.

Uzmanlık alanları: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Rejimi, Çok Taraflı Çevre Anlaşmaları, Teknoloji Transferi, Uluslararası Çevre Hukuku, Uluslararası Örgütler Hukuku

 

İlgili İçerikler