Peter Green: Gitarın içinden ruh geçiren orijinal İngiliz blues'cusu
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Peter Green: Gitarın içinden ruh geçiren orijinal İngiliz blues'cusu

B.B. King: Peter üç notayla benim on notayla anlatamadığımı anlatıyor. Sessizlikten müzik yapan sanatçı. Her notası bir vicdan, her molası bir iç hesaplaşma. Kalbi ve ruhunun kırılganlığı notaların arasında gizli. Az çoktur. Melankolinin bestelenmiş hali. Albatros: Sükunet ve zarafet. Yeşil şeytan paranın peşinde. İçindeki deliyi serbest bırak. Eskiden karpuz idik, şimdi döndük hıyara...

Peter Green: Gitarın içinden ruh geçiren orijinal İngiliz blues'cusu

Çakma Fleetwood Mac deneyimim

1970'li yıllar. Santa Barbara'daki öğrencilik zamanım. Diğer alanların yanı sıra bir müziksever olarak da cennet ortamındayım. Santa Maria'da bir Fleetwood Mac konseri olacağını duyunca çok sevindim. Peter Green'li bu grup süper blues müziği yapardı. Devir Fleetwood Mac'in pop-rock'a dönüp şöhretini patlatmadan önceki devirdi. Ev arkadaşım sevgili Fatih Duruman’la hemen bilet aldık.

Konserde grup süper çalıyordu ama ortamda bir gariplik vardı. Alkış sayısı ve volümü çok düşüktü. Biraz sonra bu grubun çakma olduğunu, Fleetwood Mac'in eski menajerinin yeni elemanlarla bir cover grubu kurduğunu öğrendik.

İşin ilginç tarafı çakma makma bu gruptan hoşlanıp iyi vakit geçirmemiz oldu. Benim nüfus kağıdım 1960'ların başlarında İstanbul'da düzenlenen twist yarışmasını hatırlayacak kadar eskidir. Ertesi gün gazeteler "Yapılan danslar çok güzeldi, ama twist değildi" manşetiyle çıkmıştı.

İngiliz blues müziğinin sihri

Eğer 1960'larda İngiliz işçi sınıfının ve kentsoyluların tatminsiz çocukları ilginç bir şekilde Amerikalı siyahilerin özgün blues müziğine tapınırcasına bağlanıp inanılmaz yapıtlar üretmeseydi müzik dünyası bu cevherlerden mahrum kalacaktı.

Rolling Stones, Led Zeppelin, Animals, Yardbirds, Cream, Who, Fleetwood Mac gibi grupların ve Eric Clapton ve John Mayall gibi şöhretlerin özellikle erken dönemlerindeki plakları süper blues müziklerini içerir.

Bugün size değerli okuyucum Gökhan Yörükoğlu'nun önerisi üzerine İngiliz blues müziğinin en orijinal gitarist-şarkıcılarından birini tanıtmak istiyorum: Peter Green.

Peter Green Fleetwood Mac’in kurucusu olarak başladığı yolculukta şöhreti değil, duyguyu aradı. Onun eserleri blues’un acı yanında güzellik ve zarafetten de doğabileceğini kanıtladı.

Peter Green gibi müzisyenler sahnede binlerce kişiye çalardı ama aslında kendi yalnızlığını anlatırdı. Green elinde bir Gibson, yüzünde yorgun bir tebessüm, kalbinde dertlerin ağırlığıyla çalardı.

Peter Green gitarı bazen susmak için kullanırdı. Her notası bir vicdan sesi, her molası bir iç hesaplaşmaydı. Green’in sesinde kırılgan bir dürüstlük vardı. Sanki dünyanın bütün yorgunluğunu omuzlamış ama hâlâ bir umut parıltısı arayan bir adamın hikâyesini anlatırdı.

B.B. King’in efsane sözü boşuna değildir: “Peter üç notayla benim on notada anlatamadığımı anlatıyor.”

Eric Clapton Bluesbreakers'tan ayrıldığında Green 1966'dan itibaren Mayall'ın grubunun tam zamanlı bir üyesi oldu. Yapımcı Mike Vernon onun gruba katılışını şöyle hatırlar:

John Mayall'a "Eric Clapton nerede?" diye sordum. Mayall "artık aramızda değil" diye yanıtladı. Şok olmuştum. Ama Mayall "dert etme, daha iyi birini bulduk" dedi. Ben de "bu çok saçma. Eric Clapton'dan daha iyisi mi var?" diye sordum. John "şu anda daha iyi olmayabilir ama bekle, birkaç yıl içinde en iyisi olacak" dedi. Sonra beni Peter Green ile tanıştırdı.

Eric Clapton Green'in gitar çalışını defalarca övdü. B.B. King "Şimdiye kadar duyduğum en tatlı tona sahip. Bana soğuk terler döktüren tek gitarist odur" yorumunu yaptı.

1967-1970 yılları arasında Peter Green Fleetwood Mac grubuyla çok iyi işler çıkardı. Black Magic Woman büyük bir üne kavuştu ve Santana tarafından cover'landı. 18 yaşındaki Danny Kirwan'ın yer aldığı enstrümantal Albatross İngiliz listelerinde bir numaraya ulaştı.

1996'da Green, Mojo dergisinde tüm zamanların en iyi üçüncü gitaristi seçildi. 2015 yılında Rolling Stone dergisi Tüm Zamanların En İyi 100 Gitaristi listesinde onu 58. sıraya yerleştirdi.

Sadelikteki deha

Green’in gitar tonu 1960'larda ve 70'lerde çok yavaş ve sessiz bulunurdu. Ama bugün tüm ünlü gitaristler o sessizliğin ne kadar güçlü olduğunun bilincindedirler.

Green “az çoktur” felsefesine inanırdı. Her nota nefes alır, her duruş bir hikâye anlatırdı.

Peter Green blues’un karanlık tarafını da sahiplendi. Onun müziğinde mutluluk değil, bir iç huzur arayışı vardır. İnsan ruhunun kırılganlığını notalara çevirirdi.

Green gitar kahramanları çağında kahraman olmayı reddeden adamdı. Ün peşinde koşmadı, müziğin peşinde kaybolmayı seçti.

Çok parlak yıldızlar gibi erken parlayıp söndü. Ruhsal çöküşler ve sahneden uzak yıllar geçirdi. Şizofreni teşhisi kondu ve 73 yaşında uykusunda hayatını kaybetti.

Peter Green's Fleetwood Mac: Need Your Love So Bad /Aşkına Çok Muhtacım (1969)

Peter Green’in Need Your Love So Bad yorumu blues’un ne kadar çıplak, savunmasız ve insani olabileceğinin kanıtıdır.

Need Your Love So Bad bir yalnızlık, aidiyet arayışı ve teslimiyet şarkısıdır. Şarkıyı dinlerken bir adamın tüm savunmalarını indirip size en zayıf halini gösterdiğine tanık olursunuz.

Green bu parçada hiçbir gösterişe kaçmaz. Ne uzun sololarla kendini kanıtlamaya çalışır ne de teknik virtüözlüğü öne çıkarır. Her nota sevginin eksikliğini, yalnızlığın acısını ve insanın tüm gururunu bırakıp sevgiye muhtaç hâle gelişini anlatır. Gözyaşlarını notalara çevirir.

Green’in vokali kırılgandır ama bu kırılganlık güçsüzlük değil, dürüstlüktür. Sesi yorgun bir aşığın iç çekişi gibidir. Dinleyici istemeden onun çaresizliğine ortak olur.

Gitar konuşur, ağlar, bazen teselli eder. Peter Green burada blues’un özünü yeniden tanımlar: Az söz, çok duygu.

Yaylıların devreye girmesi şarkıya bir klasik müzik ciddiyeti ve opera dramı katar.

Gitar solosu sözcüklerin anlatamadığı gözyaşı damlasını ve titreyen dudakları tarif eder. Dinleyenler içindeki acıda kendi kayıplarını ve özlemlerini bulur.

Need Your Love So Bad bir iç hesaplaşmadır. Peter Green müzikle bir terapi seansı düzenler.

Fleetwood Mac: Albatross/Göçmen Kuşu (1969)

 

Albatross bir bestecinin ruh dinginliğini notalara dönüştürmesinin en güzel örneklerinden biridir. Enstrümantal parça sözcüklere gerek duymadan huzuru, denizi, rüzgârı ve melankoliyi hissettirir.

Göçmen Kuşu bize rehberlik yapar. Gitar gökyüzünde süzülen vakur kuşu canlandırır. Davulun sakin ve derinden gelen vuruşları kalp atışını andırır. Bas ritmi altta uzanan engin okyanusun karanlık ve dingin derinliğini temsil eder.

Parça bir ressamın fırçasıyla tuvalde yarattığı gibi mavi, turkuaz ve morun tonlarından oluşan bir gün batımı manzarası yaratır. Bu kulakla görülen bir tablodur.

Albatross denizin üzerinde süzülen dev kuşun sakinliğini, dalgaların ritmik nefesini ve uzaktaki deniz fenerinin huzur verici yalnızlığını çağrıştırır. Şarkı insanın iç dünyasına sessizce dokunur. Dinleyici parçayı bitirdiği zaman meditasyon yapmış gibi olur.

Albatross Peter Green’in müzikteki inceliğinin, doğayla kurduğu içsel bağın ve melankolik zarafetinin göstergesidir. Parça insanı yavaşlatır, düşündürür ve bir iç barış armağan eder.

Şarkı İngiltere listelerinde uzun süre bir numarada kaldı, Beatles'ı bile geride bıraktı.

Albatross'un en çok tercih edilen cenaze müziklerinden biri olduğunu biliyor muydunuz? Peter Green göçtükten sonra arkadaşlarının onu anmak için verdikleri konserde Pink Floyd'un ünlü gitaristi David Gilmour çalıyor. Mick Fleetwood ve Arkadaşları: Albatross (2020)

Eğer David Gilmour senin şarkını arkandan çalıyorsa müzik dünyasında bir yerlere gelmişsindir.

Peter Green: A Fool No More / Artık Aptal Değilim (1979)

Bence çok az şarkı Peter Green'in Fool No More'undaki gibi acıyı böyle saf ama aynı zamanda rahatsız edici bir güzellikle betimler. Şarkı sanki yıkıntıların içinden yükselen, gururdan arınmış çıplak bir itiraftır.

Green'in gitarı adeta ıslak bir Londra sokağından yankılanırcasına hüzünlü bir melodi çalar. Sonra Peter Green'in sesi ruhun derinliklerinden gelen bir sızıyı yansıtır.

Green acısını bağırmaz, her hecesinde taşıyarak bize sunar. Sesinde kırılgan bir titreyiş vardır.

Şarkı bir keder senfonisidir. Sade, minimal bir ritmin üzerine Green'in vokali ve gitarı iç içe geçer. Gitar soloları uzun ve ağır çekim ağıtlardır. Bu bir teknik virtüözlük gösterisi değil, duygusal bir deşarjdır.

Green aldatılmış bir insanın karmaşık psikolojisini kelimelere döker. "Seninle mutsuz olmaktansa yalnız olmayı tercih ederim" der. Bu bir öfke patlaması değil, yorgun bir teslimiyettir. Onun yanında olma arzusuyla kendisine saygısını koruma çabası arasında gidip gelir.

Peter Green kalbini açarak dinleyiciyi en savunmasız anına davet eder. Şarkıyı dinlerken bir adamın ruhunun paramparça oluşuna, ama aynı zamanda bu yıkıntıların içinden bir onur ve farkındalık doğuşuna tanıklık ederiz.

Peter Green's Fleetwood Mac: Man of the World/Dünya Adamı

Man of the World bir itiraf, iç hesaplaşma ve ruhun sessiz çığlığıdır. Green bu yapıtında insan olmanın yalnızlığını ve kırılganlığını gitarıyla ortaya koyar.

Şarkı ilk notalarından itibaren huzurla üzüntünün buluştuğu bir atmosfer yaratır. Green’in sesi neredeyse bir fısıltı gibidir, ama o fısıltının içinde bir roman gizlidir. Parçada hayatın yüküyle ezilmiş bir insanın kalbi atar.

Peter Green’in Man of the World'ı yazdığı dönem onun hem müzikal hem ruhsal olarak uçurumun kenarında gezindiği yıllardı. Şöhretin, paranın ve gücün ötesinde gerçek huzuru arıyordu. Bu şarkıda dürüstlük duyulur. Green’in müziğinde samimiyet ve içtenlik virtüözlüğün önündedir.

Man of the World bir blues şarkısı değildir, ama kaybolmuş bir ruhun melodisi olarak blues’un özünü taşır. Dinleyenler sadece Peter Green’in değil, kendi iç seslerinin yankısını da duyarlar.

"Sanırım ihtiyacım olan her şeye sahibim / Daha fazlasını istemem" sözleri yüzeyde bir mutluluk anlatıyor gibi görünse de Green'in hassas, buruk vokaliyle bir yalnızlık çığlığına dönüşür. Şarkı maddi başarı ve şöhretin kişiyi nasıl yalnızlaştırdığını ve iç boşluğa düştüğünü anlatır.

Fleetwood Mac: The Green Manalishi (With the Two Pronged Crown) / Yeşil Şeytan (İki Uçlu Tacıyla) (1969)

Fleetwood Mac'in The Green Manalishi'si dinleyeni çeken, sarsan ve bir daha tamamen bırakmayan bir yapıttır. Şarkı Peter Green'in çılgınlık ve karanlıkla flört eden güçlü blues parçalarından biridir.

The Green Manalishi kilise çanını andıran hipnotik, ağır tempolu bir gitar riffiyle başlar ve sizi içine çeker. Bu neşeli bir davet değil, kaçınılmaz bir kadere doğru ağır bir yürüyüştür. Peter Green'in sesi bir hayalet gibidir, hüzünlü, ürpertici ve korku yüklüdür.

Sözler paranoyak bir rüyadan fırlamış gibidir. Yeşil, taçlı, para ve korkuyu temsil eden iblis Green'in kişisel şeytanlarının, uykusuz gecelerinin ve psikolojik sıkıntılarının somut dışavurumudur.

Green içindeki fırtınaları müziğe ve söze dönüştürür. Paranın, şöhretin ve hırsın sembolü olan Yeşil Şeytan'ın peşinden koşarken insanın ruhunu kaybedişini anlatır.

Aynı parçayı bir de arkadaşlarından dinleyin. Kirk Emmett'in çaldığı gitar Peter Green'in Greeny diye adlandırdığı sihirli Gibson Les Paul'u: Mick Fleetwood and Friends: The Green Manalishi (2020)

Fleetwood Mac: Coming Your Way / Sana Doğru Geliyorum (1969)

Fleetwood Mac'in Kiln House albümünde yer alan Coming Your Way parçası bir enerji manifestosudur.

Parçadaki hipnotik, döngüsel ve güçlü slide gitar riff'i dinleyiciyi bilinmeyen bir diyara doğru sürükler. Şarkı yalın ve saf bir ritimle örülmüştür. Bir kere kulağınıza takıldı mı bir daha çıkmaz.

Slide gitarın altını Mick Fleetwood'un dünyanın kalp atışını ve Kızılderili tamtamlarını anımsatan davul performansı doldurur. Fleetwood'un o ilkel, güçlü ve sürekli ritmi parçaya bir ayin havası verir. Davul sizi ayaklarınızı yere vurmaya, başınızı sallamaya ve içinizdeki deliyi serbest bırakmaya zorlar.

Tüm bu yoğun enerjinin ortasında Christine McVie'nin piyanosu çölde bir vaha gibi belirir. Slide gitarın keskin ve davulun vurucu gücünün arasında piyano parçaya bir melodi ve hava katmanı ekleyerek dinleyiciye nefes aldırır.

Coming Your Way Fleetwood Mac'in blues köklerine sarıldığı, ama aynı zamanda onu kişiselleştirip kendi büyülü dünyasının bir parçası haline getirdiği anlardan biridir. Parça grubun daha sonraki pop-rock başarılarının aksine ham, filizlenmemiş ve tutku dolu bir gücü temsil eder.

Peter Green's Fleetwood Mac: Oh Well (1969)

Fleetwood Mac'in Oh Well parçası içinde iki evreni barındıran zamanın ötesinde bir başyapıttır. Bir blues-rock patlamasının ardından büyüleyici bir Akdeniz esintisi gelir.

Şarkı Peter Green'in yalın ve acılı gitar riffiyle başlar. Ardından Green'in vokali duyulur. Soğuk, mesafeli, hatta küçümseyen bir tonla Tanrı ile konuştuklarını anlatır.

Tanrı'yla konuştuğumda anlayacağını biliyordum. 'Yanımda kal ve senin yol göstericin olayım' dedi. Ama bana senin hakkında ne düşündüğümü sorma, beklediğin cevabı vermeyebilirim.

Bu sözler bir reddediş, isyan ve yalnızlık manifestosudur. Davulların ve basın ilkel, vahşi bir ritimle devreye girmesiyle şarkı bir savaş ilanına dönüşür.

İkinci bölümde şarkı farklı bir aleme gider. İspanyol esintileri taşıyan akustik gitarın narin ve pastoral melodisi ile flütün büyüleyici nağmeleri duyulur. Bu bölüm fırtınanın hemen ardından çıkan güneş gibidir. Öfke ve gürültü yerini huzura bırakır.

Fleetwood Mac bir şarkının içinde hem cehennemi hem cenneti aynı anda göstermiş, dinleyiciyi duygusal bir lunapark trenine bindirmiştir. Sadelik içinde delilik yaşanır.

Aynı parçayı bir de değerli sanatçı öldükten sonra arkadaşlarının düzenledikleri veda konserinden dinleyin. Billy Gibbons ve Steven Tyler söylüyor: Mick Fleetwood and Friends: Oh Well Pt. 1

Peter Green's Fleetwood Mac: Black Magic Woman/Kara Büyücü Kadın (1970)

Black Magic Woman İngiliz blues müziğinin en rafine örneklerinden biridir. O yıllarda pek çok grup Amerikan blues’unu taklit ederken Fleetwood Mac bu şarkıyla onu yeniden yarattı.

Black Magic Woman Peter Green’in iç dünyasının, aşkın, tutkunun ve karanlığın karışımından doğdu. Parça İngiliz rock dünyasında büyünün, cazibenin ve gizemin sese dönüştüğü bir dönüm noktasıdır.

Bir kara büyücü kadınım var" diye başlayan sözler tipik bir aşk yakınması gibi görünür, fakat Green’in gitarından çıkan tonlar bambaşka bir dünyaya açılır. Green dinleyenleri kendi melankolisine çeker ve hipnotize eder.

Green’in bu parçayı yazarken içindeki tutkunun karanlık tarafını yansıttığı hissedilir. Onun sanatında aşkı büyüyle, tutkuyu tehlikeyle birleştiren sembolizm sık görülür. Şarkı bir kadına değil, büyüye tutulmuş bir ruhun itirafıdır.

Parçanın temposu düşüktür ama gerilimi yüksektir. Green’in az ve öz felsefesi şarkıya sinematografik bir derinlik kazandırır.

Ses kalitesinin biraz daha iyi olduğu plak kaydı için tıklayın: Fleetwood Mac: Black Magic Woman (1968)

Metallica'nın gitaristi Kirk Emmett Peter Green'in sihirli gitarını satın alırken. Ne demişti Cem Karaca? "Eskiden karpuz idik, şimdi döndük hıyara"

Bu yazıdaki tüm parçalar.

Gary Moore: Blues for Greeny (1995)

Best of Peter Green

İlgili İçerikler