Türkiye ve Suriye karşılıklı olarak birbirinden çok etkileniyor, Suriye'deki gelişmeler Türkiye'deki “sürece” ve iç siyasi hesaplara doğrudan yansıyor.
Meclis Komisyonu heyetinin İmralı’ya gidip Abdullah Öcalan’la görüşmesi ile Mazlum Abdi’nin açıklamaları, Ahmet el-Şara’nın Vaşington ziyareti ile İsrail’in Suriye’nin egemenliğini hiçe sayan hamleleri birbiriyle irtibatlı.
ABD, İsrail, Körfez ülkeleri, Rusya, İran gibi diğer dış faktörlerin de denkleme dahil olmasıyla, Suriye’de zaten çok karmaşık olan meselelerin çözümü daha da güç hale geliyor.
Suriyeli Kürtlerin dünü ve bugünü
2011 yılında patlak veren Suriye krizi, Esad rejimi döneminde baskıya ve ayrımcılığa maruz kalan Kürtlerin silahlı (YPG/SDG) ve sivil (PYD, Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi) örgütlenmelerinin yolunu açtı.
2014'ten sonra ABD’nin eğitip donattığı YPG/SDG İŞİD’e karşı savaştı ama Esad rejimiyle antant sağladı ve birçok konuda işbirliğinde bulundular.
Bu tür politikalarla iç savaş döneminde önemli kazanımlar elde eden Kürt tarafı, artık 2011 öncesine geri dönülemeyeceğini vurgulayarak, Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde yaşamaya devam etmek için “demokratik birlik” olarak da adlandırdıkları kavram çerçevesinde başlıca şu taleplerde bulunuyor:
-Suriye’de ademi merkeziyetçi bir yönetim yapısı belirlenmesi.
-SDG/YPG’nin, formasyonunun korunması kaydıyla, Suriye ordusuna entegre edilmesi.
-Bu unsurların ve diğer taleplerinin (Kürtçenin kullanımı, eğitim sistemi vs) anayasada yer alması.
Suriye'nin yanı sıra Orta Doğu ve civarının da yeniden şekillendiği bir dönemde, bu kavramlar sadece Suriye'deki Kürtlere, YPG/SDG’ye mahsus değil.
Kürt partilerinin bu yıl 26 Nisan'da Kamışlı'da düzenledikleri Kürt Ulusal Konferansı ve son olarak 18 Kasım’da Dohuk’ta yapılan Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu'nda, ayrıca, önde gelen Kürt şahsiyetlerin basına verdikleri mülakatlarda ortaya koydukları görüşler de “demokratik birliktelik, kurucu halklar, otonom yönetim, yeni ve kapsayıcı anayasa” etrafında dönüyor.
Farklı Kürt unsurlar arasındaki ihtilaflı ortam son dönemde yerini Barzani’nin KDP’sinden SDG’ye, DEM Partiden Suriye Kürt Ulusal Konseyi’ne, tüm başlıca Kürt grupların dahil olduğu toplantılara ve temaslara bıraktı.
Terörist başı Abdullah Öcalan’ın “kurucu önder” mertebesine yükseltilerek temel bir siyasi figür haline getirilmesi yoluna girildi. SDG’nin PKK kadrolarından gelen komutanı Mazlum Abdi de takım elbiseyle sahnelere çıkmaya başladı.
Bu gelişmeleri bir bütünün parçaları olarak değerlendirmek gerekir.
Türkiye gelişmeleri yönlendiriyor mu, akışa kapıldı gidiyor mu?
Türkiye Suriye'de çok önemli bir aktör, gelişmeleri etkileyebilecek imkanlara sahip ama tek başına yönlendirici ve belirleyici değil.
Türkiye PKK’nın ve Suriye'deki uzantısı olan YPG'nin silah bırakarak sahneden çekilmesini istiyordu.
ABD’nin gözetiminde Ahmet el-Şara ile Mazlum Abdi arasında imzalanan 10 Mart anlaşmasından da kendini soyutlamıştı.
Bugün ise, 10 Mart anlaşmasına da YPG’nin Suriye ordusuna bir bütün halinde entegre olmasına da karşı çıkmıyor, galiba..
Vaşington'daki Trump-Şara görüşmesinden sonra gazetelere açıklamada bulunan PYD'nin üst düzey yetkililerinden Salih Müslim, Hakan Fidan’ın da orada bulunmasının Türkiye'nin 10 Mart anlaşmasını ve süreci artık kabul ettiği şeklinde yorumlanabileceğini söyledi.
En üst düzey Türk yetkililer YPG/SDG’nin Türkiye’nin ulusal güvenliği için tehdit oluşturduğunu dile getirmelerine mukabil hep bir muğlaklık var.
Bu muğlaklık, Türkiye’nin kervanı iç siyasetindeki ve sınır ötesindeki gelişmelere göre dizmesine, ayrıca, süreç konusunda iktidar partisi, ortağı olan siyasi parti ve devlet yapısı içindeki bazı görüş farklılıklarına ve Türk halkının önemli bir bölümünde süreçle ilgili mevcut ciddi kaygı ve itirazlardan kaynaklanan hassasiyetlere bağlanabilir.
Kürtlerin Suriye ordusuna entegrasyonu Türkiye’nin isteklerini karşılıyor mu?
YPG/SDG’nin orduya entegrasyonu konusunda kesin bir anlaşma henüz açıklanmadı ancak nasıl olabileceği üzerinde bir mutabakat oluştuğu söyleniyor.
Mazlum Abdi de 23 Kasım’da Mezopotamya Ajansı’na verdiği röportajda bunu teyit etti ama büyük resmi oluşturan diğer konular (idari yapı, yeni anayasa vs) üzerinde de anlaşma sağlanmadan sadece askeri alanda entegrasyona dair bir mutabakatın nihai hale getirilemeyeceğini ekledi.
Diplomatik müzakerelerin temel kuralı olan “her şey üzerinde mutabık kalınmadan hiçbir şey üzerinde mutabık kalınmış sayılmaz” kuralı temelinde bu yaklaşım aslında yanlış değil ama bir kısır döngü oluşuyor ve düğüm çözülemiyor.
Şam SDG’nin taleplerini maksimalist olarak değerlendiriyor, SDG de Şam’ın az verip çok almak istediği görüşünde.
Bu ortamda, iki taraf bir yandan müzakere ederken, diğer yandan da Rakka ve diğer bazı bölgelerde çatışıyor.
Yeni Suriye anayasasının ne aşamada olduğu bilinmiyor ama açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre YPG’nin orduya entegrasyonuyla ilgili olarak iki taraf arasında varıldığı söylenen mutabakatın ana unsurları şöyleymiş:
-YPG/SDG, formasyonlarını olduğu gibi koruyarak, bir veya iki tümen ve iki tugay şeklinde Suriye ordusuna katılacak.
-Bu birliklerin konuş yerleri kuzey ve kuzeydoğu Suriye'de, yani SDG’nin kontrolündeki bölgelerde olacak.
-SDG birliklerinden biri, gerektiğinde Suriye'nin tüm bölgelerinde terörle mücadele için görevlendirilecek.
-Bazı YPG/SDG militanları, Suriye Savunma Bakanlığı'nın komuta kademelerinde görev alacak.
Eğer gerçekse, böyle bir düzenlemeyle SDG/YPG dağıtılmadığı gibi, Suriye devleti ve savunma aygıtı içinde yasal bir statü kazanıyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani de Al Majalla’da 18 Kasım’da yayınlanan röportajında bu hususu teyit ediyor.
Bu şekilde bir entegrasyon, Kuzey Irak'taki terör örgütü mensuplarının evlerine dönmek istememeleri veya dönememeleri halinde kapılanabilecekleri bir barınak imkanı da sağlıyor.
Türkiye’nin yaklaşık 8.000 PKK’lının kuzey Irak’tan ayrılmalarına dair bir anlaşma üzerinde çalıştığı hakkında kısa bir süre önce yayınlanan Reuters haberi bu kapsamda kayda değerdir.
ABD’nin konumu ve Türkiye ile ilişkisi
ABD Biden döneminde Türkiye’nin SDG/YPG konusundaki endişelerine kayıtsız kalmıştı.
Trump‘ın ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkileri iyi ve Türkiye’nin Suriye’de rol oynamasını istiyor ama tabi Amerika’nın çıkarlarıyla uyumlu olması kaydıyla.
Suriye’de birçok meselede belirleyici unsur olarak görülen ABD'nin sadece Suriye için değil, Türkiye ve bölge ülkeleri için ne düşündüğünü Suriye özel temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack’ın bazen X hesabındaki bilgilendirmelerinden, bazen basına verdiği röportajlardan takip etmek mümkün.
Bir süre önce Osmanlı dönemindeki millet sistemini öven Barrack, Vaşington görüşmesinin ardından, “ABD-Türkiye-Suriye çerçevesinin bir sonraki aşamasının Suriye Demokratik Güçlerinin yeni Suriye ekonomi, savunma ve sivil yapısına entegre edilmesi, Türkiye-Suriye-İsrail ilişkilerinin yeniden tanımlanması ve İsrail-Hamas ateşkesini destekleyen uyumun ilerletilmesi şeklinde belirlendiğini” açıkladı.
ABD’nin Suriye'de bu ülkenin toprak bütünlüğü dahilinde ademi merkeziyetçi bir sistemden yana olduğunu, öte yandan, bunca yıldır büyüttüğü SDF/YPG'yi ortadan kaldırmayı değil, Suriye ordusuna entegre ederek meşru statüye kavuşturmayı hedeflediğini düşünmek doğru olur.
Türkiye’nin itiraz ve kabul sınırlarının nerelerde çekildiğini zaman gösterecek.


