Son senelerde, mafya tipi organize suç örgütlerinin birçok ülkede yayıldıklarını, sosyal düzene, ekonomiye, daha vahimi, demokrasiye büyük çapta zarar verdiklerini belirten yazılar okumaktayız.
Bu konuda haber veren herhangi bir kaynağa şöyle bir göz atmak bile meselenin boyutu konusunda yeterli bilgi sağlamakta, bunların ilgi alanlarının genişliğini yansıtmaktadır: Belçika'da mücevher mağazaları ve restoranlar, oteller; Fransa'da, döviz büroları, emlak, golf sahaları, klinikler ve kumarhaneler; Portekiz'de, kumarhaneler ve emlak acentelerinden bazıları bu örgütlere aittir.
Bu örgütler artık, gelirlerini kısa sürede olağanüstü boyutlarda artırmak için siyasete sızmayı ve özel çıkarlar için kamu kaynaklarını sömürmeyi amaçlayan, merkezileşmiş, çoğunlukla uluslararası suç odakları olarak tanımlanmaktadır.
Bizim gibi demokrasisi sallantıda olan yerlerde yaşayanların bu gelişmelere kulak kabartması, kavuşmak istediğimiz insanca düzeye varmak için adımlar attığımızda, özellikte seçimlere yaklaşıldığında hesaba katması gerekmektedir.
Birleşmiş Milletler örgütünde konu ile ilgili görevlilerden E. Buscaglia ve J. van Dijk’e (1) göre organize suç örgütleri, amaçlarına, kamu kurumlarını ele geçirerek ulaşmakta, çıkarlarına uygun kararlar alınmasını bu şekilde sağlamaktadırlar. Bu sırada yargının organize suç örgütleriyle güçlü bir şekilde ilişkilendiği de görülmektedir.
Mafya faaliyetlerinin, ülkelerin kalkınmalarını olumsuz bir şekilde etkilediklerini yansıtan birçok kanıt vardır: Örneğin, İtalya'da Pinotti (2015), organize suçun, 30 yıllık bir dönemde Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'da yüzde 16'lık bir kayba neden olduğunu tespit etmiştir(2); Mafya sızmasının yerel politikacıların kalitesini (ortalama eğitim seviyelerine göre ölçüldüğünde) düşürdüğünü yansıtan yayınlar vardır.
Mafya örgütleri, oy piyasasına da müdahale ederek seçim sonuçlarını çarpıtmaktadırlar: İtalyan sosyal bilimcisi Diego Gambetta’nın vurguladığı gibi, mafya tipi örgütler, vatandaşları tehdit etme veya ödüllendirme yoluyla kamu fonlarının ve satın alma sözleşmelerinin kendilerine yönlendirilmesini sağlayan siyasetçilerin seçilme şanslarını artırırlar. Suç ile bağlantılı siyasetçilerin varlığını yansıtan çok sayıda ipucu var ; mesela İtalya’da Demokrasi için Hareket Partisi'nin, Hristiyan Demokrat Parti’den Mafya ile ilişkileri nedeniyle 1991 yılında ayrılan Palermo Belediye Başkanı Leoluca Orlando tarafından kurulmuş olduğu bilinmektedir.
Ekonomileri aksayan, bunu doğrultacak kültür, bilgi ve imkanı olmayan ya da bunları değerlendiremeyen yönetimler bu tür mafya ilişkilerinden yarar umarlar: Britanya'da yaşayan Suriye kökenli yazar Rana Kabbani, Suriye'de Hafız Esad'ın kişilik kültü etrafında inşa edilmiş totaliter bir mafya devletinin nasıl inşa edildiğini, aynı yollardan geçmiş başka devlet reislerinden bu konuda neler öğrenmiş olduğunu anlatmıştır: Beşar Esad'ın babası Hafız, 1970 darbesinden sonra iktidara geldiğinde, Romanya'nın diktatörü Çavuşesku'yu örnek alan bir lider kültü oluşmuştu. Romanya'nın diktatörü, Esad'ın siyasi müttefiki, halka baskı konularında stratejik danışmanı olmuştu.
Kabbani, 1971-1974 yılları arasında Şam'da okuduğu devlet okulunda, topyekûn bir beyin yıkama sürecinin başladığını, bu sürecin onun çocuklarının neslinde, en kaba propaganda makineleri ve en ölümcül güvenlik hizmetleriyle iş ve gücünü tekeline alan kindar bir aile mafyasının başındaki kişiden başka bir siyasi kişiliği veya bağlantısı olmayan bir nüfus yaratmak için tasarlandığını anlatmıştır.
Terörizmden farklı olarak, mafya tipi organize suçu, "biz ve onlar" ikilemine indirgemek kolay değildir: Organize suç örgütlerinin ve bunların sızdıkları siyasi oluşumların üyeleri, genellikle sıradan vatandaşlarla aynı topluluğun parçasıdırlar ve aynı kültürel ve dini amaçlara sahip olduklarını, aynı milli hedeflere yöneldiklerini açıklamaktadırlar; böylece demokrasiden uzaklaşmış ülkelerde politikacıların varlıklarını pekiştirmek amacıyla çok kullandıkları “kötü onlar ve sizi onlardan koruyan bizler” tekerlemesinin dışında kalmakta, hatta kötü olarak tanımlananlarla savaşta yer alarak ülkelerine verdikleri zararı maskeleyebilmektedirler.
Mafya tipi örgütlere karşı çıkan politikacılar bazı yerlerde suç örgütleri kaynaklı şiddetin hedefi olmaktadır. Bunun örnekleri çoktur; iyi bilinen eski bir örneği sonra da yakın evredekileri anımsayalım:
ABD seçimlerinde mafya üyeleriyle arkadaş ve aile bağları olan politikacılardan bazılarının seçim kampanyalarını finanse eden Mafyaydı. John F. Kennedy’nin babası, İrlanda mafyasının üyesiydi ve İtalyan mafyasıyla sıkı bağları vardı. Başkan Yardımcısı Lyndon B Johnson ise Teksas mafyasına yakındı. Mafya, Kennedy’nin finansmanına yardımcı oldu. Kennedy bir zaman sonra onlara sırt çevirip Mafya'yı dava ettiğinde sonu pek iyi olmadı.
Meksika'da uyuşturucu kartellerinin kiraladığı suikastçılar son on yılda 100 belediye başkanını öldürdü. Günümüzde Latin Amerika ve Karayipler, dünyada şiddetin en çok görüldüğü bölgedir. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'nin (UNODC) 2023 raporuna göre, 2021 yılında gezegenimizdeki cinayetlerin yüzde 34'ü Amerika kıtasında işlenmiştir ve bu cinayetlerin çoğunun uyuşturucuyla mücadele kapsamında süren küresel savaşla bağlantılı olduğu bilinmektedir.
Güven, sosyal sermayenin önemli bir bileşeni olarak kabul edilir. Güven, sıradan vatandaşları, kendilerini temsil etmesi amaçlanan kurumlara ve birbirlerine bağlar. Demokratik toplumlarda otoriteye ve kamu kurumlarına güven geçerlidir. Bu güven, işbirliğinin ve kolektif karar almanın temelidir.. Bunun aksine, kurumlara duyulan güvensizlik, dayanışmayı bozar , suçun, mafyanın hüküm sürdüğü yerlerde gerçekleşenler sadece bireyleri mağdur etmekle kalmaz, aynı zamanda korkuyu, şüpheyi ve güvensizliği artırarak sosyal ve kurumsal dokuyu da zayıflatır. Böylece, suçun güven üzerindeki etkisi, işbirliğini, kurumları zayıflatır; sonuçta ekonomi alabildiğine olumsuz etkilenir.
Bu düzende özel çıkarlar kamu çıkarının önüne konduğu için demokrasi yıpranır, temsili demokrasinin temelleri olan kamu kararları üzerindeki halk kontrolü ve siyasi eşitlik ilkeleri törpülenir.
Ne yapmalı?
Konuyu polisle, jandarmayla, orduyla çözemeyen bazı Latin Amerika yönetimleri, uyuşturucu maddeleri yasa dışı kılan politikaları hafifleterek ya da kaldırarak kaçakçılığın karlılığını engellemeyi bir yol olarak seçmişlerdi: Örneğin Bolivya, 2011 yılında yerli koka bitkisi üretimini yasallaştırdı. Uruguay ve Jamaika, 2014 ve 2015 yıllarında bazı esrar alımlarını yasallaştırdı.
Kolombiya, Meksika ve Bolivya ve diğer bazı Latin Amerika hükümetleri, 2016 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda düzenlenen bir toplantıda uyuşturucu kullanımına yeni bir küresel yaklaşım planı sunmaya çalıştılar; ancak diğer ülkeleri her türlü uyuşturucunun suç olmaktan çıkarılması konusunda ikna edemediler. Ancak, esrar gibi daha önce yasadışı sayılan bazı uyuşturucuların tıbbi amaçlı kullanımının ülkeler tarafından düzenlenmesine olanak tanıyan bir anlaşmaya varıldı.
Bazı araştırmacılara göre Huther ile Shah’ın "yönetişim kalitesi indeksi” ile değerlendirildiğinde, demokrasinin pekişmesinin organize suçun güçlenmesini engellediği anlaşılmaktadır..
Çare demokrasiden başka bir şey olmadığına göre siyasete, kamu kaynaklarına metastas yapmış olan suç örgütlerini, bunlardan medet uman politikacıları tanımalı, demokrasiye varmak için kat etmemiz gereken yolun en önemli engellerinin bunlar olduğunu bilirsek stratejimizi buna göre belirlersek başaracağımızı kavramalıyız.


