İlk konseri öncesi Ragıb Narin’le müzik, yolculuk ve sosyal medya üzerine: Öncelikli hedef niyet
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İlk konseri öncesi Ragıb Narin’le müzik, yolculuk ve sosyal medya üzerine: Öncelikli hedef niyet

“Her şeye çok kolay erişiyoruz ve kaybedince üzülmüyoruz. Bizler, eski dostlukları, samimiyeti, teması, gülmeyi ve iletişimi kaybettik!”

İlk konseri öncesi Ragıb Narin’le müzik, yolculuk ve sosyal medya üzerine: Öncelikli hedef niyet
Ragıp Narin

Onu ilk kez sosyal medyadaki, Mardinli Güneş ailesinin evinin damında çocuklarla, kedi yavruları ve keçilerle uyandığı bir sabah videosuyla fark ettim. Bir damda uyanmadım hiç… Ama o videoda sabahın kokusu, bir akşam önce yapılan sohbetin sıcak yorgunluğu ve aydınlanan yeni günün birazdan başlayacak tatlı telaşının uyanışı vardı… Birazdan damdaki yataklar, kümesteki yumurtalar toplanacak; hayvanlar otlağa salınacak, çocuklar peşlerinden koşacaktı… (O video, seksen milyona yakın izlenme almış durumda.)

Diğer paylaşımlarına bakınca onun kendi şarkılarını yazıp besteleyen bir müzisyen olduğunu anladım. Sosyal medyanın hızında yeni çıkan şarkılar, yeni basılan kitaplar, vizyona giren filmler hızla tüketiliyor… Bizler öğütücü gibi yeni geleni alıyor ve belki bir ay sonra hatırlamıyoruz… Kulağımıza çalınan ve beğendiğimiz şarkıyı kimin söylediğini öğrenemeden geçiyoruz.

Özellikle son dönemde yayınladığı teklilerle müzik sahnesinde dikkat çeken isimlerden biri Ragıb Narin! Böylesi hızla akıp giden sektörde o müzik yapmaya devam ediyor; çünkü müzik onun için bir yaşam dili. Aile işi gereği seyahat ederken bile sırtından gitarını eksik etmemiş. Şarkılarının sözlerini yazarken Fas’ta bir sokakta gördüğü çiftten de ilham alıyor, Van’da koyun güden bir amcanın hikâyesinden de…

Narin, bir şarkının iki hafta ömrü olduğunu söylüyor. “Belki de ben o yüzden sosyal medya tarafına ağırlık verip orayı değerli kılıyorum çünkü orası biraz daha kalıcı; hayatınızı, tavsiyelerinizi paylaşabiliyorsunuz ve insanlarla ilişki içinde olduğunuzda kim olduğunuzu önemsiyorlar” diyor.

Ragıb Narin’e Pasion Turca organizasyonuyla 19 Kasım’da CSO Ada Ankara, 14 Aralık’ta Zorlu PSM konserleriyle başlayacak turnesi öncesinde; müziği, şehirlerle kurduğu bağ ve içerikleri hakkında sorularımızı ilettik.

-Merhaba Ragıb Bey. Öncelikle küçük bir kişisel anekdotla başlamak isterim. Birine sizden bahsedecekken “şarkıcı Ragıb Narin” dediğimde bir sessizlik oluyor. Sonra “Sosyal medyada ışınlanma videoları olan…” dediğimde ise hemen herkes sizi biliyor. Siz, bir dönem aile şirketinde çalışmış, futbol oynamış ve bugün müzikle yoluna devam eden birisiniz. Sosyal medya ise sizi bambaşka bir konuma taşımış durumda. Siz, adınızın önünde hangi kelimenin yer almasını isterdiniz? “...Ragıb Narin?”

Ben “müzisyen” ya da “sanatçı” denilmesini isterim elbette. Kendimi müzisyen olarak görüyorum, küçük yaşlardan bu yana gitar çalan, beste yapan, söz yazan biriyim. “Sanatçı” nitelendirmesini de çok seviyorum çünkü “sanatçı” nitelendirmesi beni kolektif kılıyor. Resim yapmayı da seviyorum, fotoğraf çekiyorum, video çekiyorum; bu sebeple sanatçı nitelendirmesi beni tamamlayabilir. Ama insanlar beni nasıl tanımlamak isterse kabulüm. Buradaki önemli nokta benim insanlara ulaşabilmem, dokunabilmem.

“Müziğe olan aşkım annemden kaynaklı diyebilirim”

-Müzik, tiyatro ve futbol küçük yaşlardan itibaren sizinle varmış. Profesyonel anlamda müzik hayatına girmeden önce bir eğitim aldınız mı? Ailenizde sanata ilgisi ağır basan ebeveyn kimdi?

Müzik hayatına başlamadan önce müzikle ilgili bir eğitim almadım, sahip olduğum her yeteneği kendi başıma öğrendim. Sosyal medya, futbol, müzik… Yaptığım işlerde eğitim anlamında bir destek almadım; biraz yetenek, çokça çalışmakla beslendim.

Ailemde müzisyen yok, ama sanata yatkın bir aileyiz. Abim profesyonel oyuncu, kardeşim dansçı, diğer kardeşim ressam. Hepimiz her zaman sanata yatkın olduk. Müzik tarafımı annemden aldım diyebilirim. Annem şarkı söyleyemez ama inanılmaz bir müzik kulağı var. Arap dünyasındaki en hit şarkıları bilir ve dinler; ben de onun sayesinde tüm Arap şarkıcılara hâkim oluyordum. Müziğe olan aşkım annemden kaynaklı diyebilirim. İki dilli, iki kültürlü ailede büyümenin en büyük avantajı çok farklı kültürlerde müzikler dinlemek. Arap müziği de dili de çok zengin. Kelime dağarcığı çok fazla bu sebeple de iyi bir kılavuz. Türkçe de keza öyle. Bu durumda Türkçe, Arapça ve İngilizce ile büyüyünce çok dilli ve kültürlü oluyorsun. Dünyayı gezdikçe de kulağıma farklı müzikler geldi ve bunlar hayatıma ve sanatıma çok fazla katkıda bulundu.

“Yolculukta daha çok şarkı yazıyorum”

-Özellikle son dönemde teklileriniz ardı ardına geliyor. Söz yazarken, beste yaparken nasıl bir ortama ihtiyaç duyuyorsunuz?

Bunun kesin bir matematiği ya da formülü yok; bu soruya net bir cevap vermek çok zor. Uçakta yazdığım şarkım da var, otel odasında yazdığım da, deniz yolculuğunda yazdığım da. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim; kendi alanımın dışında olduğumda… Yani keşifte, yolculukta daha çok şarkı yazıyorum. Kendimi iyi hissettiğimde, pozitif olduğumda daha çok üretiyorum. Zaten çoğu şarkım da pozitif ve umut doludur.

Yolculuk demişken çok sık seyahat ediyorsunuz. Özellikle son yıllar pek çok kişi çıkmayan vizelerden dertli. Sizin böyle sorunlarınız oluyor mu?

Genelde olmuyor, bu konuda gerçekten şanslıyım. Hem Amerika vizem var hem de o sayede birçok ülkeye kolaylıkla giriş yapabiliyorum. Dünyayı gezen biri olarak farklı ülke vizelerine de sahibim, bu yüzden seyahat ederken vize sorunu yaşamıyorum.

“Uzağa odaklanmaktan yakını göremiyoruz”

-Bir röportajınızda “Bizim insanımız uzağa gidemediği için yakına da gitmiyor yakını da gezmiyor” demiştiniz. ‘Ya hep ya hiç’ci bir düşünce gibi… Ya da uzaklara gitmeyi başarıp kendi güzelliklerimizi es geçenler oluyor.  Türkiye’de bizlerin görmezden geldiği ama sizin ‘mutlaka görülmesi gerekir’ dediğiniz beş şehir hangisi?

Uzağa odaklanmaktan yakını göremiyoruz ne yazık ki, bu beni çok mutsuz ediyor. Elimden geldiğince her röportajımda bunu üzerine basa basa ifade ediyorum. İnsanlar yaşadıkları yerin güzelliğini görmeli, Türkiye’nin her yerinde gezilecek, görülecek yerler var. Beş şehir saymam gerekiyor sanırım.

Antalya. Bence tek başına bir ülke olabilecek bir şehir. Ben denizi çok seven biriyim ve Antalya’nın inanılmaz bir denizi var bunun dışında etkileyici bir dağ manzarası ve doğal güzellikleri var. Tarihi ve doğal güzelliklerin bir arada olduğu böyle kentler çok etkiliyor beni.

Diğer bir şehir Diyarbakır; orayı da çok seviyorum. Benim için bir şehirdeki en önemli özellik insanları. Şehri şehir yapan en önemli özellik bence bu. Doğası, tarihi, insanları, hikayeleri, gastronomik farklılığı, ile çok etkileyici bir şehir Diyarbakır. Diyarbakır ile ilgili şunu da söylemek isterim özellikle, şehir yapısı olarak yolları, şehir düzeni olarak Türkiye’deki en güzel şehir Diyarbakır. Geniş yollara ve şahane bir kentleşmeye sahip bir kent. Özellikle samimi ve gerçek insanları görmek isteyenlerin tercih edebileceği bir şehir olabilir Diyarbakır.

“Bence bir insanın İstanbul’u gezmesi demek dünyayı gezmesi demek”

İstanbul diyeceğim, herkese garip gelecek ama İstanbul’u söylemek zorundayım. İstanbul benim için Türkiye’nin değil dünyanın en güzel şehri. Zaten jeopolitik olarak Avrupa ve Asya’yı bağlayan başka bir şehir yok. İki kıtayı birbirine bağlayan bir deniz üzerinden yükselen bir şehir İstanbul. Ruhunda bin bir zenginlik, her dinden insan, kültürleri bünyesinde birleştiren böyle başka bir şehir yok. Bence bir insanın İstanbul’u gezmesi demek dünyayı gezmesi demek.

Karadeniz’den çok etkileniyorum, Karadeniz’in birçok şehrini gezdim hepsi birbirinden güzel. Yeşili, denizi, havası efsane. Karadeniz’in her şehri çok değerli ama şöyle bir şey fark ettim Ordu ve Giresun; Giresun’un dağlara doğru gittikçe doğası çok etkileyici. Özellikle Şebinkarahisar’ın tarihi dokusu çok güzel.  Herkesin ısrarla görmesini öneriyorum.

Bir diğeri Ordu; çok yakın zamanda gittim Ordu’ya, şehir gerçekten çok sarsıcı şekilde etkileyici. Küçük bir kent ama büyük bir şehirde olabilecek her özelliğe sahip. Küçük bir yere birçok etkinliğin, güzelliğin sığdığı bir şehir Ordu.  Bir diğer şaşırtıcı özelliği ise çok temiz bir kent özellikle İstanbul’a ve diğer şehirlere oranla.

Son olarak Şırnak’la Van arasında kalıyorum, beşinci şehir olarak. İkisi de benim gönlümü bıraktığım şehirler. İki kentinde doğası, insanı, manzaraları çok güzel. Van gezmekle bitmeyen bir şehir, doğası mis gibi. Gezmekle bitmez o kadar diyeyim. Aynı şekilde Şırnak’ta öyle; Cehennem deresi, Cudi dağı, yamaçlar, ovalar…saymakla bitmez gerçekten. 

“Eskiden yaşadığımız o komşuluk hikâyelerine bir özlem”

-Işınlanma kurgulu videolarınız bir eğlence gibi görünse de arka planda bir Türkiye resmi de çiziyor. Bu format, memleketin insanına dair hangi değeri hatırlamamızı sağlıyor. Bizler neyi kaybettik?

Kesinlikle çok yerinde bir tespit. Işınlanma deyince bir yerden bir yere gitmek değil mesele; gittiğim yerlerde dokunduğum hayatlar, konuştuğum insanlar, yaşadığım ve duyduğum hikayeler önemli. Özellikle çocuklarla bir arada olmak, onlarla bir şeyler yapmak çok değerli… Bir çocukla ceviz toplamak, teyze ile mumbar dolması yapmak, amcalarla çay içip sohbet etmek… Eskiden yaşadığımız o komşuluk hikayelerine bir özlem belki de. İletişimi ve samimiyeti kaybettik, telefonlar ve yapay zekâ üzerinden konuşuyoruz ve eski duygularımızı kaybettik. Sosyal medyada paylaştığım videolar aslında özlem duyduklarım. Benim videolarımın bu kadar sevilmesinin sebebi ise samimiyet, son paylaştığım ışınlanma videosu kırk milyon izledi. Bunun sebebi özlediğimiz samimiyet ve bu pozitif duygular insanlara çok iyi geliyor. Her şeye çok kolay erişiyoruz ve kaybedince üzülmüyoruz. Kaybetmeyi de belki çok önemsemiyoruz. Bizler, eski dostlukları, samimiyeti, teması, gülmeyi ve iletişimi kaybettik!

 

-Dünyada seksenin üstünde ülkeye gitmiş biri olarak “İstanbul’u karşılaştırabileceğimiz bir şehir yok” diyorsunuz. Burada iki şey sormak istiyorum yurtdışında buraya karşı izlenim nasıl? Hindistan dendiğinde bizim “pislik ve hırsızlık” üzerine keskin yargılarımız olması gibi yurtdışında da hala buraları “çöl” sanıp deveyle dolaştığımızı düşünenlere rastladınız mı? (Bir Amerikalı arkadaşımdan hala böyle düşünenler olduğunu duyduğumda ağzım açık kalmıştı). İkincisi; “İstanbul’u karşılaştırabileceğimiz bir şehir yok” dedikten sonra “ve biz neler yapmalıyız ona bakmalıyız” dediniz? Sizce biz neler yapmalıyız?

Türkiye’yi çöl sananlar olduğunu düşünmüyorum ama Türkiye’yi Arap ülkesi sananlar var.  Bunun sebebi Osmanlı döneminde Araplarla birlikte yaşamamız ve Müslüman bir ülke olmamız. Müslümanlar Arap olarak kodlandığı için sanırım. Ama bu teknoloji çağında Türkiye’yi Arap ülkesi sanmak ya da çöl sanmak bireysel bir eksiklik. 

Ne yapmalıyız kısmına gelince değerlerimizi korumalı, onları daha çok anlatmalı ve yaşatmalıyız! Bunu Türk dizileri çok güzel becerdi, Türkiye’nin, İstanbul’un ne kadar güzel bir ülke ve şehir olduğunu en iyi onlar anlattı. Diğer taraftan sosyal medyanın da bunu katkısı çok fazla. İçerik üreten, gezen insanlar Türkiye ile ilgili çok güzel içerikler paylaştı, paylaşıyor. Benim Türkiye içeriklerim globale düştü ve izlenmeleri nerdeyse 80 milyon. Videolarıma dünyanın birçok yerinden ve farklı dillerde yorumlar geliyor. Belki biz desteklenirsek Türkiye çok daha fazla tanınan bir ülke olabilir. Yalnızca YouTube sayfam 500 milyona yakın görüntülenme almış durumda, reelse izlenmelerini de katarsak trilyon izlemem var diyebilirim. Bunu dünya çapında düşünürsek oldukça fazla izlenme alıyorum ama henüz bana Türkiye’yi tanıtmam için dönen yok. Bu konuda zayıfız. Eğer yapacağımız işlerde para ön planda değilse kimse hiçbir şeyi umursamıyor.

“Doğuda atletle gezdiğimde kimse dönüp bana bir şey demiyor”

-Anadolu’nun farklı şehirlerinde çekim yaparken izinsiz görüntü, mahremiyet, çocukların kadraja girmesi gibi konularda çizgileriniz neler? Bazen tartışmalı başlıklara giriyorsunuz ki bunları çok değerli buluyorum; böyle anlarda ‘etkileşim için duygu sömürüsü yapıyor’ eleştirileri geliyor mu? İç muhasebenizi nasıl yapıyorsunuz?

Genelde bu konularda olumsuz tepki almıyorum, sanırım insanlar doğallığıma, samimiyetime inanıyor.  Doğuda atletle gezdiğimde kimse dönüp bana bir şey demiyor, teyzeler evlerindeyken kendi çocuklarıymışım gibi davranıyor bana. Anadolu'da teyzeler evlerinin içinde kamera ya da telefonla çekim yaptığımda bile rahatsız olmuyorlar, sohbet ediyorlar. Deprem döneminde, bölgede çektiğim videolardan kimse rahatsızlık duymadı. Toplumsal olaylarda tepkilerimi rahatlıkla dile getirebiliyorum. Tabii bunlar oldukça riskli, çünkü suistimale oldukça açık konular. Etkileşim için insanları, durumları, ortamları kullanan çok sayıda insan var. Ben bunların dışındayım. Birçok içeriğimi çekerken tedirgin oldum ama insanlardan kötü tepkiler almadım.

En son Rojin Kabaiş’le ilgili bir video paylaştım, onunla da ilgili kötü yorumlara maruz kalabilirdim ama böyle yorumlar almadım. Rojin'in videosu en son 40 milyon izlendi, bu acı olayda böyle bir izlenme olması sesimizi daha güçlü çıkarabileceğim duygusunu geçirdi bana. İçerik çekerken öncelikli hedefim oradaki insanların hikayelerini dinlemek, onlara dokunmak, onlarla temas etmek. Damda çektiğim videoda tam da bu sebepten çok sevildi sanırım. İçerik üretirken amaç çok izlenmek değil, izleyici bunu rahatlıkla anlıyor zaten. Öncelikli hedef niyet.

- Sizin sosyal medyadan takipçilerinize sorduğunuz soruyu ben de size sormak istiyorum: Sizce, “19 yaşında evlenmek mantıklı mı?”

Bunun cevabı tartışmaya çok açık. Bu sorunun doğru ve net bir cevabı var mı bilmiyorum. Şu an bunu çok mantıklı bulmuyorum, erken evlenmenin elbette avantajları vardır. Annem ve babam oldukça erken evlenmişler. Babamla aramızda çok fazla bir yaş farkı yok o yüzden birçok şeyi birlikte yapabiliyorduk, annemle de öyle. Annem benim kız kardeşim gibi görünüyor. Onunla dünyayı geziyoruz, el ele tutuşuyoruz ama herkes onu sevgilim sanıyor. Çok geç evlenmenin çocuklar açısında iyi olduğunu düşünmüyorum; ideal yaşın 25-35 yaş arası olduğunu düşünüyorum. 19 yaşında evlenmeyi mantıklı bulmuyorum açıkçası.

-Videolarınızda dünyanın ve Türkiye’nin farklı köşelerinde olmanız, insanlarla kurduğunuz sıcak diyaloglar, özellikle çocuklarla aranızdaki samimi bağ dikkat çekiyor. Üstüne bir de şarkı söylüyorsunuz… İster istemez rahmetli Barış Manço aklıma geliyor. Size bu tarz yorumlar geliyor mu?  

Barış Manço'ya benzetildiğim oluyor, bana gelen yorumlarda sıklıkla karşılaşıyorum. Özellikle çocuklarla bir şeyler yaparken, bundan da çok mutlu oluyorum, Çok sevdiğim ve örnek aldığım bir isim Barış Manço. Ses rengim ve şarkı söyleme biçimim Mustafa Sandal ve Yalın'a benzetiliyor ama bu yorumları sıkça almıyorum.

-Farklı disiplinlerdeki sanatçıların yeme alışkanlıkları üzerine bir dönem araştırma yapmıştım. Bu ilgiyle sizin damak zevkinizi de öğrenmek isterim. Yurt dışındayken özlediğiniz bir yemek, “annem gibi kimse yapamaz” dediğiniz bir lezzet var mı? Ve kahve insanı mısınız, yoksa çay mı?

Türk kahvesi içemiyorum ne zaman içebileceğim ben de merak ediyorum. Sadece sütlü kahveler içebiliyorum.  Kesinlikle çay insanıyım. Dünyanın neredeyse her yerinde yemek yedim, her mutfağı deneyimledim. Yiyemeyeceğim bir yemek yok sanırım. Asya'daki böcek yemeklerini yemiyorum ama onun dışında özellikle yemek seçmem. Annem bu konuda çok yeteneklidir ki herkese anne yemeği özel gelir, bambaşka gelir. Annemin yemekleri dışında hiçbir yemeği özlemiyorum, annem bu konuda benim bir numaram.

1984, George Orwell, Can Yayınları – Kapak: Utlu Lomlu tasarımı (Lom Creative)

-Ragıb Narin nasıl bir dinleyici? Kendinizi hangi müzik türlerine daha yakın hissediyorsunuz? Bir de son okuduğunuz kitap ve size ilham olan film nedir?

Kulağıma güzel gelen her şeyi dinlerim; bu konuda genel bir dinleyici özelliğine sahibim. Bana iyi hissettiren, duyguları bana dokunan her tür şarkıyı, müziği dinlerim. Alternatif pop dinlemeyi özellikle çok seviyorum ki ben de o tür müzik icra ediyorum.

En son 1984'ü okudum, herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Yıllar önce yazılmış bir kitabın günümüze bu kadar uygun olması oldukça şaşırtıcı.

Uzun zamandır film izleyemiyorum bu da sosyal medyaya içerik üretmenin deformasyonu sanırım. Film izlemekten sıkılıyorum, uzun video izlemekten de. Son iki yıldır neredeyse film izlemedim dersem yalan olmaz. Bana ilham olan bir filmi söylemem zor ama etkilendiğim filmlerden bazıları “Babam ve Oğlum” “Peekay" ve "Cesur Yürek".

-19 Kasım’da ilk konserinizi CSO’da vereceksiniz, neler söylersiniz?

İlk konserim olduğu için, salonun kapasitesinden bağımsız olarak çok heyecanlıyım. Kendi seyircimle aynı mekânda bir arada olmak, şarkılarımı onlarla göz göze söylemek hem büyük bir sorumluluk hem de büyük bir heyecan. Daha önce böyle bir tecrübem olmadığı için oldukça heyecanlıyım. Muhteşem bir orkestra ile sahnede olacağım. Menajerim Sinan Bey’le çok çalıştık; zorlu ama keyifli bir hazırlık süreci geçirdik. Sevdiğim şeyi yaparken eleştiri alabilirim, bu konuda saygım sonsuz. Ancak çok güzel bir konser olacağına inanıyorum.

Konser Afişi, 19 Kasım

-Konserlerinizin devamı olacak mı? Öyle bir takviminiz, planınız var mı?

R.N: Konserlerimin devamı olacak ama yarınımız ne olur bilemeyiz. Birçok şehirden konser talebi var. Eğer mümkün olursa 81 ilde konser vermek istiyorum. Yakın tarih olarak, 14 Aralık’ta Zorlu PSM sahnesinde İstanbullu dinleyicilerimiz ile buluşacağım.

Teşekkürler… CSO’daki ilk konserinizin tüm anlarıyla güzel geçmesi dileğiyle.

Ragıb Narin’in dünyasında birkaç şey yan yana duruyor. Seyahat ederken aldığı ilham, Anadolu insanıyla kurduğu temasla kaybediyor olduğumuz değerlere hatırlatma ve tüm bu anların birinde ona takılan bir kelimeden büyüyen bir şarkılar… Meselesi bir profil büyütmekten çok kendine tutarlı gelen bir çizgiyi sürdürmek. Önünde yeni yolculuklar, konserler ve yeni şarkılar var. “…öncelikli hedef niyet” cümlesi bu yolda neyi öncelediğini gösteriyor. Geri kalanını zaman ve dinleyicinin hafızası belirleyecek.

 

Ragıb Narin hakkında:

Ragıb Narin, Hatay’ın Antakya ilçesinde doğdu. Küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe büyüdü; okul korosunda, tiyatrolarda ve müzik yarışmalarında yer aldı. Annesinin memleketi Şam’a ve yazları gittiği Kuveyt’e duyduğu yakınlık, onu hem Türk hem de Arap müzik kültürüne yaklaştırdı. Spora olan ilgisi onu futbol sahalarına taşıdı ve 2010 yılından itibaren lisanslı olarak Hatayspor’da ve ardından Mersin İdmanyurdu’nun A2 takımında futbol oynadı. Daha sonra aile şirketinde yöneticilik yapmak üzere futbolu bıraktı ancak müzik üretmeye ara vermedi. 2013’te sosyal medyaya yüklediği kendi besteleri ve sözleri, kısa sürede geniş bir takipçi kitlesi oluşturdu.

Futbolu bıraktıktan sonra işletme eğitimi alan ve aile şirketiyle uluslararası ticaret yapan Ragıb Narin, beş yıl içinde gittiği yaklaşık yetmiş ülkede gitarıyla şarkılar yazmaya devam etti. 2019’da profesyonel olarak müzik piyasasına girme kararı aldı ve Pasion Turca etiketiyle yayımladığı ilk single’ı “Sevda Çiçeği”, kısa sürede milyonlara ulaştı. Ardından “Gecekondu”, “Mavi”, “Gel Diyemem”, “Menekşem”, “Mucize”, “Vur Beni”, “Narin Narin”, “Yok”, “Yok Yok”, “Yaz”, “Yarınım Ol” ve “Harbi” gibi teklilerle üretimini sürdürdü. 2021’de yayımladığı “Mucize”, dijital platformların ve radyoların en çok dinlenen şarkılarından biri olurken; “Vur Beni” ve “Narin Narin” gibi parçalar da dinleyiciden büyük ilgi gördü.

Lübnanlı şarkıcı Rima Yussef ile seslendirdiği “Yok Yok”, Universal Music Mena etiketiyle yayımlanarak Ragıb Narin’in Arap coğrafyasındaki dinleyici kitlesini genişletti. Uzunmakarna olarak bilinen Özgür Balakar ile yaptığı “Harbi” düeti ve Emir Buğra ile seslendirdiği “Ukde”, Narin’in birlikte üretme heyecanını gösteren çalışmalar arasında yer aldı. Pasion Turca etiketiyle yayımlanan “Doktor”, güçlü klibiyle dikkat çekti; klipte Barbaros ve Demet Sağıroğlu gibi isimler yer aldı.

Ragıb Narin’in 20. teklisi olan “Araba”, yayımlanmadan sosyal medyada viral oldu. Şarkının ilk nakaratını paylaştıktan sonra gelen yoğun ilgi üzerine parçayı tamamlayan Narin, “Araba”yı özgürlük duygusunu, yolculukları ve eski dostlukları hatırlatan bir şarkı olarak tanımlıyor. Müzik kariyerine kendi söz ve besteleriyle yön veren Ragıb Narin, hem Türk pop müziğinde hem de dijital platformlarda sesini geniş kitlelere ulaştırmaya devam ediyor.

Diskografi: 

2019 - Sevda Çiçeği / 2020 - Gecekonu / 2020 - Mavi / 2020 - Gel Diyemem / 2020 - Menekşem / 2021 – Mucize / 2021 - Vur Beni / 2022 - Narin Narin / 2022 – Yok / 2022 - Yok Yok / 2023 – Yarınım Ol / 2023 – Yaz / 2023 – Harbi / 2023 – Leyla / 2024 – Sal / 2024 – Bal Kaymak / 2025 – Bergen /2025 – Emir Buğra ft. Ragıb Narin - Ukde/2025 Hiç Sevmedim De/2025 – Doktor/ 2025- Araba

 

 

 

 

 

İlgili İçerikler