01 Kasım 2013 12:03
Eski Fazilet Partili Merve Kavakçı’nın 1999’da başörtülü girdiği için çıkarıldığı TBMM Genel Kurulu’na 4 AKP’li vekilin başörtüsüyle gelmesi basında geniş yer buldu.
Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök, Mehmet Yılmaz, Taha Akyol, Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil, Yalçın Bayer ve Rauf Tamer, Milliyet’ten Güneri Cıvaoğlu, Aslı Perker ve Mehmet Tezkan, Vatan’dan Güngör Mengi, Ruhat Mengi, Mutlu Tönbekçi, Reha Muhtar ve Okay Gönensin, Star'dan Fehmi Koru, Ahmet Kekeç, Yalçın Akdoğan, Mustafa Kartoğlu, Sibel Eraslan, Zaman'dan Hüseyin Gülerce, İhsan Dağı, Mustafa Ünal ve Mümtazer Türköne, Radikal'den Murat Yetkin, Oral Çalışlar ve Koray Çalışkan, Cumhuriyet'ten Cüneyt Arcayürek, Bekir Coşkun, Ali Sirmen, Hikmet Çetinkaya, Can Dündar, Güray Öz ve Utku Çakırözer, Taraf'tan Amberin Zaman, Yeni Şafak'tan İbrahim Karagül, Hayrettin Karaman, Hilal Kaplan ve Yaşar Taşkın Koç, Akşam'dan Kurtuluş Tayiz ve Emin Pazarcı, Türkiye'den Melih Altınok ve Sözcü'den Emin Çölaşan, AKP’li vekillerin TBMM’ye başörtüsü ile girmesini yazdı:
Ertuğrul Özkök - Hürriyet
Bu soruyu, Meclis’e türbanla girmeye karar veren 4 milletvekili hanıma soruyorum.
Bu başlığa bakıp...
Sanmayın ki, banal bir “Laiklik elden gidiyor...” tartışması açacağım.
Sanmayın ki, “Cumhuriyet’in kazanımları elden gidiyor...” diye feryat edeceğim...
Hayır...
Kaç kere yazdım, kaç televizyon programında söyledim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başı örtülü kadın milletvekili girebilir.
Girebilir demek bile yanlış, girmelidir...
Böyle bir konuda laiklik tartışması açmakla aramda yüzyıllar var.
Kusura bakmayın, saygısızlık addetmeyin, ama bir etik tartışması açacağım...
Ve o 4 hanımefendi milletvekiline soracağım.
“Bugün mü hidayete erdiniz...”
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Mehmet Yılmaz – Hürriyet
Neden bu kadar beklediler, anlayamadım
AKP’li bazı kadın milletvekilleri, türbanla TBMM’ye girmeye karar verdiler ve girdiler.
En azından bazı AKP’lilerin beklediği gibi bir kıyamet de kopmadı.
Başlarını örtmeye karar veren kadın milletvekillerinin bunu daha önce neden yapmadıkları ayrı bir soru olarak duruyor.
Oysa madem içtüzükte bir engel yoktu, daha seçildikleri günden itibaren de türbanlarını takarak Meclis’e gelebilirlerdi.
Hacca gittikten sonra böyle bir karar almışlar, öyle söylüyorlar.
Hâlâ öyle midir bilmiyorum ama eskiden bizim memlekette, aşırı haylaz olan tipleri hacca gönderirlerdi ki akılları başına gelsin, içkiden, kumardan uzak dursunlar.
Hanımefendileri tenzih ederim elbette ama hacca gittikten sonra hidayete ermek böyle bir şey olsa gerek.
Ama bana öyle geliyor ki bu bir anda hidayete ermekten daha fazla bir şey.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Taha Akyol - Hürriyet
Türban meselesinde, yıllarca süren uzun mağduriyet ve kavgalardan, hatta askeri müdahalelerden sonra, nihayet medeni bir çözüme ulaşıldı; yasak Meclis’te de kalktı.
Bunu içine en zor sindiren parti elbette CHP’dir, buna rağmen olgun davrandılar. Şafak Pavey, en sert eleştirilerin güler yüzle ve düzeyli bir üslupla yapılabileceğini gösterdi. Pavey’in üslubunu Bülent Arınç da kutladı.
Bülent Arınç’ın konuşması zafer havasından uzak, sakin, ağırbaşlı, birleştirici ve hukuki nitelikteydi; bir liberal demokratın da imzalayacağı konuşmaydı.
BDP’li Pervin Buldan’ın, partisinin bilinen militan üslubundan uzak ve “kadın” konusuyla çerçevelenmiş bir konuşma yapmasını da beğendim.
Fakat en fazla beğendiğim, Ruhsar Demirel’in konuşması oldu.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Ahmet Hakan – Hürriyet
Meclisimiz dün gerçekten de “büyük” olduğunu kanıtladı.
İktidarıyla, muhalefetiyle Meclisimiz, “başörtüsü tartışması” adı verilen tartışmayı tarihin çöp sepetine ırlatıp attı.
“Elleriniz dert görmesin” diyorum.
“Helal olsun” diyorum.
*
Meclis’in tüm üyelerine istisnasız teşekkürler...
Ama isim vererek teşekkür etmek istediklerim de var.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Yılmaz Özdil – Hürriyet
Bir İgnliiz üvinersitesinde ypalın arşaıtramya gröe, klemileirn hrflareinin hnagi srıdaa yzaldıklarıı ömneli dğeliimş asılnda...
Öenmli oaln, briinci ve sonncuu herflarin yrenide olamsımyış... Çnküü, kleimleri hraf hraf dğeil, btüün oalark oykuormuşsz... Ardakai hraflrein sırsaı kıraşık da osla düüzgn ouknuyormuş.
*
İinglç di mi?
Bıakn nısal da düüzgn oukdnuuz.
*
Hem oukdnuuz.
Hem anladıınz.
*
Trüban bduur.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Yalçın Bayer - Hürriyet
AKP’li milletvekilleri ‘türban’la Meclis Genel Kurulu’na girdiler.
Dini bir simgeyle TBMM’nde ilk defa ‘ispat-ı vücut’ edilmesi kamuoyunun bütün dikkatini bu oturuma çekti.
MHP, bütün kritik dönemlerde olduğu gibi AKP yanında saf tuttu; sözcülüğünü yapan Ruhsar Demirel, “Erkekler olarak mahremiyetimize girmeyin, ne yapacağımıza biz karar veririz” dedi.
BDP, kadın özgürlüğünü öne çıkardı ve AKP’lilere destek verdi, yeni kurulan HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, “Kadın olarak değil özgür bireyler olarak buradayız” dedi ve türbanın Meclis’e girişini kadın mücadelelerinin zaferi olarak tanımladı.
Cumhuriyeti kuran parti olarak, CHP’nin ne söyleyeceği merakla beklendi. Diğer partilerin üç aşağı beş yukarı hangi pozisyonda olacakları bilinirken, CHP dikkatlerin odak noktasındaydı. Muharrem İnce siyasi içerikli, köşeli bir konuşma ile çelişkilere işaret etti ve TBMM kürsüsüne Şafak Pavey çıktı.
Yaşadığı fiziksel zorluklara rağmen dünyanın ‘en asil gülümsemesi’ ile şimdiki zamana ve daha çok tarihe konuştu; tarihe nasıl ‘çentik’ atılır, ulusların hayati dönemlerinde, hayal kırıklıkları, endişeler ve her şeye rağmen, mücadele azmi, nasıl bir kahramanlık tacı gibi baş üstünde taşınır; muhteşem bir vekar içinde gösterdi.
Yazının tamaını okumak için tıklayın
Rauf Tamer - Hürriyet
Dünkü Meclis
Kadın Günü’ydü.
Erkekler epey fırça yedi.
Herhalde akılları başlarına gelmiştir... Artık ellerini kadınların üstünden çekerler inşallah.
En azından bir daha bari gölge etmezler.
***
Dünkü Meclis...
Olgunlukla geçen bir oturum izledik.
Böylesine Olağanüstü bir günü, gayet olağan biçimde sürdürmek, demokrasi adına büyük ümitler verdi bize.
Demek ki olabiliyormuş.
Ortada ne bir istiskal vardı, ne bir istismar, ne bir mağduriyet, ne de bir mağlubiyet...
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Güneri Cıvaoğlu – Milliyet
Dönüşlerinde iki taraftan da merkeze doğru yaklaşma süreci izlenir.
Sonunda...
Salına salına, merkezde durur.
Cumhuriyetin ilk yıllarından ve özellikle Anayasa’ya “laik devlet” ilkesinin girmesinden itibaren sarkaç topuzu batıya çekilmişti.
Dibine kadar...
Bir süredir tam karşı istikamette “muhafazakarlık” sınırlarına doğru seyir halinde.
Üniversitede, kamu kurumlarında başörtüsü serbestliğinden sonra, Meclis’te başörtülü kadın milletvekilleri bir de bu “sarkaç yasası” ile yorumlanmalı.
Sürecin ucu açıktır.
“Neden yargıda, emniyette ve sonunda silahlı kuvvetlerde de başörtüsü engeli kalkmasın?” sorusunun da gündeme gelmesi için çok beklemek gerekmeyebilir.
Sarkaç topuzunun sağdaki hareketi daha yükselişlere doğru sürecektir.
Ama...
Önünde sonunda o hareketin de geriye dönüşü başlayacaktır.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Aslı Perker – Milliyet
Anadolu’da gittiğim okullarda kapıda başörtüsünü çıkartıp sınıfa öyle giren öğrenciler olurdu. Hiç unutmam bir sıra arkadaşım vardı mesela, K., belki aralarında en aklı karışık olandı. Benim tanıklık ettiğim iki yıl içerisinde defalarca bir dine döndü bir modern çağın alışkanlıklarına. Bazen sınıfta, yanımda oturduğu yerde öne arkaya sallanarak dualar ederdi, bazen de etek boyunu kısaltırdı.
Ancak başörtüsünü çıkartıyor olmaktan hiç şikayet etmezdi, hatta sevinerek çantasına tıkıştırırdı, çünkü zaten dışarıda başını kendi isteğiyle kapamıyordu. Ailesi, bilhassa da abilerinin arzusunu yerine getiriyordu. Zaten benim o ortaokul ve lise yıllarında tanıdığım, başörtüsü takan hiçbir arkadaşım kendi iradesini yerine getirmiyordu. O zaman da şimdiki gibi başı kapalılarla bir alıp veremediğim yoktu, ancak ben de kendimden büyük bir erkek kardeş sahibi olarak insanın yaşamına abilerinin nasıl karar verebildiğine bir türlü akıl erdiremiyordum.
Şimdi başörtüsü mevzuu bu kadar konuşulurken ve bir özgürlük simgesi olarak ele alınırken insan ister istemez bunun gerçekten ne kadar özgürlüğü yansıttığını düşünüyor. Evet Meclis üyelerinin hacdan döndükten sonra başlarını kapamaya karar vermiş olmaları kendi kararları belli; eninde sonunda yaşlarını başlarını almış kadınlar, üstelik milletvekili olacak kadar da kendilerini ispat etmişler, ancak Türkiye’de her başını kapayanın da bunu kendi isteği ve mantığıyla yaptığını düşünmek saflık olur. Başını kapadığı için üniversitede okuyamayan kızlar olduğu gibi, başını kapaması ailesi tarafından şart koşulduğu için kazandığı halde üniversitelerde okutulmayan kızlar da mevcut.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Mehmet Tezkan – Milliyet
Kadının kendi yaşamına kendinin karar verebilmesi..
Muhafazakar kesim ne zaman kadının özgürlüğünden bahsedilse; hep türban kartına oynuyordu..
Türban eşittir özgürlüktü onlar için..
İşte oldu..
Türban ilkokula da girdi, Meclis’e de..
Türban meselesi kapandı; bakalım kadın özgürleşecek mi? Üç yıl oluyor, 2010 yılının ekim ayında gündem yine türbandı.. O günlerde şu satırları karalayıp, şu soruları sormuştum..
*
Türbanın kadınları sosyal hayata, iş hayatına sokacak önemli bir işlevi olduğu söyleniyordu.. Modern mahremdi ve kadının evden çıkmasını sağlayacaktı..
Sağladı mı?
Anadolu türbana büründü.. Çoğu kentte neredeyse başı açık kadın görmek zorlaştı.. O kadınlar iş hayatında, kentin sosyal hayatında yerini aldı mı? Yani türban görevini yaptı mı?
*
Türban özgürlüktür, özgürleşmedir denilmişti..
Anadolu’da kadın daha özgürleşti mi? Türban sayesinde erkeklerle konumunu eşitledi mi? Muhafazakâr kentlerde hoşgörü arttı mı?
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Güngör Mengi – Vatan
Yasaksız bir toplumun vaat ettiği cennet nasıl bir şeydir; onu gördük dünkü Meclis’te...
Ne küfür, ne şiddet.
On dört yıl önce Merve Kavakçı’yı Meclis şöyle dursun vatandaşlıktan bile süpürüp atan öfkeden eser yoktu.
Kadın vekillerin TBMM çalışmalarına başı örtülü olarak katılabileceği hükmü, tarihi bir olay yaşanıyor değilmiş gibi sakin bir şekilde gerçekleşti.
CHP muhalefeti türbanı serbest bırakan bir uygulamaya karşı çıkmanın işe yaramayacağını gördüğü için protesto eylemine başvurmadı.
Şartlar bu tür bir muhalefeti ödüllendirecek gibi görünmüyordu çünkü.
Artık bundan sonrası daha önemli.
http://haber.gazetevatan.com/kadinlara-guven-oyu/580253/4/yazarlar
Ruhat Mengi – Vatan
Görüldüğü gibi kadın sadece giyimine, tesettürüne göre “Müslüman ya da değil” şeklinde değerlendirilmeye ve siyaset onların üzerinden yapılmaya başlanınca sonu yok, örnekler önümüzde.. Ki aynı İslamcı örgütler Türkiye’ye de “kadınlarınız tam tesettüre uygun değil” baskısına başlayalı çok oldu..
Bir yanda bu durum ortadayken, Türkiye’nin sınırlarında ve hatta artık içine kadar girilerek kendisinde kadın tesettürü tam anlamıyla bir siyasi araç haline getirilmişken biz “Meclis’imizde tesettür” çekişmesi içindeyiz. Ve bunun adı da “kadının özgürlüğü” olarak konuyor, “şu parti özgürlük yanlısı, diğer parti özgürlük karşıtı” gibi sığ tartışmalar yaşanıyor. Dün gelen bir mektup şöyle diyordu; “özgür bir birey ben başımı örteceğim diyorsa konu kapanmıştır”.. İyi de biraz daha geniş açıdan bakın; bu cumhuriyet demokratik ve bunun gereği olarak laik bir rejime sahip olduğuna göre “devletin tüm din ve tabii mezheplere, inançlara eşit mesafede olması” demek aynı zamanda “tüm bireylerine eşit hakları sağlaması” demek değil midir?
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Mutlu Tönbekçi – Vatan
- Dinlediğin zaman, Pavey’in mimikleri ve güzel yüzü sayesinde çok etkileyici bir konuşma. Ancak metni tekrar tekrar okuduğun zaman anlam bütünlüğünde sorunlar olduğunu görüyorsun. Pavey tam olarak neyi savunuyor?
- “Meclis’in yaş ortalaması 50” diyor. Bu bir şikayet mi? Fazla mı genç buluyor? Veya yaşlı? Hasta ve yaşlı haklarının düşünülmediği dediğine göre genç buluyor olmalı. En genç vekil kendisi değil mi..
- Afganistan’da vs zorla başı örtülmüş olması ona ne tür bir ekstralık verir? İran’da ben de örttüm. So? Ses tonundaki gerilimden pek de hoşlanmadığı sonucunu çıkarttım ben.. “Ben başımın zorla örtülmesinden hiç hoşlanmadım, kendimi boğulmuş hissettim” diyorsa eğer “ben başımın zorla açılmasında hiç hoşlanmadım, kendimi kirlenmiş hissettim, bir daha kirletmeyeceğim” diyen vekile kızmaya hakkı yok o zaman. Vekil hanım üslupsuz olabilir ama onun itikadına göre durum böyle ise, bunu tıpkı Pavey gibi ifade etme hakkı vardır. Başka dinlerde de başka şeyler yapmak “kirletir”. Dindar bir Yahudi’de cumartesi çalışırsa aynı şeyi diyecektir.. Niye üstümüze alınıyoruz ki? Herkesin itikadı ve benzetmeleri kendine.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Reha Muhtar – Vatan
Dört türbanlı kadın milletvekilini izliyorum dün dakikalarca...
Tavırları mütevazı...
Kibirli değil...
Diklenmiyorlar...
Fakat Tayyip Erdoğan‘ın dediği türden “diklenmeden dik duruyorlar...”
Sakin ve vakurlar...
- “Kazandık işte, gösterdik gününüzü...” gibi bir tavırları yok...
Fakat mağdur ve mazlum bir tavır da sergilemiyorlar...
http://haber.gazetevatan.com/%93diklenmeden-dik-duran-turbanli-milletvekilleri%94/580312/4/yazarlar
Okay Gönensin - Vatan
Meclis’e dün baş örtülü dört milletvekili geldi, bazı kaynaşmalar dışında on dört yıl önceki sahne tekrarlanmadı. Anlamsız yasaklarla zamanı heba ettiren çatışmalardan biri daha noktalandı.
Laiklik elden gitmedi, gitmeyecek.
Özal döneminde, komünizmi yasaklayan ünlü 141-142 numaralı ceza kanunu maddeleri kaldırıldığında gösterilen tepkileri hatırladığımızda yine aynı zihniyeti görebiliriz.
Yasaklar üzerine kurulu bir toplumsal düzende yaşamaya devam etmek isteyenleri hayat sürekli bir kenara itiyor.
Gezi’de gençlerin kendilerini ifade etme hareketinin üzerine bir siyasi operasyon çökmüş olmasına rağmen alttaki esas dalgayı bu gözle gördüğümüzde dünkü sahnenin anlamını daha iyi kavrayabiliriz.
http://haber.gazetevatan.com/bu-sahne-neyi-anlatiyor/580291/4/yazarlar
Fehmi Koru – Star
Gülay Samancı’nın adını daha önce duymamıştım. Sevde Beyazıt Kaçar’ı da. Bir de Nurcan Dalbudak Hanım varmış ki ortak özellikleri AKP’nin kadın milletvekili olmaları. Benim gibi kadın hareketi için çaba sarfeden, kız çocuklarının eğitimi, hemcinslerimin istihdamı, küçük yaşta evliliklerin önüne geçilmesi ve tabii en önemlisi kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden bir kadın gazetecinin bu üç milletvekilini, bir yerlerde karşılaşıp tanımış olması gerekir değil mi?
Tarihi bir gün yaşandı yaşanmasına, ama öyle sanıldığı gibi deprem filan olmadı... Hac dönüşü kapanmaya karar vermiş dört kadın milletvekili Meclis'e başörtüleriyle girdiler; her zamanki yerlerine oturdular... O kadar... Diğer milletvekilleri onların haclarını tebrik etti...
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Ahmet Kekeç – Star
Genetiğiniz, tarihiniz, siyasi alışkanlıklarınız izin vermeyecektir, ilk fırsatta su koyuvereceksiniz ama umudumuzu korumak istiyoruz.
Beyaz bir sayfa açın...
Rakipleriniz “siyaset alanını” genişletirken, devleti demokratikleştirirken, “dil yasağı, film yasağı, kitap yasağı” gibi saçma sapan uygulamalara son verirken, siz Silivri Cezaevi önüne çadır kurdunuz...
Kaybettiniz...
Bugün (yani dün), başörtülü milletvekilleri konusunda sergilediğiniz olgun tutum (aslında “çaresiz tutum” dememiz gerekiyor) bir milat olsun...
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Yalçın Akdoğan – Star
Son dönemde tarihi gelişmeler yaşanıyor. Aslında tarihi olarak nitelenen birçok düzenleme, uygulama veya adım, sadece normalleşmenin bir parçası ve tezahürü. Yeni Türkiye eski sorunları geride bırakmayı gerektiriyor. Her sorunun aşılması ise yeni bir birlik ve bütünlük motivasyonu sağlıyor. İtilen, horlanan, dışlanan, haksızlığa uğrayan kesimlerin sorunlarından kurtulması ayrışmayı ve kutuplaşmayı değil birleşmeyi ve kucaklaşmayı getiriyor.
Başörtüsü meselesi ideolojik önyargıların ve yanlış siyasi kurguların ürettiği sun’i bir sorundu. Laiklik yerine laikçiliği öne çıkaran zihniyet, demokratik ve özgürlükçü ruhu kaybettikçe farklı toplum kesimlerini ‘karşıt’ olarak konumlandırıyor ve sisteme yönelik bir karşıtlık oluşmasına sebep oluyordu.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Mustafa Kartoğlu – Star
AK Partili milletvekilleri Nurcan Dalbudak, Gönül Şahkulubey, Sevde Beyazıt Kaçar ve Gülay Samancı’nın TBMM Genel Kurulu’na başörtüleri ile girdi.
Laiklik elden gitmedi, kıyamet kopmadı.
‘Temsili demokrasi’nin merkezi olan TBMM’de kadınlar, siyaseten temsil ettikleri başörtülü kadınları ‘şeklen’ de temsil etmeye başladılar.
Bu ‘şeklen’i ‘şekilcilik’ diye anlayacaklara sözüm yok!
Dün Türkiye’de baskıcı, yasakçı, seçkinci bir anlayışın kapandığına tanık olduk.
Başörtüsü yasağını üniversitelerden, kamu kurumlarından kaldıran siyasetçiler, kendileri üzerindeki yasağı da kaldırmış oldular.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Sibel Eraslan – Star
Neydi o 2 Mayıs 1999 günü yaşadıklarımız? Adaylık başvurusundan seçim kampanyalarına, milletvekili seçilmiştir mazbatasına kadar her aşamada “başı örtülü” olan Merve Kavakçı’nın Meclis’teki yeminine gelince sıra... Kopartılmıştı kıyamet... Provokasyondan had bildirilmeye vatandaşlıktan çıkarılmaya kadar inanılmaz bir lince maruz kalmıştı Merve Kavakçı ve onun nezdinde tüm mütedeyyin kadınlar... Merve’den sonra peruklar bile “ideolojik olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde ikiye ayrılmıştı. “Makyajsızlık”, “dans etmeme”, “gece hayatına ve balolara katılmama” bile, kadınlar üzerinden kocalarına yüklenen önemli fişlenme gerekçelerindendi... Kadınlar ve kadınlıklarımız üzerinden bizlere yaşatılan o karanlık kabus dolu günler, çok şükür geride kaldı...
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Hüseyin Gülerce - Zaman
AK Partili 4 milletvekili dünkü Meclis Genel Kurulu çalışmalarına başörtülü olarak katıldılar ve beklenen gerilim ya da çatışma ortamı yaşanmadı. Başörtüsü sınavını, TBMM büyük bir olgunluk ile geçti ve itibarını artırdı. Bunda, CHP’nin sağduyulu tavrı etkili oldu.
CHP yanlış yapmadı ve kazandı. Hem siyaseten kazandı hem de bu ülkede toplumsal mutabakata, bir arada yaşama kültürüne tarihî bir destek vererek kazandı.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
İhsan Dağı - Zaman
Ders alalım ve bir daha insanların bireysel tercihlerine karışmayalım; biz karışmayalım, devleti de karıştırmayalım. Anlamı yok, gereği yok, sonuç alacağı yok bu işlerin. Tercihlerden kolektif kimlikler üretmek, sonra da kimlikleri ötekileştirmek ve çatıştırmak siyasetin ‘normal’ mekanizması olamaz, olmamalı. Ama oldu. Başörtüsü de ‘kimlik siyaseti’nin bir sembolü haline geldi; hem Kemalist-sekülerist kesimler için sembol oldu, hem dindar-muhafazakârlar için. Birisi isyan bayrağı olarak gördü başörtüsünü kendi ‘rejimleri’ne karşı, diğeri bizatihi varlığının, değerlerinin kendisi.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Mustafa Ünal – Zaman
Birazdan hacdan dönen dört başörtülü milletvekili Meclis’e girecek. Kulislerde dolaşıyorum, hiçbir olağanüstülük yok. Muhalefet daha doğrusu CHP kabullenmiş. “Ecevit gibi eylem yapalım, direnelim!” diyenler geri çekilmiş. “Nasıl oldu?” diye baktım.
Hava ağırlaşınca Kılıçdaroğlu salı günü öğleden sonra kadın milletvekillerini toplamış. “Ne yapacağız?” diye sormuş. “İzin vermeyelim, tepki gösterelim.” diyenler çıkmış. Binnaz Toprak “Hayır.” diye itiraz etmiş: “Biz nasıl giyineceklerine ne karışırız. Bu, kadınların özgürlüğüyle ilgili bir mesele. Onların kararı, saygı duyalım.” Bu ses diğerlerini bastırdı. Ve CHP’nin politikasına dönüştü. Kılıçdaroğlu CHP’nin duruşunu, “İktidar bizi sahaya çekmek istiyor. Onların tuzağına düşmeyeceğiz.” sözleriyle özetledi. Başörtüsünü laiklik ve rejim meselesi olarak gören ideolojik çizgiye dönmedi. Yeni hali hazmetmekte zorlanan milletvekilleri oldu. Kolay değil. Yıllarca “başörtüsü karşıtlığı” hatta düşmanlığı üzerine politika üretmiş bir partiydi CHP. Biraz savrulsa da bu keskin virajı almasını bildi.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Mümtazer Türköne – Zaman
Aslında en doğalı, yasağın önce Meclis’te kaldırılmasıydı; çünkü her vekil temsil ettiği tercihlerle orada oturuyor. Kimsenin tarafsızlık beklentisi yok; tersine taraf olduğu için orada.
Demokrasinin üzerindeki gölge çekilince, kimsenin itiraza mecalinin kalmaması bu yüzden. Yine de büyük bir devrim. Üstelik CHP’nin itirazlarına rağmen nispeten sessiz-sedasız gerçekleşen bir devrim. CHP bile kendi içinde ılımlı tepki vermeyi tartışabildiğine göre, devrim tamamlanmış durumda.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Murat Yetkin – Radikal
Dün Türkiye’de siyasetin geleceği bakımından önemli bir gündü.
İki senaryo söz konusuydu.
Bir senaryoda, AK Partili kadın milletvekillerinin Meclis Genel Kurulu’na başları örtülü gelme kararına karşı CHP’nin (tıpkı 1999’da Bülent Ecevit’in Merve Kavakçı’ya karşı önderlik ettiği türden) bir direniş sergileme ihtimali vardı. Gerçi CHP bir akşam önceki grup toplantısında bu yönde parti kararı alınmasını isteyen bir kanadın talebini geri çevirmişti. Ancak CHP içinden münferit direniş de, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bir gün önceki ’Kılına dokundurmayız’ çıkışından sonra beklenmedik, belki fiziki şiddet içeren tepkilere yol açabilirdi.
İkinci senaryo oldu. Evet, CHP’li Dilek Akagün Yılmaz Atatürk tişörtlü protestosunu oturduğu yerden sergiledi, evet Muharrem İnce hitabet yeteneğini konuşturarak AK Parti’nin ne ikiyüzlülüğünü bıraktı, ne yalnız kendi menfaatine gelince özgürlük yanlısı olduğunu. Ama bütün gerilimin kırılma anı sanırım İnce’nin ‘Başörtülüler de bizim bacımız, başörtüsüzler de’ dediğinde, sadece CHP değil, AK Parti sıralarından da alkış kopması oldu. Üstelik alkışı başlatan, Meclis’e başörtüsüyle giren vekillerden Sevde Beyazıt Kaçar idi. Bu alkış ardından her şey sanki başörtüsü serbestisini bir kavgaya dönüştürüp siyasi çıkar gözetenlere rağmen, siyasetin normal, normalleşmiş mecrasında seyretmeye başladı.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Koray Çalışkan – Radikal
CHP boş bulundu, defansı dağınıktı, top ağır çekimde havalandı ve CHP’liler gelen topu önce göremedi. Engin Altay talihsiz bir iki açıklamada bulundu. AK Parti o sırada heyecanlandı. Erdoğan’ı siyasi olarak en çok sevindirecek şey hacdan dönmüş vekillere CHP’lilerin Meclis barikatı kurmaları olacaktı. Olmadı.
Kılıçdaroğlu doğru bir refleksle oyuncularına bir iki geri adım attırdı. Faruk Loğoğlu ve Engin Altay’ın yer yer yanlış da anlaşılan açıklamalarından sonra top kaleye girdi ama gol sayılmadı.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Oral Çalışlar - Radikal
İstanbul Milletvekili Profesör Dr. Binnaz Toprak, CHP Meclis grup toplantısında ciddi bir itirazda bulundu; bazı kadın milletvekillerinin başörtüsüyle Meclis’e girmelerinin engellenmesi isteğine karşı çıktı. Toprak, bu düşünceyi yıllardır savunuyor. Parti toplantılarında da bu görüşlerini dile getirdiğini biliyoruz.
Binnaz Toprak’ın başörtüsü eleştirisine, en sert tepki, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’ten geldi. Genç, “Sen de başını ört” dedi
Grup toplantısında, en dikkat çekici konuşmalardan birisi Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ınkiydi. Yılmaz, CHP’nin bu kadınlara dur demezse çökeceğini iddia ediyor: “AKP gittikçe puan kaybediyor. Bu nedenle can simidi olarak buna sarılıyor. (...) Bugün de oy kaybederiz diye tavır almazsak asıl o zaman oy kaybederiz. Biz kendi tabanımızın tavrını görmezsek CHP çöker. Tarihi bir süreç yaşıyoruz. Sert bir şekilde tavır almalıyız. Net bir tavır almalıyız.”
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Cüneyt Arcayürek – Cumhuriyet
Hemen her gün ekranları
dakikalarca işgal eden; patronuna
partisine muhalefet eden, her kim
olursa olsun saldıran, doğruları çarpıtmakta ustasını
sollayan AKP sözcüsü Hüseyin Çelik; partisinin
kadın vekillerinin türban eylemini savunurken “Türkiye
ne 1999’daki Türkiyedir, ne de TBMM 1999’daki
TBMM’dir” dedi. Gerekçesi ne olursa olsun kırk yılda
bir kez doğruyu söyledi H. Çelik ve bu saptamanın
içerdiği gerçek anlamı patronu, genel başkanı
ve de ne çare sıfatı Türkiye Cumhuriyeti’nin son
Başbakanı RTE açıkladı:
11 yıldır başları açık AKP’li kadın vekillerin birden,
bir yerden emirle harekete geçen robotlar gibi
türbanı kafalarına geçirmelerine karşı, Meclis’te dün
eylemsel tavır sergilemeye hazırlandığı söylenen
CHP’ye yüklenirken...
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Bekir Coşkun – Cumhuriyet
Yani şimdi siz bu yaşa kadar ruj, allık, pudra,
sürme, saç baş, maşallah...
Müslüman değildiniz de şimdi başınızı örterek
Meclis’e gelince mi Müslüman oldunuz?..
*
Yok eğer “Ne münasebet yine Müslümandık” dersen...
Bu tiyatro ne?..
*
En baştan alayım:
Türban, dinci erkeklerin siyaset malzemesiydi,
iç acıtan bir söylemdi, dillerinden hiç
düşürmediler:
“Başını örtmek isteyen masum kızların
gözyaşları...”
İyi bir malzemeydi aslında...
Etkili...
Duygusal... ,
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Ali Sirmen – Cumhuriyet
Tayyip Erdoğan, kendi açısından artık
dinsel simgeleri TBMM’ye sokmanın zamanı
geldiğine hükmetmiş olmalı ki, AKP’nin üç
kadın milletvekili (Nurcan Dalbudak, Sevde
Bayazıt Kaçar ve Gülay Samancı) Meclis’e
türbanla girme kararlarını açıkladılar.
İşin özünü gözden kaçırmayalım: Bu karar
resmen, dinsel simge olan türbanın Meclis’e
sokulmasıdır. Nitekim Başbakan bunun
dinin emri olduğunu söyleyerek görüşü
doğrularken, aynı zamanda girişimini dinsel
tabu kalkanı ardında korumaya alma yolunu da tutmuştur.
“Meclis kamu alanı mıdır, yoksa siyasal
organ mıdır?” tartışması bilmiyorum ne kadar önemli?
Ama olayın özgürlüğü sağlamaya yönelik
bir demokratik girişim olarak sunulmasının
gerçeği yansıtmadığını açıkça söylemek gerek.
Daha dinsel simgenin, kamu alanına
sokulması ve alenen teşhir edilmesinin önünü
açan karar Başbakan tarafından açıklandığı
gün, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin
Çelik, cümle âleme, kendilerinin kadınların
kılık kıyafetlerine müdahaleden yana
olduklarını ilan ediyordu.
Örtünme özgürlüğünden söz etmek ancak
örtünmeme özgürlüğünün de var olduğu
bir ortamda mümkündür. Herkesin kılık
kıyafetine karışmayı şiar eylemiş bunu alenen
ilan etmiş bir iktidarın, olaya özgürlük kılıfı
giydirmesi kandırmacadır.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Hikmet Çetinkaya – Cumhuriyet
Demokrasi laiklik temelinde yükselir...
Laiklik olmadan demokrasi
olmaz ama demokrasi olmadan
laik bir rejim olabilir!
Biz laiklik temelinde bir
demokrasiyi yaşama sokarsak bu
ülke insanı özgürleşir!
Şimdiye dek Meclis Genel
Kurulu’na başı açık olarak giren
AKP’li 4 kadın milletvekilinin
hacca gittikten sonra kapanıp
dün “türban” yani “sıkmabaş”la
Meclis’e girmelerinin anlamı ne?
Din ve vicdan özgürlüğü mü?
Elbet 1999’daki Merve
Kavakçı olayı yaşanmadı...
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/5205/Laiklik_Olmadan_Demokrasi_Olmaz....html
Can Dündar – Cumhuriyet
Türban bir simge mi? Evet.
Ama bunda yadırganacak bir şey yok.
İfade özgürlüğü sınırlı olan
ülkelerin siyasi hayatı, dolaylı
simgeler üzerine kuruludur.
O yüzden badem bıyık da
simgedir, pos bıyık da...
Tespih de parka da...
Ben de üniversitede hiç sakal
bıyık sevmediğim halde, sırf
hocalarıma yasaklandı diye,
“simge” niyetine yıllarca bıyıklı gezdim.
Yasak kalkana kadar da kesmedim.
Simgelerden korkmam.
Sorun, türbanın simge olması değil.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/5233/Meclis_teki_Turban.html
Güray Öz – Cumhuriyet
İşte gördünüz, “kadının özgürlüğü”
konusunda “yeni, çok yeni” bir adım daha
atıldı; dört kadın milletvekilimiz türban
taktılar. Özgürdüler, daha da özgürleştiler.
Geride henüz özgürleşemeyen kadın ve
erkek vekillerimiz var. Konu karmaşıktır ve
siyasetin dar aynasında ancak bu kadarı
görülebiliyor. Yoksa kadının özgürleşmesi
daha yolun başındadır. Ayak izlerini her
gün yeniden tarihe gönderen, onun kitabına
ekleten zaman, bize bugün Eluard’ın
“özgürlük” şiirini değil, tesettürün türküsünü
söyleyenlerin hayal âlemine sığmayacak
daha çok yenilikler gösterecektir.
Ne var ki eski dille “samimiyet”, yenisi
de çok güzeldir içtenlik, ayaklara dolanıyor.
Siyasetin boyasıyla kirlenmiş sahte içtenlik,
sarkacın geriye doğru salındığı bu zamanda
her şeyin adını “özgürlük” koyarak ruhunu
kurtarma peşinde olan liberali rahatlatabilir
mi? Gerçek, giderek gerçeklikte kendini
bulacaksa, özgürlük geriye giderek, sarkacın
geriye salınımına tutunarak kendini bulamaz.
Yazının tamamını okumak için tıklayın ,
Utku Çakırözer – Cumhuriyet
Önceki akşam “Behzat Ç. Ankara Yanıyor”
filminin başkentteki galasında karşılaştığımız
CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu
ile sohbetimizde, ana muhalefet liderinin evinde
de temel gündem konusunun türbanlı AKP milletvekillerinin
durumu ve TBMM’ye gelişlerinde
CHP’nin takınacağı tutum olduğunu öğrendik.
Kılıçdaroğlu bize türbanla ilgili evlerinde yaşanan
diyalogları kendi bakış açısıyla şöyle ifade etti:
“Sadece partide değil evde biz de kendi
aramızda, çocuklarla bu konuyu konuşuyoruz.
Ben şahsen kadınların kapanmasına karşıyım.
Ancak kendine ait gerekçelerle örtünme kararı
almış bir kadına ne denebilir? Müdahale edilebilir
? Ben şahsen görmezden gelmek ve hiç
tepki vermemek yanlısıyım. Çünkü üzerinde ne
kadar konuşulursa AKP o kadar bunu kullanıyor.
Sanıyorum bu konuda CHP en sağduyulu şekilde,
AKP’nin konuyu yıllardır istismar eden tavrını da
su yüzüne çıkaracak şekilde hareket edecektir.”
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Amberin Zaman – Taraf
Bugün köşemi 28 Ekim günü Washington’da gerçekleşen BDP’nin “Yeni Ortadoğu’da Kürt Rolü” isimi altında düzenlediği son derece önemli konferansa ayıracaktım. Ancak dün Meclis’te yaşanan tarihî oturumun ardından başörtüsü konusunda yazmak farz oldu.
Başörtüsü yasağını şiddetle itiraz eden ve Merve Kavakçı’nın maruz kaldığı zulme tanık olan bir gazeteci ve bir kadın olarak dün Meclis’teki oturumu seyrederken Türkiye ile gurur duydum. Çünkü toplumsal barışa, normalleşmeye, inanç özgürlüğüne, cinsiyet eşitliğine ve son kertede çoğulcu bir demokrasiye doğru sağlam bir adım atıldı. Şafak Pavey’in sarsıcı konuşması oturuma damgasını vururken ilk kez başörtüsüyle Meclis’te oturan dört kadın vekil sükûnetle dinlediler. Kavgasız dövüşsüz geçen oturum Gezi direnişiyle derinleşen kutuplaşma ortamını bir nebze olsun hafifletti. Hepimize nefes aldırttı.
Burada CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun hakkını teslim etmemiz lazım. Ben dâhil bir çoğu yazar uzun zamandır Kılıçdaroğlu’nun ulusalcıların CHP’yi rehin almasına göz yummasından şikâyet ediyorduk. “Denge politikaları nereye kadar” diye homurdanıyorduk. Ulusalcıları dizginleyerek CHP’nin siyasal intiharına neden olacak bir ikinci Merve Kavakçı vakasını önlemeyi başaran Kılıçdaroğlu belki de ilk kez sürekli sorgulanan liderliğini gerçek manada tescillemiş oldu. Umarız bundan böyle Kürtlere yaklaşımında da ulusalcı kanada karşı aynı dirayeti gösterir.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
İbrahim Karagül – Yeni Şafak
Ne oldu?
Kıyamet mi koptu? Türkiye başımıza mı yıkıldı? Sokaklar bölünüp millet birbirine mi düştü?
Ne oldu?
Üniversiteye, kamu kurumlarına, son olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne başörtüsü ile girenler devleti mi yıktı? Milleti mi terörize etti? Toplumsal infiale mi sebep oldu?
Hiçbir şey olmadı.. Her şey yerli yerinde duruyor. Türkiye normalleşerek yoluna devam ediyor. Başörtülü ya da örtüsüz millete, ülkeye hizmet edenler saygı kazanıyor, Türkiye'nin yolunu tıkayanlar ise her yönüyle kaybediyor.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Hayrettin Karaman – Yeni Şafak
B.M. Meclisi'ne başını örterek girmeye karar vermiş bulunan hanım milletvekillerimizin bu karar ve davranışları karşısında siyasiler ile kemalistlerden iki farklı tepki geldi:
Birincisine göre bu, gecikmiş bir demokratikleşme adımıdır, hem seçilen hem de seçenlerin Meclis'te temsilleri bunu gerekli kıldığı halde haksız olarak yıllarca engelleme yapılmıştır, bu niyet ve karara saygı gösterilmelidir.
İkincisine göre bu bir karşı devrim adımıdır, bu adımlar ülkeyi İranlaştıracaktır, bu bayanların örtünmeleri Başbakan'ın emriyle olmuştur, karar siyasi ve ideolojiktir, fiil bir provokasyondur.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Hilal Kaplan – Yeni Şafak
Türkiye Cumhuriyeti, 1934 yılında başı açık kadınlara seçilme hakkı verdi.
Aynı hak, kadın nüfusunun %65'ini oluşturan başörtülü kadınlara 2013 yılında nasip oldu.
Ve hâlâ oldubittiye getirilmekten, ayrımcılıktan, özgürlükçülükten dem vurup bu oldukça gecikmiş hak iadesine gölge düşürmek isteyenler var. Geçmiş olsun.
Dün, Ak Partili dört kadın milletvekili, Sevde Kaçar, Nurcan Dalbudak, Gülay Samancı ve Gönül Şahkulubey başörtüleriyle Meclis'e girdiler.
En sert tepkiyi vermesi beklenen CHP'den bile medeni bir itirazla karşılaştılar.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Cumhuriyet'in pazar ve perşembesi...
Yaşar Taşkın Koç – Yeni Şafak
Pazar gecesi saat 23.00 sıralarında yanında başka bir kadınla basın kapısı denilen kapıdan içeri girdi kadın.
Gergindi, tedirgindi, ürkekti belli etmemeye çalışsa da.
Koridorlar uzuyordu gittikçe sanki. Gizli ve yasak bir şey mi yapıyorum diye düşündü... hayır. Ama yine de gergindi.
Aynı koridordan başka bir kadın kendinden emin adımlarla ilerledi. Heyecanlıydı ama tedirgin değildi.
http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Yasar_Taskin_Koc/cumhuriyetin-pazar-ve-persembesi/40341
Kurtuluş Tayiz – Akşam
Cumhuriyet’in 90’ıncı kuruluş yılında tarihi bir eşik daha aşıldı.
Kadın vekillerin Meclis çalışmalarına başörtülü katılmalarını engelleyen ideolojik-siyasi tutum dün tarihe karıştı.
Başörtüsü yasağı, darbelerle tahkim edilen vesayet rejiminin siyasal yapı üzerindeki son kalıntısıydı. Resmi ideolojinin sistem üzerindeki süren etkisini yansıtıyordu.
Bu yasağı kaldırma girişimleri geçmişte büyük bir dirençle karşılandı.
Merve Kavakçı’yı hatırlayalım; Meclis’e başörtülü giren Kavakçı, siyasi hayatımızın en şiddetli tepkisiyle karşılandı. Siyasal linçe uğradı, ülkesinden uzaklaştırıldı.
AK Parti iktidarının başörtüsü sorununu çözme girişimleri “rejime savaş” ilan etmekle eşanlamlı değerlendirildi, sırf bu yüzden AK Parti’nin kapatılması gündeme geldi.
CHP’li bazı yöneticilerin Meclis’e başörtüsüyle gelen vekillere gösterdiği tepki, eski korkuların hâlâ canlı olduğunu gösterdi.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Emin Pazarcı – Akşam
Takvimler 2 Mayıs 1999’u gösteriyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 21. Dönem 1. Yasama Yılı’nın ilk birleşimi için toplanmıştı.
Meclis’te yemin töreni yapılırken, Fazilet Partisi İstanbul milletvekilleri Merve Kavakçı ile Nazlı Ilıcak, Genel Kurul Salonu’na girdi. Önce FP sıralarından alkışlar yükseldi. Ardından Meclis Tarihi’nde görülmemiş büyük bir gürültü koptu. Bakanlar dahil DSP’li milletvekilleri sıra kapaklarına vurmaya başladılar. Protestoya dinleyici locasında oturanlar da katıldı.
Yaşananlar son derece çirkindi...
http://www.aksam.com.tr/yazarlar/emin-pazarci/yazik-145-yil-kaybettik-c2/haber-257227
Melih Altınok – Türkiye
Dün tarihî bir ayıbımızın telafisi için önemli bir adım atıldı. AK Parti milletvekili dört başörtülü kadının iş yerleri olan Meclis'e girmesine “müsaade” edildi.
Bu gelişme üzerine “Gel Meclis kürsüsünde konuş” deseler ne derdim acaba? Herhalde ağzımdan çıkacak yegâne cümle, Nazilere karşı savaştığı halde, Varşova Gettosu Anıtı önünde diz çöken Willy Brandt gibi “özür dilerim” olurdu.
Başka ne söylenebilir ki?
Ama biz dün daha ziyade CHP milletvekili Şafak Pavey’in “gülümsemesine” sevindik.
“Ne kadar şirindi değil mi?”
“Ne kadar tane taneydi konuşması…”
Kimse kusura bakmasın ama zencilerine seçme hakkı henüz vermiş bir ülkenin parlamentosunda konuşan beyazın nezaketine şükretmenin ciddi bir aşağılık kompleksine işaret ettiğini düşünüyorum.
Neymiş, gülümsüyormuş konuşurken?
Yazının tamamını okumak için tıklayın
Emin Çölaşan – Sözcü
Sevgili okuyucularım, olaylar adım adım gelişti ve sonunda amaçlarına ulaştılar! Meclis’e dün itibariyle dört adet sıkmabaş kelle soktular. Alınlarında bant bile vardı, bol makyajın üzerinde çok yakışmıştı!
Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Plan ayrıntılı olarak kurulmuş, dantel gibi örülmüştü. Önce sıkmabaşı kamuda serbest bıraktılar. Sonra işin Meclis’e geleceği zaten belliydi.
Herkes örtünür de Tayyip’in kadın milletvekilleri örtünmez mi!
Bunlar bu bez parçasına “Başörtüsü” diyorlar ve dinimizin gereği olduğunu iddia ediyorlar.
Dinimizin neresinde, Kur’anı Kerim’in hangi ayetinde “Ey kadınlar, sakın ola ki saç kıllarınızı göstermeyin, saçlarınızı gizleyin” diye bir hüküm olduğunu açıklamaları bir türlü mümkün olmuyor.
Kur’an’daki hüküm açık:
“Örtünüzü göğsünüze indirin.”
Yüz yıllar öncesinde çöllerde ilkel bir yaşam süren, ahlak kurallarının yozlaştığı o sıcak iklimde memeleri ve her yerleri ortada cıscıbıl gezinen kadınlara yönelik -ve çok haklı- bir emir.
Kur’an’da saç kılları gizlenecek ve hiç kimseye gösterilmeyecek diye bir hüküm yok.
Başörtüsü farklıdır, Anadolu ve Türk kadınının geleneğidir. Orada saçları gizleme diye bir husus asla ve kesinlikle yoktur. Bunların bugün açtığı yol, kadınlarımızı adına sıkmabaş denilen bir üniformaya sokmaktır.
Yazının tamamını okumak için tıklayın
© Tüm hakları saklıdır.