Eğitim
BBC Türkçe

Boğaziçi Üniversitesi protestoları beşinci yılında: Akademisyenler, öğrenciler, rektör anlatıyor

Boğaziçi Üniversitesi'ne rektörlerin seçimle değil atamayla getirilmesine ilişkin protestolar beşinci yılında (4 Ocak 2021) (Getty Images)

04 Nisan 2025 15:29

Güncelleme: 04 Nisan 2025 15:44

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden alınan Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart'ta gözaltına alınmasının ardından çok sayıda üniversitede eylemler ve akademik boykot başladı.

Üniversite kampüsleri böylece yıllar sonra ilk kez protestolara sahne oldu.

Ancak bir okul için bu hareketlilik yeni değildi: Boğaziçi Üniversitesi.

Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden kabul edilen Boğaziçi'nde rektörün seçim yerine atamayla göreve gelmesi son beş yıldır farklı şekillerde protesto ediliyor.

Akademisyenler, atanan rektörü kabul etmediklerini göstermek için her iş günü 15 dakika boyunca rektörlük binasına sırtlarını dönüyor.

Bazı öğrenciler ise üniversitenin işe alım kriterleri uygulanmadan getirildiklerini söyledikleri "paraşüt" akademisyenlerin derslerine girmeyi reddediyor.

En son 27 Mart'ta, öğrencilerin boykot etkinliklerine destek verdiği gerekçesiyle emekli öğretim üyesi Doç. Dr. Esra Mungan'ın beş yıl boyunca okula girişi yasaklandı.

Peki protestoların başladığı 2021 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi'nde neler yaşanıyor?

BBC Türkçe bu haber serisi için, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, Boğaziçili öğretim görevlileri ve öğrencileri ile konuştu.

Serinin ilk bölümünde üniversitede yaşananları, ikinci bölümünde ise protesto gösterilerinin üniversitenin kültürünü ve akademik başarısını nasıl etkilediğini inceledik.

İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından Boğaziçi Üniversitesi de genel akademik boykot çağrısına katıldı. (Zeliha Tunçdemir)

Protestolar nasıl başladı?

Protestolar, 1 Ocak 2021'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Prof. Dr. Melih Bulu'yu üniversiteye rektör olarak atamasıyla başladı.

Bu atamanın ardından öğretim üyeleri, "1 Ocak gece yarısı, 1980'lerin askeri vesayet rejiminden sonra ilk kez üniversitemize hiçbir bilgi verilmeden, hiçbir biçimde danışılmadan kurum dışından bir rektör atanmıştır" açıklamasını yaptı.

Prof. Dr. Melih Bulu (Boğaziçi Üniversitesi rektörlük)

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan 703 sayılı KHK (kanun hükmünde kararname) cumhurbaşkanına doğrudan rektör atama yetkisi vermişti.

Öncesinde, devlet üniversitelerinde öğretim üyeleri rektör adaylarını profesör unvanına sahip kişiler arasından seçiyor, daha sonra Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) bu adayların üçünü cumhurbaşkanının onayına sunuyordu. Cumhurbaşkanı rektörü bu liste içinden seçip atıyordu.

Boğaziçi Üniversitesi'nde geleneksel olarak rektör adaylarından hangisi daha fazla oy aldıysa, diğer adaylar onun lehine çekiliyor, böylece cumhurbaşkanı okulun seçtiği kişiyi atamış oluyordu.

Kasım 2016'da ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, rektörlüğe yüzde 86'lık rekor oyla seçilen Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu yerine seçimlere katılmayan Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Prof. Dr. Mehmed Özkan'ı atamıştı.

Boğaziçi akademisyenleri Prof. Dr. Özkan'ın üniversiteden olması ve işleyişi değiştirmeyeceğini söylemesi nedeniyle bu atamanın kabul gördüğünü söylüyor.

Ancak 2021 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nin öğretim üyesi olmayan Melih Bulu'nun rektör olarak atanması tepkileri beraberinde getirdi.

Okulda Bulu'nun atanmasına karşı başlayan protesto gösterilerinde çok sayıda öğrenci gözaltına alındı, bazıları elektronik kelepçeyle ev hapsine çarptırıldı, tutuklananlar oldu.

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci BBC Türkçe'ye konuştu

Birkaç ay sonra yine cumhurbaşkanı kararıyla Bulu'nun yerine Prof. Dr. Mehmet Naci İnci atandı.

Rektör olarak üniversiteden bir ismin atanması protestoları durdurmaya yetmedi.

Üniversitede 1994'te fizik bölümünde ders vermeye başlayan Prof. Dr. İnci BBC Türkçe'ye verdiği röportajda göreve geldiği 2021'den beri üniversitenin "hem akademik hem de mekansal olarak büyüdüğünü" savunuyor.

Öğrenci Temsilciliği Kurulu Başkanlığı görevini kısa süre önce devreden Kaan Akkaş BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlarken, "demokratik üniversite" talebiyle başlayan mücadelelerinin yıllar içerisinde, yemek fiyatlarının artması, öğrencilerin yurtlardan çıkarılması gibi gelişmelerle, "temel hak" arayışına döndüğünü söylüyor.

Boğaziçi 2021'den önce nasıl yönetiliyordu?

Peki üniversiteyi kimin yönettiği neden bu kadar önemli?

BBC Türkçe'nin konuştuğu akademisyenler ve öğrenciler, geleneksel olarak Boğaziçi Üniversitesi'nde hiyerarşik bir yapının olmadığını anlatıyor.

Kararlar önce bölüm, enstitü ve fakültelerde alınıyor, daha sonra idari kararlar üniversite yönetim kurulunda, akademik meseleler senatoda değerlendiriliyor.

Hem akademisyenlerin hem de öğrencilerin bu birimlerin her birinde temsilcileri oluyor, bu temsilciler aracılığıyla karar alım süreçlerine katılımları sağlanıyor.

Temsilcilerin hepsi, seçimle göreve geliyor.

Görevine son verilen öğretim görevlilerinden Can Candan, "Yani tepeden aşağı değil, alttan yukarıya doğru bir yönetişim söz konusuydu. Katılımcı bir şekilde. Dolayısıyla Boğaziçi'nde herkes kendi sesinin duyulduğunu hissederdi" diyor.

"Rektörlük bir onay merciiydi sadece" diyen Candan, şu örneği veriyor:

"2007 yılında Boğaziçi'nde göreve başlarken o zamanki seçilmiş rektörümüzle bir görüşmem olmuştu. 'Benim görevim sizin burada yapmak istediklerinizi mümkün kılmak' demişti. Yani 'Benim görevim size ne yapacağınızı söylemek değil.' Böyle bir yaklaşım vardı."

Prof. Dr. İnci döneminde ise bu mekanizmaların etkisini kaybettiği, okulda birçok kararın tepeden aşağı alındığı, buna itiraz eden hocaların cezalandırıldığı iddia ediliyor.

Akademisyenler neler yaşıyor?

Can Candan, 2021 yılında ilk kez görevine son verildiğinde 14 yıldır Boğaziçi Üniversitesi'nde tam zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışıyordu.

Bu tarihten beri üç kez "ders saatlerine ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediği, ders vermesine ihtiyaç olmadığı ve disiplin cezası aldığı" gerekçeleriyle görevine son verildi.

İki kez mahkeme kararıyla okula geri döndü, şimdi üçüncü kez dönebilmek için hukuki mücadele yürütüyor.

Can Candan rektörlük binası önündeki protestoyu kayda alıyor (25 Mart 2022) (Osman Baran Özdemir)

Candan'a göre, okuldan uzaklaştırılmasının asıl sebebi, akademisyenlerin protestolarını fotoğraflarla ve videolarla kayıt altına alması, seslerini kamuoyu ve basına duyurması.

BBC Türkçe'ye verdiği röportajda, "Bu da tabii bu atanmış yönetimin hoşuna gitmedi. Çünkü atanmış yönetimin yapmaya çalıştığı şey siyasi operasyonla Boğaziçi Üniversitesi'ni ele geçirmekti ve biz buna direniyorduk. Dolayısıyla direnen herkesi hedefe koydular" diyor.

BBC Türkçe'ye konuşan akademisyenler, kampüsteki kameralar ve polisler aracılığıyla protesto gösterisine katılan öğretim üyelerinin tespit edildiğini öne sürüyor.

Bu protesto gösterilerine katıldıkları için okuldan uzaklaştırıldıklarını, disiplin soruşturmalarına uğradıklarını ya da yükselmelerinin önüne geçildiğini kaydediyor.

BBC Türkçe'nin de gördüğü Rektörlük tarafından öğretim üyelerine gönderilen bir uyarı yazısında, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde gösteri ve yürüyüş yapmanın yasak olduğu belirtilerek, kampüsteki eylemlerin sonlandırılması isteniyor, aksi takdirde adli ve idari işlem yapılacağı kaydediliyor.

Bazı emekli akademisyen ve mezunlar da protestolara katıldıkları için üniversiteye alınmadıklarını savunuyor.

'Biz protestoları görmüyoruz, aklımıza bile gelmiyor'

Fakat Prof. Naci İnci öğretim üyelerinin protestolara katıldıkları için yaptırıma uğradıkları suçlamalarını reddediyor.

Üniversitede yüzlerce akademisyenin olduğunu hatırlatan İnci, "[Rektörlük önündeki protestolara] her gün üç-beş kişi gelir. En büyük sayısı herhalde 20'yi geçmez. Bazen bir kişiye indiği oluyor. Biz bunları görmüyoruz. Aklımıza bile gelmiyor" diyor.

Emekli öğretim üyelerinin ise "öğrencileri provoke ederek ve öğretim üyelerine baskı kurarak, üniversitenin huzurunu bozup onları protestoya teşvik ettikleri" için okula alınmadıklarını kaydediyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mine Eder, hakkında üç-dört disiplin soruşturması olduğunu söylüyor.

Okuldan uzaklaştırılmalarının yanı sıra akademisyenlerin yurt dışında burslu araştırmalara katılmalarının engellendiği de bir diğer iddia.

Can Candan, 2021'den beri "tepeden inme idare biçiminden, mobbingden ve baskıdan bıkan" onlarca öğretim üyesi ve görevlisinin de erken emekliye ayrıldığını ya da istifa ettiğini söylüyor.

Dünya çapında tanınan Osmanlı tarihi uzmanı Prof. Dr. Edhem Eldem bu kişilerden biri.

Eldem, araştırma izni başvurusu "gerekçesiz" reddedilince erken emekliye ayrıldığını açıklamıştı. Şu an, davet aldığı ABD'deki Colombia Üniversitesi'nde dersler veriyor.

BBC Türkçe'nin Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinden edindiği bilgiye göre, şimdiye kadar 30 civarı akademisyenin dersi iptal oldu, en az 60 akademisyen okuldan uzaklaştırıldı ya da erken emekliye ayrıldı, 20 kadar emekli akademisyen de okula giremiyor.

BBC Türkçe bu sayıyı bağımsız olarak teyit edemedi.

Candan, üniversitede kalan kimilerine de disiplin soruşturmaları açıldığını söylüyor.

Halen üniversitede Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Mine Eder BBC Türkçe'ye hakkında üç-dört disiplin soruşturması olduğunu ifade ediyor.

"Makale yazıyorsunuz, 'Böyle yönetilmez üniversite' diyorsunuz. Ben zaten siyaset bilimiyle, yönetim problemleriyle ilgili yazan [biriyim] ama amirine hakaretten disiplin soruşturmaları açıldı" diyor.

Boğaziçi Üniversitesi'nde akademik hayat nasıl değişti?

7 Şubat 2021'de Resmi Gazete'de yayınlanan cumhurbaşkanlığı kararıyla Boğaziçi Üniversitesi'nde hukuk fakültesi kuruldu.

İlerleyen zamanda Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü ve Film ve Medya Çalışmaları Enstitüsü de açıldı.

Prof. Dr. İnci, göreve geldiğinden beri 120 civarı yeni öğretim üyesinin alındığını ve bu akademisyenlerin de katkılarıyla üniversitenin başarısının arttığını söylüyor.

Protestolara katılanlarsa bu akademisyenlerin Boğaziçi Üniversitesi'nin işe alım kriterleri uygulanmadan göreve getirildiğini savunuyor ve bu kişilerin atanma süreçlerini "paraşüt" olarak nitelendiriyor.

Boğaziçi Üniversitesi (Getty Images)

Ayrıca, 2021 sonrasındaki süreçte üniversitede yeni fakülte ve enstitüler açılmasını yönetim kadrosuna rektöre yakın isimleri getirme çabası olarak değerlendiriyorlar.

Fakat Prof. Dr. İnci, bu iddiayı tamamen reddediyor.

İnci 2021 yılına kadar yönetimde söz sahibi olan akademisyenlerin, yeni öğretim üyelerini Boğaziçi Üniversitesi mezunları arasından seçtiklerini, bunun da "rehavete" yol açtığını söylüyor.

Son dönemde alınan öğretim üyeleriyle üniversiteye "çeşitliliğin" geldiğini savunuyor:

"Normalde bu üniversitenin çok çok daha başarılı olması lazım. Neden değiliz? Sebebi şu: Buranın sahibi gibi görünen ve sesi çok çıkan o akademisyenlerin domine ettiği sistemde, sadece belirli kesimdeki öğrenciler sonradan hoca olarak alındığı zaman, bir rehavet çöküyor. Güçlerini ve özelliklerini kendilerinden değil de sistemden almış oluyorlar. Bu da üniversitenin gelişiminde çok büyük bir dezavantaj oluşturuyor."

Okulun, 1971'de Robert Kolej'den Boğaziçi Üniversitesi'ne ilk dönüştüğünde "liberal, küçük bir kolej" olduğuna katılan Prof. Dr. Mine Eder, bunun yıllar içerisinde değiştiğini savunuyor.

Örnek olarak kendisinin de orta-sınıf bir ailenin çocuğu olmasını gösteriyor, "Çeşitli olmadığımız ithamını kabul etmiyoruz" diyor.

Şu anki yönetimle üniversitenin tam tersi "tek seslileştiğini" savunan Eder, "Paraşütlerin büyük bir çoğunluğu normal şartlarda bizim akademik kriterlerimizi tutturamazdı. İdeolojik bağlılıkla aldığınız bu insanlar bu kurumun içini boşaltıyor" diyor.

Öğrenciler bazı dersleri neden boykot ediyor?

Akademisyenler, liyakata dayanmadığı gerekçesiyle rektörlüğün açtığı kadro ilanlarına karşı dava süreci yürütüyor.

Avukat Fırat Kuyurtar, Psikoloji Bölümü'ndeki bir ilana karşı açılan davada, bilirkişinin ilanın kişiye özel açıldığını teyit ettiğini söylüyor. Dava süreci devam ediyor.

Üniversite öğrencileri ise "paraşüt" olarak adlandırdıkları bu akademisyenlerin derslerini, dönem başında aldıkları kararlarla boykot ediyor.

Eski öğrenci temsilcisi Kaan Akkaş, "Bu kişilerin alanlarında iyi olmadıklarını" savunuyor:

"Beş yüz kişilik Politika 101 dersini, İngilizce bile bilmeyen bir kişi anlatmıştı. 'Ben gavurun dilinde ders anlatmam' demişti. Bunun sonucu olarak da eğitim dili yüzde 100 İngilizce olan bu üniversitede Türkçe bir ders verildi."

Rektör Naci İnci ise öğrencilerin, "köşe başını tutan eski hocalar tarafından provoke edildiğini" öne sürüyor:

"Onlara diyorlar ki 'Bak şöyle birisi geldi, bunun dersini almayın'. Hatta öğrencilerin zorunlu dersleri, o yeni gelen hocalara vermemek üzere dizayn ediliyor. Bunların arkasında hep bu protestocu, daha önce 30 sene yönetimde olan, 'küçük olsun, bizim olsun' diyen, değişime karşı çıkan hocalar var."

Prof. Dr. Mine Eder, öğrencilerin akademisyenler tarafından yönlendirildiği iddiasını kesin bir dille reddediyor; "Bunlar pırıl pırıl gençler ve kendi kararlarını verecek olgunlukta. Böyle bir anlayış önce öğrenciye saygısızlık" diyor.

Boykot edilen dersler bazen başka akademisyenler tarafından açılıyor.

Bazı derslerin emekli akademisyen ya da doktora öğrencileri tarafından gönüllü verildiği de oluyor, ancak bunların bir resmiyeti bulunmuyor.

1973'te akademisyen olarak katıldığı Boğaziçi Üniversitesi'nde, emekli olduktan sonra da öğrenci yetiştirmeye devam eden, ancak yaklaşık iki yıl önce derslerine son verilen Fizik Bölümü Profesörü Alpar Sevgen de bu öğretim üyelerinden biri.

Alpar Sevgen öğrencilere "merdiven altı" olarak tabir ettiği dersler veriyor. (Moox Bogazici / Youtube)

Prof. Sevgen, yaklaşık 40 yıl akademisyenlik yaptığı üniversiteden, rektörlük politikalarını desteklemediği için uzaklaştırıldığını düşünüyor. Okula ve kütüphaneye girmesinin bile yasaklandığını söylüyor.

Fakat o, "merdiven altı" olarak tabir ettiği dersleriyle internet ortamından öğrencilerini eğitmeye devam ediyor.

Derslerine her dönem 15-20 kişi katılıyor, şu an relativite dersi veriyor.

"Bu normal bir ders verme değil, kabul edin. Çünkü çocuk bu dersi kredili alamadığına göre, bunun yerine başka bir ders alacak. Yükü de artacak. Ama geliyor benden bu konuları dinliyor. Konuşuyoruz, tartışıyoruz" diyor.

Hukuki süreç ne durumda?

Boğaziçi Üniversitesi'nde hem öğretim üyelerinin ve öğrencilerin açtığı, hem de onlara açılan yüzlerce dava bulunuyor.

Akademisyenlerin davalarını üstlenen avukatlardan biri olan Fırat Kuyurtar, sadece kendisinin 100'e yakın davaya baktığını söylüyor.

Öğretim üyeleri, rektör atamalarına, fakültelerin dekanlarının görevden alınmasına ve yeni fakülte kurulmasına karşı hukuki mücadele veriyor.

Üniversiteden uzaklaştırılma ya da disiplin soruşturmalarına uğrama gerekçeleriyle açtıkları davalar da var. BBC Türkçe'ye konuşan Kuyurtar, bu davalarda genellikle lehte kararlar verildiğini söylüyor.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin avukatlarından Baran Kaya ise özellikle Rektör Melih Bulu döneminde öğrencilere karşı açılan ceza davalarının çoğunun gerekçesinin "izinsiz gösteri" olduğunu vurguluyor.

2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'ndaki "herkesin önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu" hükmüne dikkati çeken Kaya, Kadıköy ve Beşiktaş gibi üniversite dışında yapılan gösteriler nedeniyle de öğrencilere suçlama yöneltildiğini aktarıyor.

İstanbul Kadıköy'deki Boğaziçi Üniversitesi protestosunda onlarca kişi gözaltına alınmıştı (1 Nisan 2021) (Getty Images)

Kaya, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın Emniyet Genel Müdürlüğü'nün talebiyle, protestolara katılmaları sebebiyle haklarında dava açılan öğrencilerin burslarını veya kredilerini kestiğini de aktarıyor.

"Açılan karşı davaların tamamı öğrenciler lehine sonuçlandı ama yine de belli sürelerde öğrenciler bu maddi haklarını kullanmamış oldular" diyor.

Dersleri boykot eden ya da afiş asan öğrencilere verilen disiplin suçlarına karşı açılan davaların çoğu da öğrencilerin lehine sonuçlanmış.

BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Kaya, kanuna göre özel güvenlik görevlilerinin toplantı ve gösterilere müdahale etme hakları olmamasına rağmen protesto düzenleyen öğrencilere müdahale ettiklerini, öğrencilerin bu müdahaleye karşı çıkmasının "kamu görevlisine mukavemet" gibi değerlendirilerek dava açıldığını söylüyor.

Boğaziçi Üniversitesi kampüsü (23 Temmuz 2016) (Getty Images)

Rektör Naci İnci ise kafe işgali gibi "kriminal" faaliyetlerde bulunan öğrencilerin disiplin soruşturması geçirdiğini, bunun da öğrencileri korumak adına yapıldığını belirtiyor:

"O kafe sahibi savcılığa suç duyurusunda bulunsa, mahkemelerde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalacaklar.

"Disiplin soruşturmasının sonunda ise belki bir uyarı gelecektir, belki bir kınama gelecektir. Bizim bu yaptığımız öğrencilerimizi korumak içindir. Çünkü bunlar genç, düşünmüyorlar. Ama bunu da maalesef farklı mecralara çekiyorlar."

Protestocu öğrencilere uzaklaştırma kararı nasıl verildi?

Avukat Kaya, Rektör Naci İnci'nin 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'a dayanarak, protesto eden öğrencilere karşı uzaklaştırma kararı aldırdığını da kaydediyor.

Kaya, "6284 uzaklaştırma kararı vermek için arada bir tür gönül ilişkisi arar. Buna rağmen aile mahkemeleri bu kararı verdi; itiraz ettik. Üst mahkeme itirazımızı reddetti. Böylece bir ay boyunca [protestolarda öne çıkan] yaklaşık 30 öğrenci rektörden uzaklaştırılmış oldu" diyor.

Kaya, Anayasa Mahkemesi'nin daha sonra öğrencilerin üniversiteden uzaklaştırılmasına yol açan kanun maddesini iptal ettiğini aktarıyor.

Öğrencilerin "rektörlük ofisinin etrafını sarmaları, yumurta ve su atmaları, hakaret ve küfür etmeleri" sonucu ufak bir grup için bu kararı aldırdığını belirten Prof. İnci, şunları anlatıyor:

"Hatta bir defasında 250 öğrenci kapıya dayanmışlardı. O gün Cuma namazına bile gidemedim. Yani içeriye hapsolmuşsunuz. Sonra arabanın üzerine çıktılar. Öğrencileri bu hale bile getirdiler bu protestocu öğretim üyeleri."

Avukat Kaya, davalarda onlarca öğrenci hakkında yurt dışına çıkış yasağı kararı verildiğini, bunun da öğrencilerin eğitimini etkilediğini söylüyor:

"Bu süreçte yurt dışında yüksek lisansa gidemeyen, yaz stajına gidemeyen öğrenciler çok oldu. Esas mağduriyet biraz da buradan yaşandı" diyor.

Haber, değiştirilmeden kaynağından otomatik olarak eklenmiştir