05 Nisan 2025 13:39
Güncelleme: 05 Nisan 2025 13:51
T24 Haber Merkezi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik "kent uzlaşısı" soruşturması kapsamında 'terör' suçlamasıyla Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat'ın sağlık durumuna ilişkin olarak, "Adli Tıp uzman kurum. Onun kararı neyse o yönde de işlem yapılacaktır. İşlediği suç ne olursa olsun hapishanede olanlar devletimize ve hukuka emanettir. Hiç kimsenin bir endişesi olmasın" açıklamasını yaptı.
Cevdet Yılmaz, CNN Türk'te katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Kronik kalp ve tansiyon rahatsızlığı bulunan birçok kez hastaneye sevk edilen Mahir Polat'ın sağlık durumu hakkında konuşan Yılmaz, şunları söyledi:
"Tüm tutuklular devletimize emanettir. Devlet kurumlarına düşen insanların sağlığını korumaktır. Mahir Polat konusunda hastaneye sevki oluyor. Ardından bu şikayetler devam ettiği için Adli Tıp'a müracaat söz konusu. Adli Tıp uzman kurum. Onun kararı neyse o yönde de işlem yapılacaktır. İşlediği suç ne olursa olsun hapishanede olanlar devletimize ve hukuka emanettir. Hiç kimsenin bir endişesi olmasın."
Yılmaz, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasının hemen ardından piyasalardaki çalkalanmaya ilişkin olarak da "Dönemsel etkilenmeler her zaman olur. İlk günlerde oldu, sonra duruldu. Piyasalara gerekli mesajları verdik, tüm kurumlar gerekli tedbirleri aldılar. Orta Vadeli Programa bağlıyız, bir sorun yok" dedi.
Yılmaz, Merkez Bankası rezervlerinin 'buharlaştığı' iddiası için de "Şu anda baktığımız zaman Merkez'in rezervleri yeterli seviyede. Merkez Bankası rezervlerini kullandığı zaman bunlar buharlaşmıyor. Karşılığında bir TL alıyor. Yarın konjonktür farklı olduğunda bunu tekrar rezervde kullanmak durumunda. Döviz rezervlerinin yüksek olması emniyet açısında yüksek olması önemli" ifadesini kullandı.
İBB'ye yönelik soruşturmalar hakkında konuşan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye uluslararası hukukun da bir parçası. Bir aşamada verilen kararı beğenmiyorsanız başka mekanizmalarla çözebilirsiniz. Bir yolsuzluk iddiası var bir soruşturma var. Hiç bir argümana cevap vermem tamamen siyasi alana çekerim diye bir anlayış var. Hukuki argümanlara güvenmiyorsunuz ki olayı siyasi alana çekiyorsunuz. Yolsuzluk soruşturmaları hakkında diyorum. Bir iddia varsa yapmanız gereken bu argümanları hukuki olarak çürütmeye çalışmaktır. Bunun yerine hiçbir soruya cevap vermem demek ve hukuk üzeri bir varlık gibi kendini ortaya koymak doğru bir yaklaşım değildir.
'Ben haklıyım ben hukukun üzerindeyim' demek hukuk devletine yakışmayan bir tavırdır. Hukukta da her alanda olduğu gibi yanlışlar olabilir eksikler olabilir. Niye reformlar yapıyoruz? Eksikler var diye yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın beyan ettiği bir reform bir strateji belgesi var. Herkes hukuk çerçevesinde hakkını aramak zorundadır."
Yılmaz, İmamoğlu protestolarındaki tutuklamalara karşı başlatılan 2 Nisan genel tüketim boykotu için de, "Boykottan etkilenme söz konusu değil. Boykotun tutmadığını söyleyebiliriz. Baştan beri yanlış bir çağrı. Ana muhalefet partisi ekonomiye zarar vermiş durumda. Boykot ettiğiniz 85 milyonun ekonomisi. Esnaf dediğiniz sadece AK Partili değil. Boykot çağrısı son derece yanlış siyasetçi bunu yapamaz. Sorumlu bir siyasetçi ülkenin yerli firmalarını hedef gösteremez. Bunu yapıyorsa toplumla kavga ediyordur. İş dünyasından ciddi tepkiler geldi. Bırakın iş sahiplerini ekmeğini kazananlar var orda. Bu tür çağrılar ayrıştırıcı çağrılar. Bir zamanların bu yeşil sermaye tartışmalarına götürür, toplumu kutuplaştırmaya ayrıştırmaya hiç kimsenin hakkı yok" diye konuştu.
Demokrasilerde tartışmalar hiçbir zaman bitmez. Muhalefet partisinin 'Türkiye için benim şöyle bir kalkınma vizyonum var' diye önerdiği bir politika olduğun duydunuz mu? Ayrıştırıcı dilin ne ana muhalefete ne de ülkemize faydası var."
© Tüm hakları saklıdır.