Politika

Deva Partili Ekmen: Siyasi tarih, kendi iktidarını sonsuz zanneden partiler ve liderlerle doludur

04 Nisan 2025 11:01

Güncelleme: 04 Nisan 2025 12:14

TBMM Genel Kurulunda konuşan Deva Partili Mehmet Emin Ekmen, devlet gücü ile uygulanan hukuksuzluklar ve cezaevlerinde mahkûm olarak idam edilen siyasi figürlerin altını çizdi. Konuşmasında geçmişten günümüze her türlü ideoloji ve siyasi arka plana sahip insanın mahkûm edildiği Ulucanlar Cezaevi'ne atıf yapan Ekmen, Türkiye'nin siyasi tarihinin kendi iktidarını sonsuz zanneden partiler ve liderlerle dolu olduğunu vurguladı.

Ulucanlar Cezaevi'nin müzeye dönüştürülmesi ve ardından gerçekleştirilen idamlar üzerinden konuşmasını şekillendiren Ekmen'in sözleri şu şekilde:

"Ulucanlar Cezaevi, Sayın Veysel Tiryaki tarafından dönemini yansıtan kıymetli bir müzeye çevrildi. Projesi devam etmekte olan Diyarbakır Cezaevi için de aynı çalışmanın yapılması istediğimizi daha önce ifade etmiştik. Diyarbakır’da da kendi dönemini yansıtan bir müze için çalışmalar olduğunu takip ediyoruz. İnşallah, bittiğinde oradan da bahsederiz. Bilinen bir ibretlik sözdür: ‘Mezarlıklar kendini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.’ Bu sözü siyaset için şöyle uyarlamak istiyorum: Siyasi tarih, kendi iktidarını sonsuz zanneden partiler ve liderlerle doludur. Oysa İbn Haldun'un yüzyıllar önce yazdığı gibi, siyasi iktidar bir döngüdür ve mutlaka sünnetullaha uygun bir şekilde taraflar arasında el değiştirir. Ulucanlar Cezaevi neden önemli? Çünkü kendisini devletin veyahut da devletin ideolojisinin sahibi gören birçok insanın dönemler içerisinde Ulucanlar Cezaevi’nde yattığını görürsünüz.

İdam edilenlerden birkaç isim vermek istiyorum: İskilipli Âtıf Hoca, Cavid Bey ve İzmir suikastındaki 5 arkadaşı, Talât Aydemir, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Necdet Adalı, Mustafa Pehlivanoğlu, Erdal Eren ve liste devam ediyor. İdam edilenler içerisinde, Türkiye’deki neredeyse her siyasi ve sosyolojik kesimi temsil eden bir kişi bulunuyor. Tutuklular ise şu şekilde: Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Muhsin Yazıcıoğlu, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Mahir Çayan, Yılmaz Güney, Cüneyt Arcayürek, Fakir Baykurt, Hatip Dicle, Leyla Zana ve arkadaşları, Metin Toker, Kemal Tahir, Muharrem Şemsek, Selçuk Özdağ, Sırrı Süreyya Önder ve Mustafa İslamoğlu... Bu listeye baktığımızda şunu görüyoruz: Devlet dönem dönem tarafları birbirine kırdırdığı gibi devletin sopasını ele geçiren de muarızını muhalif  değil, düşmanlık duygusuyla dövmekten ve yargı kudretiyle idamlara veyahut da cezaevlerine mahkûm etmekten çekinmemiştir.
 
Bugünkü yargı uygulamalarını kutsayanlar "Bu bir yargı süreci, hukuk devletinin gereği" diyenler Ulucanlar Cezaevi’ni gezdiğinde, Ulucanlar Cezaevi’nde yatan herkesin ve Ulucanlar Cezaevi’nde hayatına son verilen herkesin dönemin yargı mevzuatı ve prosedürüyle bu durumu yaşadığını ve dönemin muktedirlerinin de "Bu bizi ilgilendiren bir konu değil; bu, yargısal bir faaliyettir." diye eleştirileri cevapladığını görebilirler. Allah hiçbir canlıya sonsuzluk vadetmemiştir ve vermemiştir, iktidarlar geçicidir. Eğer dün bize yapılanı hatırladığımızda; bugün yaptıklarımızın da yarın bize aynı usul, esas ve içerikle yapılabileceğini savunabiliyorsak "Ben de bu şekilde gözaltına alınabilirim." "Ben de 35 gün tutuklu kalıp ilk duruşmada beraat ve tahliye edilebilirim." "Benim de bu şekilde önüm kesilebilir, müstahaktır." diyorsak o zaman bu süreci onaylayabiliriz. Ancak kendi nefsimizi merkeze aldığımızda soru işareti koyuyorsak lütfen başkası için de bu soruları sormaktan geri durmayalım."