Recep Tayyip Erdoğan (solda) ve Ekrem İmamoğlu
05 Nisan 2025 07:00
Güncelleme: 05 Nisan 2025 10:27
Bayram öncesi İstanbul’un seçilmiş iki Büyükşehir Belediye Başkanı için açılan 2 davadaki ana suçlama maddelerini yazmıştım.
Biri 2002 yılında Recep Tayyip Erdoğan’a, öteki de 19 Mart 2025 sabahı Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen ana suçlama maddeleriydi.
İkisine de aşağı yukarı aynı maddelerden suçlama yöneltilmişti.
Ama savcıların sunduğu ayrıntılı olaylar farklıydı.
Bugün bir adım daha ileri gidip, 2002 yılında dönemin eski seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan suç duyurusunda yer alan 19 somut iddiayı yazıyorum:
Sanık Recep Tayyip Erdoğan hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce personelin taşınması için servis kiralama işi ihaleleri;
Başsavcılık işte tek tek ayrıntısını verdiğim bu iddiaları, daha önce de yazdığım gibi şu 6 suç kategorisi içinde toplamıştı:
(*) Cürüm işlemek için teşekkül meydana getirmek ve bu teşekkülü yönetmek (TCK’nın 313’üncü maddesi) Danıştay 2’nci Dairesi’ne gönderildi.
(*) Nitelikli zimmet (TCK’nın 202/2, 80’inci maddeleri)
(*) Devlet alım ve satımlarında çıkar sağlamak (TCK’nın 205, 80’inci maddeleri)
(*) Rüşvet almak (TCK’nın 212/1’inci maddesi)
(*) Görevde yetkiyi kötüye kullanmak (TCK’nın 240’ıncı maddesi)
(*) Artırma ve eksiltmeye hile karıştırmak (TCK’nın 366/2’nci maddesi)
Dikkat edin.
İddiaların hiçbiri kim ve ne olduğu belirsiz “gizli tanık” ifadelerine,
“İhbarcı” adı altında ortaya çıkıp da gördüğünü söylediği toplantılarda cep telefonu bambaşka yerlerde sinyal veren ve normal olarak bir hakimin anında reddetmesi gereken itibarsız ihbarcılar yok.
Suçlamalar, belgeler üzerinden yapılıyor. Üstelik parasal değerleri İmamoğlu’nunkinden kat kat fazla.
Suçlamayı yapan da Cumhuriyet Başsavcısı.
İşte böyle bir somut suçlama tablosu ile yargılandı dönemin seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.
Ne 20 araba ile evine baskın yapıldı
Ne eşinin ve çocuklarının önünde alınıp götürüldü...
Ne 4 gün gözaltında tutuldu
Ne de tutuklanıp Silivri gibi, Ergenekon ve Balyoz skandallarından sonra artık adı Esad rejiminin Sednaya’sı ile aynı seviyeye inen bir cezaevine konuldu.
Davası normal olarak görüldü.
Bazılarına sadece avukatları girdi.
Ve sonunda beraat etti.
Bazıları da Rahşan Affı'na girdi.
Şimdi vicdanı olan hangi savcı, hangi hakim, hangi siyasetçi bize bunu mantıklı ve ikna edici gerekçelerle açıklayabilir?
Var mı öyle biri?
Erdoğan 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına 1 milyon oyla seçilmişti.
Bu da İstanbul halkının oylarının sadece yüzde 26’sıydı.
Yani her 4 İstanbul vatandaşından sadece biri ona oy vermişti.
Onun dışında 4 adayın oyları neredeyse birbirine eşit bölündüğü için aradan çıkmıştı.
İmamoğlu daha 1 yıl önce yüzde 52 oyla seçildi.
4.5 milyon İstanbullunun oyunu aldı.
Üstelik bu üst üste üçüncü seçimiydi ve her seçimde oyunu daha da yükseltti.
Adalet Bakanı yüzümüze baka baka “bu bağımsız ve tarafsız yargının kararı” diyor.
Öyleyse bu çifte standart nedir?
Yani “Erdoğan’ın kaçma ve delilleri karartma ihtimali yoktu, İmamoğlu’nun var” mı diyeceksiniz?
Allah aşkına yukarıda yazdığım suçlama tablosuna bir bakın.
Neyle açıklayacaksınız İmamoğlu’nunkinden çok daha somut, öyle herkesin gülüp geçtiği, kim olduğu belirsiz gizli tanıklara değil; Cumhuriyet Başsavcısının resmi belgeler üzerinden yaptığı suçlamaları tutuksuz yargılayıp, daha şimdiden çökmüş bir davayı süresi seçime kadar gidebilecek insafsız bir cezaya çevirme hazırlığınızda oluşunuzu?
Çıkın artık dürüstçe itiraf edin.
Bu sapına kadar siyasi bir davadır.
Türk halkı da dünya kamuoyu da bunun bal gibi siyasi bir karar olduğunu biliyor.
Bilin ki bu kararla Türk yargısının itibarına çok ama çok ağır bir darbe vuruldu.
Bu yarayı sarmak çok uzun zaman alacak ve Türkiye’nin hem sosyal yapısına hem de itibarına tahmininizin ötesinde büyük zarar verecek.
Ve yine bilelim ki, yanlışlıklar düzeltilmediği taktirde bu davanın Türk siyaset ve adalet tarihindeki yeri Yassıada Mahkemeleri kadar farklı olmayacak.
"İkisi arasında ne fark var?" derseniz cevabı da şudur:
Bir tek “bebek ve don davası…”
Ve son bir hatırlatma...
Yassıada’da yargılanıp idam edilen o insanlar, bugün İstanbul’un en mutena yerlerinden birindeki anıt mezarlarında yatıyor.
Her yıl törenlerle anılıyor.
O nedenle sözlerimi şöyle tamamlayacağım.
Bu siyasi bir karardır ve yine siyaset düzeltmelidir.
Düzeltmenin ilk adımı da İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasının sağlanmasıdır.
Ve herkes de bunun Ankara’dan gelecek bir mesajla sağlanabileceğini biliyor.
Ayrıca bu, dün sağlığına kavuştuğunu gördüğümüz MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Bayramın birinci günü Türkgün Gazetesi'ne yazdığı yazıda önerdiği adalet ve demokrasi temennisinin samimiyeti konusunda da çok etkili bir niyet mektubu olurdu.
Adolescence: 13 yaşındaki bir çocuk neden öldürür? Her evde Jamie’ler yetişiyor olabilir mi? |
© Tüm hakları saklıdır.