Kültür-Sanat

Haftanın Sanat Rotası: Bu hafta, üç büyük şehirde hangi sanat etkinlikleri var?

Her hafta cuma günü yayımlanan bu ajandada, o hafta İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılacak sanat etkinlikleri derleniyor

28 Mart 2025 08:09

Güncelleme: 28 Mart 2025 09:34

Türkiye’nin sanatla dolup taşan şehirlerinden İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunan tiyatro, sergi, atölye gibi etkinlikleri derleyen Haftanın Sanat Rotası, bu hafta yirmi yedinci sayısıyla sizlerle. Bu haftanın derlemesinde birbirinden farklı sergiler ve tiyatro oyunları yer alıyor.

Her hafta cuma günü yayımlanan Haftanın Sanat Rotası'nda bu hafta 29 Mart - 4 Nisan tarihlerindeki etkinliklerine yer veriliyor.

İşte İstanbul, Ankara ve İzmir’de sizler için derlediğimiz kültür sanat etkinlikleri:

İstanbul'da bu hafta

-2 tek

Argun Okumuşoğlu ve Esat Tekand’ın son dönem işlerini bir araya getiren sergi, tek olanın kendi başına var olma hali ile ikiliğin getirdiği tamamlanma hissi arasında gidip geliyor. 

Kavramsal düzeyde varoluşun temel dinamiklerini taşırken derin bir araştırma alanı açan sergi ikilik, zıtlık ya da karşıtlığın değil, bir aradalığın yaratıcı gerilimini sorguluyor. Bu bağlamda, birlikteliğin zorunluluğunun yanı sıra tekilliğin yalıtılmışlığını görünür kılıyor.

-Ay Işığıyla Dans / Marcel Dzama

Özgün mizahi üslubu ve ele aldığı konulara ilginç yaklaşımıyla dikkat çeken sanatçının müzik ve dansın öne çıktığı renkli hayal dünyasından başlayarak günümüzde karşı karşıya kalınan kötü yönetimler, çevresel yıkım ve savaşların sebep olduğu felaketlere değindiği eserlerden oluşan sergisi, aynı zamanda Türkiye’deki ilk kişisel sergisi.

Küratörlüğünü Alistair Hicks’in yaptığı sergide resim, çizim ve film gibi farklı mecralarda çalışan sanatçının lirik, sihirli, mizahi hikâyelere yer verdiği resimleri, heykelleri, video eserleri ile Raymond Pettibon’la birlikte ürettikleri bazı yapıtlar yer alıyor.

-No Rain, No Flowers / Summer Wheat

Sanatçı, resim ve heykellerden oluşan serisiyle COVID-19’un başlangıcındaki küresel kapanmanın yarattığı kişisel ve kültürel değişimleri ele alıyor. Bahçeyi anımsatan bir kürasyonla kurgulanan sergi, doğada bir gezintiye çıkma hissi yaratırken içsel ve kolektif bir diyalog alanı sunuyor. Sanatçının alüminyum tel örgü üzerine akrilik boyayla oluşturduğu yüzeyleri izleyiciyle buluşturan sergi, onun de Kooning ve Seurat’yı bölüp çoğaltarak aynı resimde bir araya getirme arzusunu yansıtıyor.

Tarihsel ve güncel kaynaklardan esinlenen sanatçı eserlerinde Rönesans gravürleri, modernist soyutlamalar, antik sanat ve ortaçağ dokumaları, Avrupa empresyonist kafe sahneleri, antik Mısır hiyeroglifleri ve sosyal medya fenomenlerine referanslarda bulunuyor.

-Klara Miliç

Toplumun dayatmalarına boyun eğmeyen “Klara Miliç” ve kendi küçük dünyasında yaşayan Yakov Aratov'un yolu bir matinede kesişir ama genç adam sahnedeki Klara'nın ona olan ilgisini anlayamaz. Klara Miliç'in gizemli ölümüyle kendisini suçlu hisseden Aratov'un hayatı değişmeye başlar.  Yaşam ve ölümün sınırlarını yok edip mistisizmle örülü bir aşk hikâyesi.

-Bi'nevi Hamlet

Tiyatro oyunu olan 'Hamlet' midir, yoksa Hamit mi? Bir cezaevinde Hamlet kitabını bulan karakterimiz kendi dünyası ve Shakespear dünyasının benzerliği ile sürüklenir gider. Ne zaman çıkacağı belirsiz olan Hamit, hayat öyküsünü seyirciye sunar.

-Küçük Amerika

İstanbulimpro bu kez yüzünü 1950’ler Amerikasına dönerek, Amerikan rüyasının gölgesi altında riya ve gerçeklik arasında sıkışıp kalmış Tennessee Williams karakterlerinin yenilerini yaratıyor. Williams’ın oyunlarının atmosferi doğaçlama tiyatroya ilham oluyor. Küçük Amerika oyunu 29 Mart'ta Werkstatt bahçesinde açıkhavada…

Ankara'da bu hafta

-İnsanlığımı Yitirirken

"...inançlarımı ne sana ne bir başkasına ne de tanrıya kabul ettiremezdim. Herkesin aradığı nedeni kendimde bulmam imkansızdı. Beni anlamsızlığa iten şeyin roller olduğunu anladığımda çok geçti…" Yitirilmiş insanlık ve anılar. Osamu Dazai'nin yazdığı romanlardan dünya tiyatrosuna evrilmiş ilk eseridir.

-Hayvan Çiftliği

Hayvanlar üzerinden kurgulanan daha adaletli daha eşitlikçi bir sistem hayalinin daha sonra nasıl bir diktatörlüğe dönüştüğü anlatılmaktadır. Bu dönüşüm, en başında haklı görünen eşitlik ve adalet istemleri üzerinden mevcut sömürü düzenine başkaldırı olarak doğmuştur.

-Hipnozcu

En küçük şeye sabrı kalmamış bir kadın, kocasının boş vermişlik üzerine eve sarhoş gelmesine ve sarhoşken sakladığı parayı nereye bıraktığını unutmasından bıkmış, bunun üzerine eve bir hipnozcu çağırır.. Renkli karakter hipnozcu gelince her şey birbirine girer ve toparlamak zordur artık... 

-Fasulyenin Faydaları

"Bilen kendince bildi, en sevdiğim filozof yavru bir kediydi". İnsan ne biliyor? Bilerek mi yaşıyor? Hayatla zıt  yöne koşup  yaşadığını zanneden insan yığınları...Herkes bildiğinin cahili. Herkes köle. Paranın ve parasızlığın köleleri. Ne komik varlıktır insan . Bir düşünür şöyle söyler " Tanrı ya da tanrılar belkide insanı gülmek için yarattı". Hayat karşısında gülünç duruma düşen insanın akıbeti degişirmi? Yoksa bu bir tercih mi? "Fasulyenin faydaları" ne istediğini bilmeyen, özü ile izi arasında sıkışmış şimdinin insanına ithafen, asıl konuya dönelim uyarısıdır.

-Bir İshak'sın Bir Cemil

Hem güldüren hem de hüzünlendiren usta kalemin şimdi de 'Bir İshak'sın Bir Cemil' hikayesi baştan uyarlanmış ve hikayeye zarar vermeden sahneye taşınmış.

Ak ve kara gibi, belki iyi ile kötü gibi ama vazgeçilmez zıtlıklar hep bir arada, oyunumu 'Bir İshak'sın bir Cemil'de de öyle, biraz ak ama bir o kadar kara. İshak şehir yüzü görmemiş kalabalık sessizlikte bulunmamış biridir, fakat Cemil her kalabalığın sesine ses her karaya ak olmuştur. Şimdi ikisi de küçük bir hücrede bir umut ile yaşamaktadır. İshak umudun duygusu Cemil ise mantığı olmuş. 24 saatlik bir hikaye, 1 saatlik güldürü, fakat uzun bir süre etkisinde kalacağınız iddialı bir eser.

İzmir'de bu hafta

-Bir İdam Mahkumunun Son Günü

İdam cezasına çarptırılan bir mahkûmun bu cezayı beş hafta öncesinden öğrenmesi ve bu süre içinde nasıl giderek insanlıktan çıkıldığını; anlatan eser, tiyatro uyarlaması ile seyirci karşısına çıkıyor. Oyun, idam infazlarını bir eğlence gibi izleyen halkın yanında; adalet, ceza hukuku, ölüm cezaları gibi güncel konuları seyirciye sorgulatarak mahkûmun yargılanmasını ve idama gidiş sürecini anlatmaktadır.

-Anahtar

Geçmişle yüzleşmek korkularımızı çözer mi? Peki en yakınımızda gördüklerimiz aslında bize neler söylemek ister?
Priştine’de bir stüdyo daire ve odada kaybolan anahtar. Kapıyı kimin açtığı ve anahtarı kimin kaybettiği belli değil. Dışarı çıkmak için anımsamak ve yüzleşmek zorundalar. Ermira ve Kreşniku aynı gün içinde geçmişi, bugünü ve saklı kalmış gerçeklerini sorgularken, iletişimsizliğe ve sosyal sistemin boğucu ağırlığına dokunuyor.

-Kaçaklar

Kaçmak isteyen iki kadının hikâyesi. Yetmişli yaşlarında bir genç kız olan Claude ile kırklı yaşlarındaki ihtiyar Margot’nun kaçış planları hiç beklemedikleri bir şekilde çakışır.
İki kadın oyuncu için harika bir ritimde yazılmış, içinde hüznü ama daha çok komediyi barındıran sıra dışı bir hikâye.

-Ben Pandora

Türk tiyatrosunun geleneksel öğeleri ve anlatım biçimine modern bakış açımızı ekleyerek dünyanın ilk ölümlü bizce ölümsüz kadını Pandora'nın hikayesini bir kara mizah olarak anlatıyoruz. Pandora'nın kutusuna bu defa kötülük yerine neşeyi koyuyoruz. Sizleri de bu hikayenin seyircisi olarak davet ediyoruz.