04 Nisan 2025 07:00
Güncelleme: 04 Nisan 2025 09:49
Türkiye’nin sanatla dolup taşan şehirlerinden İstanbul, Ankara ve İzmir’de bulunan tiyatro, sergi, atölye gibi etkinlikleri derleyen Haftanın Sanat Rotası, bu hafta yirmi sekizinci sayısıyla sizlerle. Bu haftanın derlemesinde birbirinden farklı sergiler ve tiyatro oyunları yer alıyor.
Her hafta cuma günü yayımlanan Haftanın Sanat Rotası'nda bu hafta 5-11 Nisan tarihlerindeki etkinliklerine yer veriliyor.
İşte İstanbul, Ankara ve İzmir’de sizler için derlediğimiz kültür sanat etkinlikleri:
-Yanardağ Sevdalısı
Kuzey ve Güney Amerika, Afrika, Avrupa’nın farklı ülkelerinden ve Türkiye’den 40’a yakın sanatçının eserleriyle yanardağların yaratıcı ve yıkıcı gücünün evrensel sembolizmini keşfe çıkan sergide 18. yüzyıldan günümüze uzanan bir seçki sunuluyor.
Susan Sontag’ın “Yanardağ Sevdalısı” adlı romanından ilham alan sergi, alegorik bir volkan inşa ederek bu eşsiz sembolün farklı boyutlarını ele alıyor. Serginin küratörlüğünü Anlam de Coster üstleniyor. Yanardağ Sevdalısı sergisi 26 nisan'a kadar Galerist'te olacak.
-Zamanla Dokunanlar / Belkıs Balpınar
Canlı türlerinin varoluş ve yokoluş süreçlerini, mekânsal kurgular üzerinden çok katmanlı bir bakışla çeşitli malzemeler ve medyumlar aracılığıyla inceleyen serginin merkezinde plastik şişe, epoksi, latex, kurşun ve seramik gibi farklı malzemelerle üretilmiş parçalardan oluşan bir yerleştirme yer alıyor. Bu parçalar gridli bir yapı ve alüminyum kaideler üzerinde konumlanarak hem yeryüzüne hem de yer altına dair bir kesit sunuyor. Sergi mekanına yayılan diğer işlerde, yerin altına ve biyolojik süreçlere dair referanslar bulunuyor. Bu nesneler laboratuvar ortamında üretilen mikroorganizmaları ve yer altındaki boruları anımsatıyorlar. Zamanla Dokunanlar adlı sergi 13 Nisan'a kadar Anna Laudel Gallery'de olacak.
-Günübirlik İnşa / Seçkin Pirim
Antik dönemin sabırlı, zanaatkârlığa dayalı üretim anlayışı ile modern dünyanın hızlı, üretim ve tüketim kültürünün karşıtlıkları üzerine düşünmeye davet eden “Günübirlik İnşa”da, sanatçının sergi için ürettiği akrilik ve 3D modelleme heykel yerleştirmesi yer alıyor.
Antik kentlerdeki pazar yerlerini çağrıştıran bir kompozisyonla dizilen yerleştirme bütününe, sanatçının Triennale Milano’da sergilenen kâğıt işleri eşlik ediyor. Günübirlik İnşa sergisi 13 Nisan'a kadar Dirimart Dolapdere'de sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.
-Daimi Yolcu
İnsanların sürekli değişim içinde gezinmek için benimsemek zorunda kaldıkları çoklu roller ve kimlikleri keşfe çıkan sergide Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanat, tasarım ve tiyatro alanlarında yaratıcı üretimler yapan, aynı zamanda fakültede asistanlık ve öğretim üyeliği görevleri üstlenen on genç sanatçı, tasarımcı ve tiyatrocunun eserleri yer alıyor. Sergi katılımcıların kişisel notları, yaratıcı projeleri ve akademik yazılarını bir araya getirerek profesyonel uğraşlarının katmanlı yapısını ortaya koyuyor. Serginin küratörlüğünü Marcus Graf üstleniyor. Daimi Yolcu 13 nisan'a kadar Decollage Art Space'te olacak.
-Şeylerin Ailesinde / Itamar Gov
İsmini Mary Oliver’ın 1986 tarihli Wild Geese (Yaban Kazları) adlı şiirinden alan sergi, sanatçının bireysel ve kolektif kimlikleri oluşturan kültürel gelenekler, konvansiyonlar ve jestlere yönelik sorgulamasının etrafında şekilleniyor. Sergide mekân, malzeme ve irdelediği kavramlar bakımından çeşitlilik gösteren yeni çalışmalar sunan sanatçı, mevcut olana dair her şeyin ötesine geçerek bizi kuşkuyu kabullenmeye ve sorgulayıcı bir sürecin parçası olmaya davet ediyor. Şeylerin Ailesinde sergisi 15 Mayıs'a kadar Zilberman Istanbul'da olacak.
-Zihnin Sınırlarında Bir Rota: Fikret Muallâ
Hancan Sanat Koleksiyonu’nda yer alan Fikret Muallâ eserlerini, Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi ve Bor Sanat işbirliğiyle izleyicilerin ilgisine sunan serginin küratörlüğünü Ebru Nalan Sülün üstleniyor.
Sanatçının farklı dönemlerine ait eskizlerin ve guaj çalışmalarının yer aldığı sergi, tarih anlatıcılığı ve eleştiri metinleri yoluyla hem geçmişi hatırlatmayı hem de yazılı arşiv aracılığıyla Muallâ’nın yaşamına dair dönemsel bir analiz yapmayı hedefliyor.
-Vatan Kurtaran Şaban
Türk tiyatrosunun en önemli temsilcilerinden Haldun Taner’in, Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun kurulmasına da neden olan Vatan Kurtaran Şaban oyunu, nesiller aşıp şimdi yine bir ilk oyun olarak sizlerle buluşmaya hazır! Kabare türünün ilk örneklerinden olan oyun, tapu kadastro müdürü Şaban’ın bir tesadüf eseri kültür ve sanat işleriyle ilgili yüksek bir göreve getirilmesinin hikayesidir.
Sanatın ve sanatçıların, siyaset ve bürokrasi ile ilişkisinin “yaman bir parodisi” olan Vatan Kurtaran Şaban, Erdal Ozan Metin rejisiyle Kent Tiyatrosunun ilk oyunu olarak sahneye çıkarken, kabarenin günümüzdeki karşılığına da yeni bir öneri getiriyor.
-Edalı
Ankara’nın ışıl ışıl sokaklarında bir pavyon sahnesinde Edâlı adını alarak var olmaya çalışan Melek, bu kez kendi hikâyesini anlatmak için sahneye çıkıyor. Ama bu sahne yalnızca itiraflarla dolu değil; öfkenin, hayal kırıklıklarının ve hesaplaşmanın tam ortasında duruyor.
Seyirciye cilvesiyle gülümseyen bu kadın, çocuk yaşta işlediği bir cinayetin gölgesinden her darbeyle yeniden doğmuş kahkahalarla, inatla ve sahne ışıkları altında dimdik durarak karşılık vermiş. Şimdi anlatacakları, izleyeni yalnızca dinlemeye değil, görmeye, hissetmeye ve yüzleşmeye çağırıyor. Peki, ışıklar söndüğünde geriye ne kalacak?
-Kral Lear
Tiyatro tarihinin kült yapıtlarından biridir Kral Lear. Bir ülkede yaşanacak en acımasız erk savaşının sonuçlarını yine acımasız bir dille gözlerimizin önüne serer. Bu savaş, bütün değer yargılarını, töreleri, ahlak kurallarını yerle bir eder. Shakespeare toplumları kemiren kurtların hangi kalplerin kuytularında ürediğini anlatır bize.
-Joko'nun Doğum Günü
“İnsanları sırtında taşımak çok aşağılayıcı bir durum değil mi? Bunu para için yapmak doğru olur mu?”
Hiç kimsenin kimse olmadığı bir hikayede, çalışmaktan başka bir kimseliği kalmamış Joko’nun. Her zamanki sabahlardan birinde, yine işe geç kalmamışken, gözünün ucundan görüp benden uzak olsun dediği biri tutmuş ensesinden atlamış Joko’nun sırtına. Sırtından inmesi söylenince de demiş ki: “Çok para veririm!”
Ya sonra?
-Nihayet Bitti
Nietzsche, "Beni öldürmeyen şey güçlendirir" demeden önce, bu sözleri düşünen bir adam... Kendini öldürmeye karar veren bir iş adamı, bir koca, bir çocuk, bir hasta, bir yazar ve hayal ettiği her şey olan ama hiçbirinden tatmin olamayan bir şizofren. Kendi çıkmazında debelenen, hayatına anlam arayan bir hikaye anlatıcısı. Bu oyunda, onun kendi hikayesini dinleyeceksiniz.
Peter Turrini’nin Nihayet Bitti adlı eseri, bireyin içsel mücadelelerini, yaşamı sorgulamasını ve kaçınılmaz sona doğru gidişini çarpıcı bir şekilde sahneye taşıyor. Karakter, hayatın derinliklerinde sayarken, bin'e kadar ulaşacak ve her şey bir anda değişecek. Hayat, ölüm, yalnızlık ve umutsuzluk arasında gidip gelen bu hikaye, izleyenleri kendi iç dünyalarına dönmeye davet ediyor.
-Frida
20.yüzyılın en büyük sanatçılarından Frida, Özge Kırıkoğlu Çidamlı’nın performansıyla yaşadığı aşk, devrim ve acı dolu , bir yandan da çoğumuza ilham olacak bu hayat hikayesine gelin hep beraber tanık olalım...
-Çatlak
“Çatlak” üç anlam taşıyor. İlk anlamı; normal davranış kalıplarına sığmayan, ikincisi; yarılmış olan, üçüncüsü; değişimin başlangıcı. Bu üç anlamın toplamı, romandaki kadınların yaşamlarını tarifliyor. Belki de bütün kadınların ortak hikâyelerine selam veriyor.
Bazı hikâyeler asırlardır demir bir külçe gibi durduğu yerde ağırlaşıyor. Bazı hikâyeler yükü birlikte omuzlayacak dostları birbirine bağlıyor.
Öyle hikâyeler var ki anlatıldığı anda anlatanı, dinleyeni, yaşayanı birbirine karıştırıyor, “senin hikâyen” oluveriyor. İşte Meral’in öyküsü de anlatanı, dinleyeni, yaşayanı birbirine karıştıran öykülerden. Bir kütüphanenin rafında bulduğumuz romanın sayfalarında kesişti yolumuz Meral’le, sahnede yaşantılarımız birbirine karıştı.
Şimdi anlatmak için seyirciyle buluşma vakti geldi. Kim bilir, belki “senin de hikâyen” oluverir?
-Aşk Listesi
Kahkaha garantili komedi oyunu “Aşk Listesi” oyunu Serkan Üstüner rejisi ile Sevinç Erbulak, Hakan Bilgin ve Yosi Mizrahi’yi aynı sahnede buluşturuyor.
Kulağa, ilk bakışta tatlı gelen bir soruyla başlayalım. Hayalinizdeki insanın bütün özelliklerini seçme şansınız olsaydı, beyaz bir kağıda neler yazardınız? O yazdığınız kadın veya erkek ansızın kapınızı çalsa ve hayatınıza girse “işte bu benim ruh eşim” der miydiniz? Hayalinizdeki insanı tarif edebilir misiniz gerçekten?
Oktay ve Kenan çok yakın iki arkadaştır. Kenan’ın 50. yaş günü için Oktay’dan aldığı hediye ikisinin de hayatını sonsuza dek değiştirir.
Kenan bir kağıda hayallerindeki kadının on özelliğini yazdığı an, Melis gelip onu bulacaktır. Peki siz sevgilinizi nasıl alırdınız? Gelin bu sorunun cevabını birlikte keşfedelim.
90 dakika boyunca birlikte kahkaha dolu anlar paylaşacağız. Ertesi gün aklınıza geldikçe hala gülüyor olacaksınız. Gecikmeden yerinizi alın.
-iki Yeşil Su Samuru
Buket Uzuner’in 90’lı yıllar Türkiyesini mercek altına alan romanından yapılan uyarlama, anne ve babası ayrılan bir genç kızın kendisini bulma serüvenini konu alıyor. Onun edebiyatla kuşanan dünyası, anne ve babasının hayatlarına giren yeni insanlar ve büyüdükçe aşkın peşine düşme serüveniyle zenginleşirken kendisine hiç ummadığı insanlar kılavuzluk ediyor. Bütün bu maceranın yarattığı yazma tutkusu oyunun odağına yerleşiyor ve seyirciyi de edebiyatın büyülü dünyasına davet ediyor.
-Faust
Her şeyi aşmış ve artık öğrenecek hiç bir şeyi kalmadığına inanan Doktor Faust, Yer yüzündeki sınırlı yaşamın acısından kurtulmak için ruhunu Mephisto'ya, yani şeytana satar. Mephisto, bunun karşılığında Faust’u bilgi hastalığından kurtaracaktır.
Oyunda bir cadının hazırladığı iksirle Faust’un gençleşmesi sağlanır. Artık genç ve yakışıklı bir adam olan Faust, Gretchen adında güzel bir kızla karşılaşıp ona âşık olur. Bu güzel kızın Faust’un tutkusundan kurtulmasının yolu yoktur artık.
Faust Goethe'nin yarattığı şahane bir karakterdi evet ama onun tiyatroya uyarlanması da ancak bu kadar güzel olabilirdi.
© Tüm hakları saklıdır.