Ekonomi

Mahfi Eğilmez: Komşuyu yoksullaştırma politikası

05 Nisan 2025 17:00

Güncelleme: 05 Nisan 2025 17:04

Mahfi Eğilmez

Ekonomide, kendini kurtarmak için komşuyu yoksullaştırma politikası (İngilizcesi beggar thy neighbour policy), bir ülkenin, ekonomik sorunlarını, diğer ülkelerin ekonomilerini bozacak yollara başvurarak çözmekte kullandığı yaklaşımlara verilen isimdir.

İlk kez Adam Smith tarafından Ulusların Zenginliği adlı kitabında merkantilist ekonomi politikasının eleştirisi olarak gündeme getirilmiştir. 15’inci yüzyıl ortalarından 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar geçen uzun dönemde bir yandan emperyalist fetihlerle uzak ülkelerden değerli madenleri alıp ülkeye getirmeyi bir yandan da ithalatı kısıtlayıp, ihracatı artırmayı özendiren merkantilist doktrin bütün Avrupa ülkelerinin o dönemde temel politikası olmuştur. Avrupa ülkeleri ithalatı kısıtlayabilmek için gümrük vergileri, kotalar uygulamışlardır. Zamanla bu yaklaşım, ithal ikamesi adı altında aşağı yukarı aynı çerçevede ama daha farklı bir sunum altında uygulanır olmuştur.

Sanayi devrimi sonrasında bu görüşler yavaş yavaş değiştiyse de korumacılık belirli bir düzeyde devam etti. Ülkeler, bir süre, daha çok bebek endüstri denilen yeni kurdukları sanayi dallarındaki üretimi kollamaya yöneldiler. Zaman içinde ödemeler dengesi sıkıntısına giren ülkeler ya ithalat yasaklamalarına veya gümrük vergilerini artırmaya ya da kur silahını çekerek devalüasyon yoluna başvurmaya ve bu yolla ithalatlarını düşürüp ihracatlarını artırmaya yöneldiler. Ne var ki bu çözüm kısa süreliydi çünkü söz konusu ülkenin dış ticaret ortağı konumundaki ülkeler de aynı silahlara başvurunca bu durum, iki taraf için de daha düşük bir dengede buluşmak anlamına geliyordu. Devalüasyon, dünya ticaretindeki payı, diğer ülkelerin de benzer tepki vermeye gerek görmeyecekleri kadar düşük olan ülkelerde işe yarıyordu. Komşuyu yoksullaştırma politikası biçim veya isim değiştirerek ikinci dünya savaşına kadar başvurulan bir yaklaşım oldu. Bu yaklaşım, kapitalist sistemin, Adam Smith’den beri süregelen ve David Ricardo’nun ünlü karşılaştırmalı üstünlükler teorisiyle doruk noktasına ulaşan “uluslararası ticaret geliştikçe dünya refahı da yükselir” kabulüne aykırıydı.[[i]] Özellikle 1929 yılında başlayan Büyük Depresyonla birlikte ülkeler, yaygın olarak korumacılık politikalarına başvurmaya başladılar. Bu yaklaşımlar dünya ticaretinin daralmasına ve birçok ülkede büyüme hızının gerilemesine yol açtı.[[ii]] 1944 yılında toplanan Bretton Woods Konferansında bu karşılıklı engellemeleri ve onun yol açtığı refah kayıplarını giderebilme konusu temel tartışma konusuydu. Bu olumsuz davranışları önleyebilmek için IMF, Dünya Bankası ve ITO (uluslararası ticaret örgütü) kurulması planlandı. IMF’nin kuruluş amacı, geçici ödemeler dengesi sıkıntısına giren ve döviz yetersizliğiyle karşı karşıya kaldığı için ithalat kısıtlamalarına gitmeyi planlayan ülkelere bu geçici sorunlarını gidermek üzere mali destek sağlamaktı.[[iii]] Dünya Bankası’nın kuruluş amacı, II. Dünya Savaşında yıkılmış olan Avrupa ülkelerini ayağa kaldıracak ve dünya ticaretine katılmalarını sağlayacak destekleri vermekti. Bu işlev tamamlandıktan sonra Dünya Bankası gelişmekte olan ülkelerin altyapı yatırımlarına destek vermek suretiyle onların dünya ticaretine daha etkin biçimde katılmalarını sağlama işlevini üstlendi. Dünya ticaretinde gümrük vergileri, dış ticaret düzenlemeleri gibi konulara standart getirmek üzere önerilen üçüncü kurum olan ITO, ABD’nin kabul etmemesiyle kurulamadı ve GATT adı altında konferanslara dönüştü. Böylece bu düzenlemelerin sacayağını oluşturan üçlüden birisi eksik bir düzenleme olarak kaldı. Konferanslar düzeninde yürüyen sistem 1995 yılında kurulan Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) yerini bıraktı. Ne var ki ABD, bu örgütün düzenlemelerine uymadı, o uymayınca Çin de benzer tavır aldı ve bu kurum yaptırım uygulayamayan bir örgüt halini alarak işlevini yitirdi.

ABD, 2025 yılı Nisan başlarında, öteden beri zaten dikkate almadığı DTÖ’yü iyice bir yana iterek, gümrük vergilerini artırmak suretiyle kendi durumunu düzeltmek için komşuyu yoksullaştırma politikasını tam anlamıyla yeniden yürürlüğe koydu. Böylece ABD, Bretton Woods’da bir anlamda önderlik ettiği işbirliği sistemini bozmuş oldu.  

Trump yönetiminin gümrük vergilerini hesaplamakta kullandığı formül, her ne kadar diğer ülkelerin uyguladığı vergilerle bağlantılı bir hesaba dayandığı öne sürülse de, tamamen ABD’nin o ülkelere karşı verdiği dış ticaret açığına dayanıyor. Formülü basitleştirilmiş olarak şöylece yazabiliriz:  

Uygulanacak Gümrük Vergisi = [(İlgili Ülkeye İhracat – İlgili Ülkeden İthalat) / (İlgili Ülkeden İthalat)] / 2  

ABD’nin AB ile dış ticaret verilerini (2024) denklemde yerlerine koyalım (milyar USD):

AB Ülkelerine Uygulanacak Gümrük Vergisi = [(370,2 – 605,8) / 605,8] / 2 = 0,195 = % 19,5

Buradan giderek AB’ye yüzde 20 gümrük vergisi getiriliyor. Bununla birlikte bazı ülkeler için getirilen gümrük vergisi oranlarında bu hesaplamaya da sadık kalınmayarak serbest oranlar alınmış bulunuyor.

Aynı hesabı Türkiye’ye uygulanacak olan gümrük vergisi oranını bulmak için yapalım:

Türkiye’ye Uygulanacak Gümrük Vergisi = [(15,3 – 16,7) / 16,7] / 2 = 0,42 = % 4,2

Formüle göre Türkiye’ye yüzde 4 oranında gümrük vergisi uygulanması gerekirken standart (asgari) gümrük vergisi yüzde 10 olarak belirlendiği için oran yüzde 10 olarak alınmış bulunuyor.

Bu aşamada en önemli mesele başta Çin ve diğer uzak doğu ülkeleri ve AB olmak üzere diğer ülkelerin nasıl tavır alacağı meselesi olarak karşımıza çıkıyor. ABD daha bu vergileri getirmeden önce Çin ve diğer uzak doğu ülkeleri, Kanada, AB benzer uygulamaları ABD’ye karşı misilleme olarak uygulayacaklarını açıklamışlardı. Trump yönetiminin vergileri açıklamasından sonra aynı söylemler tekrarlandı. Çin, ABD’nin ihracatına yüzde 34 ek vergi getireceğini açıkladı. Şimdi dünya nefesini tutmuş diğer misillemelerin nasıl ve ne boyutta olacağını bekliyor.

Ticaret savaşları bir süredir döviz kurları üzerinden yürütülüyordu. ABD’nin gümrük vergilerini artırmasıyla bu savaşlar merkantilist dönemdeki yaygınlığına doğru hızla ilerlemeye başladı. Diğer ülkelerin beklendiği gibi misilleme yapmasıyla birlikte yeni merkantilizm tam olarak uygulamaya geçmiş olacak. Öteden beri üzerinde durduğum ortaçağa dönüş emareleri giderek hızlanıyor.  


[[i]] Bu konuda ayrıntılı bilgi için:

https://www.mahfiegilmez.com/2018/09/ticaret-savaslar.html#more

[[ii]] Bir çeşit toplamı sıfır olan oyun

[[iii]] IMF’nin amaç ve görevi bugün çok daha geniş bir alanı kapsamakta, ödemeler dengesi sıkıntısı dışında ekonomik sıkıntıya giren üye ülkelere destek vermeye kadar uzanmaktadır.


Bu yazı Mahfi Eğilmez'in kişisel blogundan alınmıştır.