Kültür-Sanat

Otizmli bireylerden oluşan dünyanın en büyük orkestrası; “İzmir Otizm Orkestrası’yla sosyalleşme problemini aştık, en büyük konu istihdam”

02 Nisan 2025 08:00

Güncelleme: 02 Nisan 2025 15:04

Otizmli bireylerin sosyalleşebilmesi ve kendilerini geliştirebilmeleri için bir ortam yaratan İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu’nun (İZOT) kurucusu Orçun Berrakçay, “Aslında öğrenme tamamen doğal ortamı içinde gerçekleşiyor” ifadeleriyle orkestranın önemini vurguladı. Çalışmalara katılıp gelişim gösteren çocukların güzel sanatlar liseleri ve üniversitelere gittiğini söyleyen Berrakçay, “Bundan sonraki hedefimiz, güzel sanatlar lisesine yerleştirebilir miyiz çocukları diye düşünüyoruz ki ilk hedeflerimiz arasında aslında bunlar yoktu” dedi. Çocukların ve ailelerin kafalarında sosyalleşme konusunda soru işareti kalmadığını söyleyen Berrakçay, en büyük korkularının istihdam olduğunu ve yeni misyonlarının toplumsal farkındalığı artırmak olduğunu söyledi. İZOT’ta müzik yapmanın hayatını değiştirdiğini söyleyen katılımcılardan Erdoğan Erdemirdöven, orkestrada diğer çocuklar ile müzik yapmanın kendisi için çok önemli olduğunu ve kendisini güçlendirdiğini söyledi.

Dünyada otizmli bireylerden kurulmuş en büyük orkestra ve koro olan İZOT, bu güne kadar yurtiçi ve yurtdışında yaklaşık 270 konser verdi. Otizmli bireylerin sosyalleşebileceği ve kendilerini geliştirebileceği bir yer olan orkestra, faaliyetlerini geliştirerek sürdüren İZOT’un kurucusu İzmir Demokrasi Üniversitesi Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Orçun Berrakçay, orkestranın kuruluşu ve öğrencilerin gösterdikleri gelişim hakkında şöyle konuştu:

“Ezberleme gücü bende hayret uyandırdı” 

“İZOT 12 yıl önce kuruldu ama aslında onun daha da öncesi var. Otizmli bir çocuğun müziğe karşı olan ilgisine dikkatimi çekmesi ve ilgi duymamla başlayan bir süreç oldu.

Bir özel eğitim merkezinde haftada bir gün çocuklarla müzik çalışması yapmaya başlamıştım. Ama tamamen tesadüfi bir şekilde yani özel eğitimi hiçbir şekilde bilmeden. Orada otizmli bir çocuğun müziğe olan ilgisi dikkatimi çekti. Ezberleme gücü, şarkıları aklımda tutması ve benden sonra tekrar ediyor olması bende bir hayret uyandırmıştı. Devam eden süreçte de çalışmalarımın, üniversitede yüksek lisansta bir ödev çalışması yapıp, daha sonrasında da ödev çalışmasının beni doyurmamasıyla süreç İZOT’a evrildi. 4 ayrı bir öğrenciyle yapılan bir çalışmaydı bu yüksek lisans tezim. 2008 yılında mezun oldum ama bireysel olarak çocuklarla müziğe karşı ilgisi olan otizmli çocuklarla çalışmalarım devam ediyordu.

‘Çocuklar bir araya gelse, müzik yapsa nasıl olur?’ diye sordum kendime

Genelde gözlemim şu şekildeydi, hep bu çocuklar bire bir çalışma yapıyorlar, özel eğitim süreçlerinde de hep bire birler. Yani sosyalleşmeleri, okuluna kazandırılmaları açısından bu bire bir çalışmanın dışında ne yapılabilir diye düşünüyordum kafamda hep vardı. Şunu görüyordum, bireysel olarak çok iyi müzisyenler, iyi bir müzik kulağına sahipler, duydukları şarkıları ezberleyebiliyorlar. Hatta bir çalgı üzerinde çalışan otizmli bir çocuk, icra eden bir çocuk zaman içinde çok daha iyi noktalara geliyor ama hep yalnızlardı. Bu yalnızlığı otizmin en büyük özelliklerinden de bir sosyalleşmemeleri deriz ya, diye duyarız ya, bunun önüne nasıl geçebilirim? Yani acaba ‘Çocuklar bir araya gelse, müzik yapsa nasıl olur?’ diye sordum kendime 

Sonrasında çocuklarla yaklaşık 2013 yılında, 12 yıl öncesinde çalışmaya başladım. 4 tane öğrenciyle ilk çalışmamız başladı, ilk programımız başladı. Süreç içinde bu 4 öğrenci haftadan haftaya arttı, tabii gönüllü bir çalışmaydı bu. Haftada bir gün prova yapalım, müziğe karşı ilgisi, yeteneği, merakı olan ama çalışmanın gidişatına da yani grupla çalışma becerisine de uyum sağlayabilecek çocuklar olsun da istedik. Çünkü bir yerde bir şey yapmaya çalışırken grup dinaminiğini de korumak gerekiyordu ki olan çocukların da motivasyonunu arttıralım. 

2013 yılında çalışmalara başladık. Katılımcı sayısı haftadan haftaya artmaya başladı ve 2015 yılında ilk konserimizi verdiğimizde sayımız artık 17-18'e ulaşmıştı. İlk konser önemliydi çünkü 7-8 ay boyunca haftada bir gün prova yapan ama oraya sadece eğlenmek amacıyla gelmenin dışında aslında bunu bir sergileme aşaması da var, çocuklar bunu görmüş oldu öncelikle.

“Ailelerin de gözünde işin ciddiyeti artmaya başladı”

Ailelerin de gözünde ‘çocuklarımızı sadece haftada bir gün getirdiğimiz oyun etkinliği ya da eğlence etkinliği’gibi bir algının dışında işin ciddiyeti de artmaya başladı. Artık senin çocuğun İzmir Otizm Orkestrası ve korosunun üyesi. Burada düzenli provalara geleceksin, çocuklar şarkıları çalışacak ve bunları topluma, farklı ortamlarda, mekanlarda sergileyecekler. 

270’e yakın yerde konserimiz oldu ortalama. Konser etkinliği, yurt içinde, yurt dışında, İzmir içinde, İzmir dışında, üniversiteler, belediyeler, etkinlikler, festivaller. Mümkün olduğumuz kadar aldığımız davetleri geri çevirmeden katılmaya özen gösterdik.

“Sosyalleşme problemini fazlasıyla aştık”

Çocukların sosyalleşmesi artacaktı. Zaten yeterince sosyalleştik. Bu anlamda sosyalleşme problemini fazlasıyla aştık. Ama toplumsal farkındalığı artırmak da artık bir misyon. Yani onlar da kendilerinden sonra gelecek otizmli kardeşlerinin belki bir hak savunuculuğunu, bir farkındalığını artırmak için binlerce kilometre yol gittiler. Bu sayede yeni yeni gittiğimiz yerlerde de bizleri izleyen halka bir farkındalık kazandırıyoruz ama belki daha da önemlisi artık sayıları 37 doğumda bire düşen otizmden etkilenen ailelere de bir umut ışığı oluyoruz.

Sizin çocuğunuza da olanaklar verilirse, yetenekleri doğrultusunda doğru yönlendirilip desteklenirse şu aşamalara gelebilir kısımını göstermiş oluyoruz diye düşünüyorum. Bu aşamaların içinde sadece şarkı söyleme, sahnede durma bunlar bile bir kazanımken yani 2 saat sahnede ayakta bekleyebilme gibi.  Bunlar bile gündelik hayatlarında okul hayatına döndüğünde de sırasında 45 dakika oturmasını sağlayacak bir etken olduğu gibi aynı zamanda akademik anlamda da gençlerimizi geliştirdi. Şu an bir öğrencimiz Çanakkale'de doktora yapıyor, bir öğrencimiz yine Çanakkale'de yüksek lisans yapıyor ve yaklaşık 9-10 öğrencimizde üniversiteli, mezun olanlar var, okuyanlar var.

Bundan sonraki hedefimiz, güzel sanatlar lisesine yerleştirebilir miyiz çocukları diye düşünüyoruz ki ilk hedeflerimiz arasında aslında bunlar yoktu. Bu zaman içinde üniversiteye nasıl yerleştireceğiz diyedüşünüyoruz, üniversiteden mezun edip doktora yüksek lisansa yönlendiriyoruz. Tabi bütün hedefimiz İZOT’untamamını yüksek lisansa yapalım diye bir gayemiz yok. Akademik anlamda buraya yönlenebilecek çocuklarımız, gençlerimiz olursa destekliyoruz ama daha da önemlisi şu an kafamızdaki bazı soru işaretlerini noktaya çevirmiş olsak da hala soru işareti olan noktalar var. 

“Soru işaretlerinden en önemlisi de müzik üzerinde değil genel olarak istihdam korkusu”

Soru işaretlerinden en önemlisi de müzik üzerinde değil genel olarak istihdam. Daha dün akşam federasyon başkanımızla birlikteydik onu konuşuyoruz. İstihdam sağlanması çok önemli çünkü kendi ayakları üzerinde durmaları önemli. Ailelerin kafalarındaki en büyük soru işareti benden sonra çocuğuma ne olacak? Onlar kendi sağlıklarında çocuklarının istihdam edildiğini, kendi ayakları üzerinde durduklarını, kendi paralarını kazanıp kendi yaşamlarını idame ettirebilecek duruma geldiklerini görmeleri hem aile için çok değerli, hem çocuğun kendi özgüveni, sosyalleşmesi, hayata uyumu ve toplumun bu bakış açısını değiştirebilmek, işverenlerin bünyeslerinde çalıştırdıkları otizmli bireylerin sayılarının arttırılması adına çok önemli.

Şu an bunun üzerinde daha çok çalışıyoruz ama İZOT tabii ki çalışmalarına, provalarına, konserlerine bu farkındalığı arttırmak için hem de çocukların sosyalleşmelerini sağlamak için devam ediyor. Sayılarımız artıyor ama orkestra anlamında da yeni oluşumlara da model oluyoruz diyebilirim.

“Bizden sonra yine bir kardeşi orkestramız da Bakü'de kuruldu”

Bakü'de Azerbaycan'da konsere gitmiştik. Ondan sonra onlar da böyle bir girişimde bulundular. Bir farklı yerlerdeki eğitimcilere ve özel eğitim kurumlarına bu işe ilgi duyacak gönüllere de bir model olabilmek, daha çok otizmle çocuğun hayatına dokunmak için bir araç oluyor diyebilirim.

“Öğrenme tamamen doğal ortamı içinde gerçekleşiyor”

Aslında özel eğitimde belli başlı kazanımlar vardır değil mi? Bekleme, sıra alma, problemli davranışının kontrolü gibi birçok çocuğa bir şey öğretmeye yönelik birçok çalışma vardır.

Biz sahnede çok dursun diye şunu yapalım diye bir şey çok demiyoruz. Aslında öğrenme tamamen doğal ortamı içinde gerçekleşiyor.

Yani ben onlara evet şimdi sahneye çıkıyoruz diyorum. Sahneye çıkılıyorsa bir yandaki arkadaşı dosyayı açıp bekliyorsa onun da beklemesi gerekecek. Yani belki gerçekten de gündelik hayatında çok fazla böyle bekleyen sabırlı bir çocuk değil ama sahneye çıktığında o ortama uyum sağlamak zorunda hissediyor belki de kendisini. ‘Burası bir sahne şimdi ben evdeki gibi elimi kolumu sallayarak burada dolaşamam’ diye düşünüyor çocuk ve diğer arkadaşlarını model alıyor. Aslında bu görerek öğrenme dediğimiz ve doğal akışında doğal ortamında öğrenme süreci gerçekleşmiş oluyor. Çok özel bir şey yapmıyoruz ama yaptığımız şey tabii gelen konser davetlerini geri çevirmemek ve farklı sahnelerde çok çok profesyonel yerlerde sahne almak.

"Çok değişik değişik ortamlarda sahne aldılar"

Haliç Kongre Merkezi'nde de sahne aldılar. Macaristan'ın Stratfon Meydanı'nda da sahne aldılar. Küçücük bir okulun bahçesinde de sahne aldılar. Çok değişik değişik ortamlarda sahne aldılar.

Provalarda sandalyeye oturuyorlar. Orkestra sahne tarafına geçiyor. Bir karşılarında olacak şekilde provalarımıza şarkılarımıza çalışıyoruz.

Çocuklara diyorum ki gruplardan da gönderiyorum ailelere şu şarkıları dinletin diye. Bazısının okuma yazması yok ya da daha zayıf akademik durumda olan çocuklar var ama müzik kulakları iyi. Evde oturup bu şarkıları dinliyorlar ve konserde sergiliyorlar.  

İlk konserimizi bir sempozyumda vermiştik. 8 ay prova yaptıktan sonra bir anda o konsere geçmiştik. Bu konser süresinde de sempozyum olduğu için açılışında sahne aldık. 13 dakika sürmüştü ama 13 dakikada sahnede durmaları bile bizim için çok değerliydi. Çünkü belki bir dakika bile yerinde duramayan bir çocuğun 13 dakika durması çok önemliydi.

“Gruba ait olma durumu çok önemli”

Bazen oluyor 1-1,5 saat protokol konuşmalar oluyor. Mesela önce bunları tahammül göstermek bile istemiyorlardı. ‘Tamam bir an önce sahneye çıkayım şarkımı söyleyeyim gideyim’ diye düşünüyordu çocuk. Süreç içerisinde bunlara da uyum sağlamayı başardılar.  O gruba ait olma durumu çok önemli. Peki neden? O grubun üyesi olmazsa hayatımda ne eksikler olur buradan bakarsak. Belki nasıl o sahnede durduğunu daha iyi çözümlemiş oluruz. Çünkü sahnede durursa sahne alabilir.

Sahne alırsa arkadaşlarıyla şehir dışında konsere gidebilir. Sahne alacak olursa, konsere gelmesi durumunda söz konusu olursa arkadaşlarıyla yemek yiyebilir, yolculuk yapabilir, uçağa binebilir, otobüse binebilir. Seyahatlerde, şehir turlarında şehir gezileri yapabilir.

“Ben onlara özellikle ‘Şunu yap, bunu yap’ gibi bir çok komut vermiyorum”

Örneğin Karadeniz'e gittik. 4-5 gün boyunca Karadeniz'de bir turnemiz oldu. Ekim ayında.

Sosyalleşmek ve gezmek için bundan daha iyi bir olanak bulamaz. Ama o sahnede durması lazım ki sahnenin kurallarına uygun davranışlar sergileyip o şarkıları söylemesi lazım ki bu grubun içinde ki varlığı sürsün. Onun hayatındaki diğer kazanımları çok daha fazla olduğunun farkındalar ve bunu bildikleri için artık bu grubun içinde nasıl bir davranış sergilemesi gerektiğini de doğal ortamıyla öğreniyorlar. Ben onlara özellikle ‘Şunu yap, bunu yap’ gibi bir çok komut vermiyorum.”

Ünlü isimlerle de sahne aldık 

Farklı ünlü isimlerle sahne aldıklarından bahseden Berrakçay, bu gösterilerin çcoukların üzerindeki etkileri hakkında şöyle konuştu: 

“Bu onların motivasyonlarını çok artırıyor. Örneğin en son Haluk Levent'le birlikte sahne aldık İzmir Cumhuriyet Meydanı'nda. Kültür Yolu Festivali kapsamında gelmişti Haluk Bey. Daha önceden bir iletişimimiz olmuştu AHBAP aracılığıyla bizi sahnesine aldı. Söylediğimiz bir şarkısı vardı, Yeterki şarkısı. Onu bütün Cumhuriyet Meydanı'nda İzmir halkına karşı seslendirdik. Bunun gibi 9-10 isimle sahne aldık.”

“Sahneden atlayan Eren, şimdi Güzel Sanatlar Lisesi'ni bitirdi”

Orkestral çalışmalara katılarak gelişim gösteren çocuklar hakkında konuşan Berrakçay, bazı çocukların güzel sanatlar liselerine bazılarının ise üniversiteye gittiklerini söyledi. Çocukların gelişimi hakkında Berrakçay şöyle konuştu:

“Aklıma gelen bir iki tane çocuk geliyor. Bir öğrencimiz, ismi Eren. İlk konserlerimizde, yani bundan belki 10 yıl önceki bir konserimizde sahneye çıktık konserde, Manisa’daydık yanlışım yoksa.

Eren sahneden atlayarak ‘anne’ diye indi bağıra bağıra sahneden annesine seslenerek sahneden çıktı gitti. Sahnede durmak istemedi. Direkt o kadar belki ortağım ışıklar kalabalığı, boğuldu, bir şeylerden rahatsız oldu bilemiyoruz ne olduğunu ama Eren, o sahneden atlayan Eren, şimdi Güzel Sanatlar Lisesi'ni bitirdi. Bir kanun sanatçısı olarak yetişiyor ve üniversiteye hazırlanıyor.

 

“Yerinde durmuyordu, yerlere yatıyordu, şimdi o da bir üniversiteye hazırlık aşamasında” 

Yerinde bile belki duramayan çocuklarımızdan bir öğrencimiz vardı Kaan adında. Kaan’ın ilk provalarda, yanında birkaç kişi duruyordu. Yerinde durmuyordu, yerlere yatıyordu. Aslında bu kızgınlıkla yapılan bir şey değildi ama müziği çok sevdiğinden yapıyordu. 

‘Birlikte şarkı söyleyebilirsin, yerle yatıp yuvarlanırsan diğer çocukların dikkati de alır’ birkaç kişi anca böyle zapt ediyordu onu, otursun sandalyesine diye. Sonra bu çocuk, Güzel Sanatlar Lisesi'ni bitirdi.

Şimdi o da bir üniversiteye hazırlık aşamasında. O çocukluk süreçlerinde belki ya hiç önümüzü göre ya bu çocuk Güzel Sanatlar Lisesi'ni bitirip piyanoda binlerce kişinin karşısında sahne alacak diye düşündüğümüz çocuklar artık akademik anlamda da çok iyi noktalara geliyorlar.”

İZOT üyesi Erdoğan: Hayatımı değiştirdi 

İZOT üyelerinden İzmir Demokrasi Üniversitesi öğrencisi Erdoğan Erdemirdöven, orkestranın kendisi için önemi hakkında şöyle konuştu: 

"Ben İZOT'a, üniversite 1'den itibaren başladım ve hala devam ediyorum. Üniversite 1'den beri başladım ve hala keman çalıyorum. Özel çocuklara yardımcı oluyorum ve onlarla beraber çalışmalarımı devam ettiriyorum. İZOT Benim hayatımı değiştirdi ve aynı zamanda burada kendimi geliştiriyorum. Onlara nasıl katkı sağlayacağım ve onlar hakkında bilgi edinmiş oluyorum. Nasıl davranacağımı, nasıl çalışma yöntemini yapacağımı öğreniyor aynı zamanda uyguluyorum."

2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü

Doğuştan gelen ve genellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilen, karmaşık bir nöro-gelişimsel farklılık olarak tanımlanan otizm 1985 yılında her 2.500 çocuktan 1’inde görülürken, son araştırmalara göre bugün her 36 çocuktan 1’inde görülüyor. Otizmin varlığına dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 2 Nisan “Dünya Otizm Farkındalık Günü”nde otizmli bireylerin ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılması ve herkesle eşit derecede toplumsal kabulünün sağlanması amacıyla özel kampanyalar yürütülüyor.