27 Mart 2025 18:48
Güncelleme: 27 Mart 2025 19:12
İs kokulu bir Ankara akşamı… Olgunlar’daki kitapçıların önündeyim. Üniversite öğrencilerinin orijinalini almaya paralarının yetmediğinden, korsan ya da ikinci el İngilizce hazırlık kitaplarını satın almak için geldikleri yer burası. Caddenin Atatürk Bulvarı ile kesişen köşesinden Karanfil Sokak’a doğru dönüyorum. İki genç yürüyerek yanımdan geçiyor. Biri, diğerine “Bir kahve mi alsak, burası da var mıydı boykot listesinde?” diye soruyor. Birileri durmadan taksi çevirmek için yol kenarına dizilmişken, eyleme gittiğini tahmin ettiğim gençlerle aynı yöne, Ziya Gökalp’e doğru yürümeye başlıyoruz. Alana ulaştığımda dağınık, her topluluğun farklı sloganlar attığı bir kalabalıkla karşılaşıyorum. Neredeyse herkesin koyu renkler giyindiği, çoğunluğu gençlerden oluşan bir kalabalık bu.
Kalabalık içinde sivrilen büyük grubun ellerinde İmralı’daki Abdullah Öcalan hakkında, küfür yazılı dövizler var. Birkaç da Zafer Partisi flaması görüyorum. Ulumalara bozkurt işaretleri, bozkurt işaretlerine Öcalan’a hakaret eden sloganlar eşlik ediyor.
Az ötede alana, TKP flamalı grup giriş yapıyor. Tunalı tarafından yürüyerek buraya geldiklerini anlıyorum. Bir süre sonra Eğitim-Sen’e yaklaşıyorlar. Sonra aralarına Halkevleri de katılıyor.
Artık Güvenpark’ın protestolar için bir alan olamadığı açık. Caddenin bulvarla kesişen köşesi polis tarafından kapatılmış. Eylem alanının ortası kabul edilebilecek yerde ise CHP otobüsü duruyor. Otobüsten kimi zaman bir partili kimi zaman da bir üniversite öğrencisi kalabalığa sesleniyor. “Yiğidim Aslanım” türküsü çalıyor, bazı eylemciler eşlik ediyor.
CHP otobüsünden bulvara doğru kalabalık denilebilecek bir grup ilerliyor. Aklımdan, “Önemli biri yürüyor herhalde” diye geçiyor. Yanında belki korumaları, belki yol arkadaşları belki de ikisi birden olan CHP’li Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, caddenin bulvarla kesiştiği yerdeki polis barikatına doğru ilerliyor. Arkadan bir eylemci, çoğumuz gibi, Beşikçioğlu’nun barikatı açtırmak için polisle müzakere etmeye gittiğini düşündüğünü söylüyor. İlerleyen saatlerde ise bu yapıldıysa bile polisin barikatı açma talebini reddettiğini anlıyoruz çünkü eylem aynı alanda sürmeye devam ediyor. Zaten atılan herhangi bir “Barikatı aç” sloganı da duymuyorum. Daha çok “hükümet istifa”, “diploma” ve Öcalan’a hakaret barındıran sloganlar yükseliyor.
Eyleme katılanların giydikleri kıyafetlerdeki siyah ağırlığı, alandaki kısırlığa da işaret ediyor bir nevi. Örneğin Gezi akla gelince bir gökkuşağı canlanır gözümüzde. Oysa burada gökkuşağının birçok rengi eksik.
Polis barikatına yakın kalabalığa doğru yöneliyorum. Gençlerle konuşmaya başlıyorum. Eylemde atılan plastik mermi nedeniyle sol gözü bantla kapalı bir üniversite öğrencisi olan Adil ile göz göze geliyoruz. Sorular sormaya başlıyorum gazeteci olduğumu söyleyerek. “Ülkenin daha iyi bir hale gelmesini istiyorum” diyor. Daha iyiden neyi kastettiğini de şu sözlerle anlatıyor:
“Halkın daha iyi bir yaşamı, huzuru, refahı olsun istiyorum. Protestoların daha da uzamasını bekliyorum. Protestoların uzamasıyla birlikte hükümetin biraz geri adım atmasını bekliyorum. Geri adım atmazlarsa da ne onların ne de bizim elimizde kurtarmaya değer hiçbir şey kalmayacak. Sokağa sadece İmamoğlu için çıkmadım. Dışarıya bir kişi ya da bir parti için çıkmıyor kimse. Hukuksuzluk bir skandal haline geldi. Sokağa çıkışımızın bir işe yaramasını umut ediyorum, buna inanmak istiyorum. Kaybedecek çok az şeyimiz kaldı.”
Protestoların Gezi Parkı eylemlerini hatırlatması üzerine konuşuyoruz. İmamoğlu eylemlerinin daha organize ve provokasyonlardan daha uzak olduğunu düşündüğünü söylüyor.
Adil’in ardından üniversite öğrencisi iki genç kadınla konuşuyorum. Seküler milliyetçi olduklarını söylüyorlar. Ne Başbuğ sloganları atan Türk milliyetçi grubun ne de Zafer Partili gençlerin yanında duruyorlar. Eylemlerin devam etmesi gerektiğini söylüyor, bayram tatilinde de alanda olacaklarını belirtiyorlar üstüne basa basa. Çünkü eylemcilerin çoğunu üniversite öğrencilerinin, gençlerin oluşturduğu protestolarda en büyük korkuları, bir noktada alanları dolduracak insanların kalmayabileceği ihtimali onlar için.
Az ötede slogan atan bir topluluğun içinden başka bir üniversite öğrencisine, onu sokağa çıkaran ilk eylemlerin İmamoğlu protestoları olup olmadığını soruyorum. Daha önce bir kez LGBTİ+’lar için Pride’a katıldığını söylüyor. Eylemlerin bir sonuç vereceğine dair inancı olmadığını söylese de dövizini hazırlayıp, maskesini takıp gelmiş. Onun da her eylemci gibi yüzü kapalı. Gezi’ye sempatiyle baktığını, burada bulunmaktan gurur duyduğunu söylüyor, “Daha güzel günlerde buluşmak üzere” diyerek vedalaşıyor.
“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları yükselirken, hepsinin bozkurt işareti yaptığı grubun içinden üniversiteden yeni mezun bir gençle tanışıyoruz. Niye sokakta olduğunu şöyle anlatıyor:
“Türkiye’deki adaletsizliklerin son bulmasını, iktidarın Türk milletine karşı yapılan adaletsizliklerin, düşmanca tavrı değiştirmesi gerektiğini düşünmesini istiyorum. Şahıslar için; sadece Ümit Özdağ ya da Ekrem İmamoğlu için değil, Türkiye’de ayaklar altına alınan adalet ve hukuk için buradayım. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu ilkelerine, Atatürk’e karşı yapılan saldırılara sesimi çıkarmak için geldim.”
Bugünkü protestoları Gezi eylemleri ile kıyasladığında en büyük farkın Türk milliyetçilerinin alanda olması olduğunu söyleyerek, “İyi bir amaç için başlamış olsa da Gezi, iktidarın bugünkü paydaşları ve yandaşları tarafından terörize edildi ve amacına ulaşamadı. Bugün bunun olmasına müsaade etmeyeceğiz. Yaptıkları yanlarına kalmayacak, bedel ödeyecekler” diyor.
Gezi’ye Tük milliyetçilerinin katılmadığı yanılgısı bir kenarda dursun, sahiden söylediği gibi, alanın çoğunluğunu Türk milliyetçileri oluşturuyor. Dikkat çeken şeylerden biri de CHP’nin otobüsü dışında çok da bir görünürlüğünün olmaması. Zafer Partisi ve TKP, Halkevleri flamaları ve flamaların etrafında toplanan grup, CHP örgütlenmesinden daha çok yer kaplıyor.
Çoğunluğun aksine kendi hazırladıkları dövizlerde “Gezi’nin fidanları orman oldu geldi!” yazan ve Gezi hükümlüsü Tayfun Kahraman’a selam gönderen iki gençle konuşmaya başlıyoruz. İnsanları korumak, meslek sahibi olmak istediklerini söyleyen Deniz, alanda olmasını, “kimse yalnız hissetmesin istiyorum” diye açıklıyor. 16 yaşında bir kardeşi olduğunu belirterek, “Onun için de buradayım. Gazeteciler için, adalet arayışı olan herkes için buradayım” diyor.
Gezi Parkı eylemlerinin yapıldığı dönem 10 yaşında olduğunu söyleyen Umut da “Yargının bir tehdit aracı olmasına karşıyım. İmamoğlu da Erdoğan da yargılanabilir. Yargı bağımsız olmalı. Tüm şehir planlama öğrencileri adına Tayfun Kahraman hocamıza selam gönderiyorum” diye konuşuyor.
Deniz ve Umut’un yanından ayrılırken artık alandan ayrılmaya karar veriyorum. Henüz müdahale olmadı. Genellikle gece yarısı müdahale oluyor. Polisin kapatmadığı bir yoldan gidip, boş bir taksi bulmak için uzun bir yürüyüşe çıkıyorum.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik yürütülen 'terör' ve 'yolsuzluk' soruşturması kapsamında 19 Mart'ta gözaltına alınan Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı ve CHP'nin cumhurbaşkanlığı ön seçim adayı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Mart'ta tutuklandı. İmamoğlu, İBB'ye yönelik olarak "yolsuzluk" suçlamasından yürütülen soruşturma kapsamında, “ihaleye fesat, kişisel verileri kaydetme, rüşvet ve örgüt kurma” iddialarıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne götürüldü. Tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı.
GÖKÇER TAHİNCİOĞLU YAZDI - Şimdi ne olacak: İmamoğlu’nun “terör” suçundan serbest kalması kayyım yolunu kapatır mı, siyasi yaşamı nasıl etkilenecek?
İBB soruşturmasından 48 kişi tutuklandı: İşte tam liste!
© Tüm hakları saklıdır.