09 Mart 2025

Konsey, Yeats ve kaplumbağalar

Benitez, “Ben tanrının yarattığı şeyim” diyerek Donald Trump’ın “sadece iki cinsiyet vardır” söylemiyle ters düşer. Fakat apandisit ameliyatı sırasında keşfedilen rahmi, senaryoda ters köşe tekniğinin kurbanıdır. İzleyiciyi şaşırtan bir sürprizden öteye gidemez

Papa’nın kefeniyle bizi yüzleştirerek başlar yönetmen Edward Berger’in filmi Conclave. Morgdaki soğuk hava, Kutsal Roma Katolik Kilisesi’nin avlusunda eser. Yerdeki sigara izmaritlerinden çıkan dumanlarla grileşmiş avlu, morgdan farksız. Gergin bir müzik eşliğinde solunan dumanlı nefesler, ensemizde. Kardinallerin kıyafetleri de Vatikan’ın avlusu da kefen beyazlığında.

Yeni Papa’yı seçecek konseyin tecrit edildiği Vatikan, ulvi değil tehditkâr. Karanlık duvarlar, kepenkler, yüksek sütunlarla çevrili mekânda sanki tutsaklar. Merdiven boşluklarındaki fısıltılar, herkesin kulağına kaçar. Avluda kümelenseler de sırlar sınır tanımaz. Beyaz şemsiyelerin örttüğü kardinaller sanki kimliğini kaybetmiş.

Kaotik dünyaya nizam veremeyen Vatikan’ın mutfağı sanki bir askeri üs. Küçük halkalar şeklindeki tortellini makarnalar askerler gibi sıralanmış. Rahatsız edecek kadar düzenli sofradaki yemekler cazip değil. Toplumda olmayan düzen; yemekhanenin temiz ve sıralı sandalyeleri, çatalları ve bıçaklarıyla tahayyül edilir. 

Cep telefonları, LED mumlar, otomatik “kapı kapanıyor” sesi ile filmde karakterleşen teknoloji, Vatikan’ın kutsal imajını sarsar. Fotokopi makinasının ritmik sesini duyarken kendimizi kilisede değil, ofiste hissederiz.

Konseydeki güç dinamikleri, bir iş yerindekileri hatırlatır. Yeni Papa’nın seçilmesi için çoğunluğun oyu gerekir. Konseyin İngiliz lideri Lawrence (Ralph Fiennes), yeni gelen bir kardinale, “Bu bir savaş ve sen tarafını seçmek zorundasın” der. Hırs dolu seslerin yükseldiği konsey, çatışmalı toplantılardan farklı mı?

Latincenin hâkim olduğu dönemi özlemle anan bir kardinal, homojen bir toplum hayali kurar. Referans verdiği William Butler Yeats’in “İkinci Geliş” (1919) şiiri, Birinci Dünya Savaşı sonrası karanlığı resmeder. Büyüyen bir girdapta savrulanlar birbirlerini işitemez. Merkez dağılır. İnancın yitip gittiği başıboş dünyaya anarşi hükmeder. Kardinale göre parçalanmışlığın sebebi çok kültürlülüktür.

 

[Spoiler içerir.]

Şiirde, İsa’nın doğum yeri Beytüllahim’den doğacak aslan vücutlu ve insan başlı “vahşi mahluk,” kâbusu beraberinde getirecektir. Şiirin aksine filmdeki “İkinci Geliş” umut vadeder. Hem kadın hem erkek olan yeni Papa’nın, skandalların gölge düşürdüğü Vatikan’ı aydınlatması beklenir.

Kardinal Lawrence’a göre şüphe, keskin çizgileri bulandırır. Gizem ve inanç birbirlerinden beslenir. Robert Harris’in aynı adlı romanından uyarlanan film, cinsiyet kategorilerini sorgular. Kilisede kadınların daha fazla görev almasını istemeyenler, seçtikleri Papa Benitez’in rahmi olduğundan habersizdir.

Erkek ve dişi üreme organlarıyla doğabilecek kaplumbağalar, Vatikan’ın gizli hâkimi. Filmin sonunda kuytu çeşmelerinden gün ışığına kaçmaları bağımsızlık ümidi verse de habitatlarındaki küfü avluya getirirler.

Kuytu köşelere saklanan kaplumbağalar gibi interseks kimliğini gizleyen Benitez’in kurtarıcılığı muğlaktır. Papa seçildikten sonraki ilk kelimesi “masum,” belki de hiç gerçekleşmeyecek bir hayal. Yeats’in şiirinde masumiyet bir seremonidir. Konseyin önünde zikredilen “masum,” Vatikan’daki merasimin bir parçasıdır.

Benitez, “Ben tanrının yarattığı şeyim” diyerek Donald Trump’ın “sadece iki cinsiyet vardır” söylemiyle ters düşer. Fakat apandisit ameliyatı sırasında keşfedilen rahmi, senaryoda ters köşe tekniğinin kurbanıdır. İzleyiciyi şaşırtan bir sürprizden öteye gidemez. İnterseks karakterin Meksikalı olması da cabası.

“Kilise bundan sonra ne yapacağımızdır. Geçmiş değil” diyen Benitez’in aksine film, kilisenin Nazi destekçileri ve istismarcılarla dolu tarihine sünger çekmez. Geçmişin hayaletleri, Müslümanlara “hayvanlar” diyen bir kardinalin İslamofobik söylemleriyle Vatikan’a musallat olur.  Son sahnede kaplumbağalarla birlikte çıktığımız aydınlık, merhum Papa’nın kefeni gibi soğuk ve beyaz.

Vatikan’da geçse de belki de hepimizin çekişmeli ve ayrımcı bir konseyde savaş verdiğini hatırlatan Conclave’i izleyin.

Naz Bulamur kimdir?

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur, Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümünden mezun oldu ve Yeditepe Üniversitesinde İngiliz Tiyatrosu üzerine yüksek lisans yaptı. University of Wisconsin-Milwaukee'de Edebiyat Çalışmaları dalında doktorasını tamamladıktan sonra akademik kariyerine Boğaziçi'nde başladı.

Çağdaş romanda İstanbul temsillerini incelediği Tales of Istanbul in Contemporary Fiction (2011) adlı doktora tezi, Edwin Mellen Press tarafından yayımlandı. Victorian Murderesses: The Politics of Female Violence (Cambridge Scholars, 2016) başlıklı kitabı, 19. yüzyıl İngiliz romanlarında kadın katillere odaklanır ve kadınların ekonomik ve kanuni hakları olmadığı için şiddete başvurduğunu savunur.

Amerikalı, İngiliz, Türk yazarlar (Elif Şafak, Julia Kristeva, Orhan Pamuk, A. S. Byatt, Edith Wharton, Elizabeth Gaskell, Erendiz Atasü, Theresa Cha, Martin Amis) üzerine yazdığı makaleler, uluslararası akademik dergilerde yer aldı. Boğaziçi Üniversitesinde roman, tiyatro, edebiyat teorisi dersleri veren Bulamur, feminizm, oryantalizm ve kültürel çalışmalar ışığında kitap, film, dizi eleştirileri yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Adolescence, muğlak bir sebep sonuç ilişkisi

Seyirciyi incel kültürüne karşı uyarırken bir an olsun derinlikten vazgeçmeyen, duygu sömürüsü yapmayan ve yönetmen Philip Barantini’nin tek plan çekimiyle baş döndüren Adolescence’ı mutlaka izleyin

Amerikan rüyasının balonunu söndüren Anora

En İyi Film Oscar’ını alan Anora sayesinde ön yargılarımla yüzleştim. Ödüllü filmlerin, Oppenheimer gibi tarih yazmış erkeklere yer vermesi beklenir. Oysa bir seks işçisinin hayatı bir fizikçininki kadar anlatılmaya değer

The Brutalist, bir filmi inşa etmek

Brady Corbet’in yönettiği filmin dönüm noktası, İtalya’da bizi çevreleyen dağ manzarası. İnşa ettiği binaya tutsak László gibi beyaz mermerlerle çevrili taş ocağına hapsoluruz. Arka planda çalan uvertür ise sanki eril gücü simgeleyen dağlardan yankılanır

"
"