08 Mart 2025
“Yemek için mi yaşarız, yoksa yaşamak için mi yeriz?” Bu felsefi soru, yüzyıllardır tartışılıyor. Antik Yunan filozoflarından Brillat-Savarin’e kadar pek çok isim, yemek yemenin insan hayatındaki yerini sorgulamıştır. Peki, gerçekten sadece beslenmek için mi yiyoruz, yoksa duygularımız mı bizi mutfağa sürüklüyor? Kendinizi mutsuz hissedip çikolataya sarıldığınız, stresliyken fark etmeden cipsleri mideye indirdiğiniz ya da heyecanlı anlarda yemeği unuttuğunuz mutlaka olmuştur. Artık avcı-toplayıcı olmadığımız, yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda yaşadığımız bu dünyada hangimiz gerçekten acıktığında yemek yiyor ki?
Benim de her kadın gibi hayatımın bazı dönemlerini azıcık ‘toplu’, bazı dönemlerini ‘tığ’ gibi incecik geçirdiğim oldu. Sonra hayatıma düzenli yemek yemeyi ve sporu alarak olmam gereken insan formuma kavuştum. İnsan formu derken şunu kastediyorum: Doğadaki hayvanların hiç kilo aldığını gördünüz mü? Ancak insan eliyle beslenen hayvanların kilo problemi vardır. Yiyip yiyip yatan kediler ve masadaki yemeklerden otlanan köpeklerimiz obez olurlar. Avlanıp doğadan beslenenler formundadır. İnsan da aslında olması gereken bir ortalama kiloya sahiptir. O kiloyu aşağı ya da yukarı çeken, bizim sonradan edindiğimiz alışkanlıklarımız. Bunları da duygular belirliyor!
Mutluyken, enerjik ve açık fikirli olduğumuz için, yeni tatlara daha kolay yöneliriz. Yaz aylarında dondurma, meyveli tatlılar ve hafif atıştırmalıklar en çok tercih edilenler arasındadır. Mutsuzken, karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler devreye girer. Makarna, çikolata, ev yapımı yemekler ya da çocukluk anılarıyla özdeşleşen lezzetler… Bir tabak sıcak mercimek çorbası ya da bir dilim ev yapımı kek bazen en iyi dost olabilir. Beni mesela mutsuzken pizza, çikolata ya da patatesin her türlüsü mutlu eder. Stresliyken çoğumuz kıtır kıtır şeyler yemeye yöneliyoruz. Cips, tuzlu fıstık, kuruyemişler, hatta kahve ve gazlı içecekler stres anlarında elimizin gittiği gıdalar arasında. Heyecanlıyken, adrenalin yükseldiğinde yemek yemek çoğu kişi için ikinci plana düşer. Bazen Fast food ya da baharatlı yemekler tercih edilir.
Boşanan çoğu kadın bilir, birkaç haftada aniden dört beş kilo verirsiniz. Kaygı ve mutsuzluk size yemek yemeyi unutturur. Kadın dedim çünkü erkeklerin boşanmayı algılama evresi biraz uzun. Onlar anlayıp kaygılanana dek birkaç ay geçiyor. O süreyi başka maceralara yelken açmakta kullandıkları için onların iştahına bir şey olmuyor. Sözüm genellemeler içerisinde tabi ki.
Yeme- içmeden kesen heyecanın bir de âşık olduğun evrede gerçekleşeni var. İlk randevuda ağzına bir lokma koymakta zorlanırsın. Heyecanlısındır, aklın yemekte değildir çünkü. Bu heyecan yoğun işler yapanlarda da olur. Yemek yemeyi unutturur, uyumayı zorlaştırır işler.
Her ülkenin duygusal yemek alışkanlıkları farklılık gösterir, Fransızlar üzgün olduklarında bir parça kaliteli peynir ve kırmızı şarapla rahatlamayı tercih eder. İtalyanlar için mutlu bir akşam yemeği dostlarla yenen büyük bir tabak makarnadır. Japonlar stresi azaltmak için yeşil çay ve hafif deniz ürünlerine yönelir. Bizler ise keyifli bir anı kutlamak için baklavaya, hüzünlü anlarda ise yalnızsak sıcacık bir çorbaya, yalnız kalmak istemiyorsak bir arkadaşımızla rakı balığa sarılırız.
Duygusal açlık, fiziksel açlık gibi bir mide gurultusuyla kendini belli etmez. Ani gelir, genellikle belirli bir yiyeceğe yöneliktir (genellikle sağlıksız seçeneklere) ve yedikten sonra bile tatmin hissi yaratmaz. Genellikle stres, yalnızlık, can sıkıntısı, üzüntü veya kaygı gibi duyguların etkisiyle ortaya çıkar. Özellikle yüksek şekerli ve yağlı yiyeceklerin tercih edilmesi ve obezite ile sonuçlanır. Yemek yerken geçici bir rahatlama hissedilse de sonrasında pişmanlık ve suçluluk duygusu oluştuğu için stres ve depresyonun artmasına da sebep olur. Duygusal açlığı yönetmek için farkındalık geliştirmek, sağlıklı alternatifler bulmak ve duygularla yüzleşmek önemlidir. Tabi duygusal açlığınız bir hayat biçimi haline geldiyse bir uzmandan yararlanmakta fayda var. Yok sadece herkes kadar duygusal açım diyorsanız yani arada bir depresif günlerde çikolataya sarılırım, yağmurlu havalarda evde kek yer kahve içerim, Saray’a uğrar bir su muhallebisi gömerim diyorsanız o kadarını bünyeniz kaldırır merak etmeyin.
Bir şef olarak şunu söyleyebilirim ki kişiye özel yemek yaptığınızda olay tamamen duygusaldır. Yani o kişinin o günkü ruh haline göre şekillenir mutfağınız. Karısıyla/kocasıyla kavga ettiyse bütün menüyü bir anda değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Akşamdan kalma birine balık pişirmeyeceğinizi bilirsiniz. Bolonez soslu bir makarna ya da hamburger bu işi görür.
Duygularımız yediklerimizi etkiler ama peki yediklerimiz duygularımızı nasıl etkiler? Yani mutlu olacağız diye pizza lahmacuna makarnaya gömülürsek, patates kızartmasına düşersek tam tersi uzun vadede mutsuz oluruz. Bu kaçınılmazdır. Sadece kilo alacağımız için değil, bazı yiyecekler uzun vadede enerjimizi ve mutluluğumuzu artırırken, bazıları kısa vadeli bir tatmin sağlasa da sonrasında yorgunluk, stres ve depresyon hissini tetikleyebilir. 18. yüzyılın ünlü gurmesi Jean Anthelme Brillat-Savarin, “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” diyerek yemekle kimlik arasındaki bağı vurgulamış, yediklerimizin tüm ruh halimizi nasıl etkilediğini birebir anlatmıştır.
Serotonin ve dopamin, mutluluk ve motivasyonla ilişkili iki önemli nörotransmiterdir. Bu kimyasalları artıran besinler, daha enerjik, huzurlu ve mutlu hissetmemize yardımcı olur.
Kompleks Karbonhidratlar yani tam tahıllar, yulaf, kinoa, bulgur, kan şekerini dengeli bir şekilde yükseltir ve uzun süre tok tutarak ruh halimizi stabil tutarlar. Omega-3 Yağ Asitleri (Somon, ceviz, keten tohumu, chia tohumu) beyin fonksiyonlarını destekleyerek depresyon ve kaygıyı azaltırlar. B Vitamini Yüksek Besinler (Yumurta, avokado, muz, baklagiller) düşük enerji ve depresif ruh haline iyi gelir. Magnezyum Kaynakları (Bitter çikolata, kabak çekirdeği, badem, ıspanak) stresi azaltır, kasları gevşetir ve ruh halini iyileştirir. Bağırsak sağlığı ile ruh hali arasında güçlü bir bağlantı olduğu için bağırsaktaki iyi bakteriler serotonin üretimini artırarak depresyon riskini azaltır. Bu da ancak Fermente Besinler (Yoğurt, kefir, turşu, kombucha) ile olur. Hidrasyon eksikliği yani susuzluk-sıvı alımı azlığı yorgunluk ve zihinsel bulanıklığa neden olur. Bol su içerseniz bağışıklığınız kuvvetlenir, bitki çayları ve yeşil çay ise içeriğindeki L-theanine sayesinde sakinleştirici etki gösterir.
Bir de bunun tam tersi var. Kısa süreli mutluluk veren ama sonrasında ruh halini bozan gıdalarla beslenirsek depresyondan çıkamayız. Rafine Şeker ve Şekerli Gıdalar (Pasta, bisküvi, gazlı içecekler) kan şekerini hızla yükseltip ardından düşürdüğü için ani mutluluk verse de uzun sürede yorgunluk, sinirlilik ve depresif ruh haline yol açar. Fast Food ve kızartmalar yani trans yağlar ve işlenmiş yağlar beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek odaklanmayı düşürür, uzun vadede depresyon riskini artırır. Aşırı kafein ilk etapta enerji verse de fazla tüketildiğinde kaygıyı tetikleyebilir, uyku düzenini bozarak depresif hissettirebilir. Alkol de aynı şekilde, hatta baş düşman! yorgunluk, kaygı ve depresif duygu durumlarına neden olur. Aşırı tuzlu gıdalar (hazır çorbalar, cips, işlenmiş etler) vücuttaki su dengesini bozarak yorgunluğa ve beyin sisine (zihinsel bulanıklık) yol açabilir.
Sonuç olarak, yemek yalnızca fiziksel bir ihtiyaç değil; anılarımızı, duygularımızı ve hatta kültürel kimliğimizi de içinde barındıran bir araç. Bazen bir kâse çorba çocukluğumuzdaki bir kış gününü hatırlatır, bazen bir parça çikolata en sevdiğimiz anları geri getirir. Patates kızartması, pizza, çikolata mutluluk verir ama siz farkında olmadan içinize kapanmanızın biricik nedenlerindendir. Ben bugün duygusalım mesela, o yüzden çikolatalı tatlılara bakıp bakıp geçiyorum. Peki ya siz, bugün duygusal mideniz size ne yemenizi öneriyor?
Deniz Kurt Kimdir?Deniz Kurt, Atlantico Crew isimli uluslararası yat danışmanlık şirketini kurmadan önce 10 yılı aşkın bir süre özel şef ve süperyat şefi olarak başarılı bir kariyer sürdürmüştür. İstanbul’daki MSA - Mutfak Sanatları Akademisi’nden mezun olmuş, burada temel aşçılık eğitimini tamamlamıştır. Daha sonra İtalyan mutfağında ileri düzey eğitim almak için Alma La Scuola Internazionale di Cucina Italiana’ya devam etmiş, İtalyan Mutfağında ‘master’ düzeye erişmiş ve Profesyonel İtalyan Şef Diploması alma hakkını kazanmıştır. İtalyan mutfağı eğitimini tamamladıktan sonra, Milano’nun kalbinde bulunan La Scala Tiyatrosu içindeki Il Marchesino‘da çalışmaya başlamıştır. Il Marchesino, 1970’lerden bu yana İtalya’nın ilk Michelin yıldızı ve ilk üç Michelin yıldızı alan efsanevi İtalyan şef Gualtiero Marchesi tarafından kurulmuştur. Bu deneyimin ardından, dünyaca ünlü Japon şef Nobu Matsuhisa’nın sahip olduğu restoran zincirinin Milano şubesi olan Armani Nobu Milano’da çalışmıştır. Restoran deneyimlerinden sonra, denizlere olan tutkusunu kariyeriyle birleştirerek, 24 ila 90 metre arasında değişen tanınmış süperyatlarda head chef olarak çalışmış, dünyanın dört bir yanında 6 kez Atlantik okyanusu geçişi dahil 50.000 deniz milinden fazla seyir yapmıştır. 2020 yılından itibaren MSA - Mutfak Sanatları Akademisi ile işbirliği içinde, kurucusu olduğu Profesyonel Süperyat Şefliği Eğitimi programını yürüterek, her yıl yatçılık sektörüne yeni şefler kazandırmaktadır. 2013 yılından bu yana Aktüel, Naviga ve Ceyms gibi dergilerde yemek ve seyahat yazarlığı yapmıştır. 2015 yılından itibaren halen YACHT Türkiye dergisine düzenli olarak yazmaktadır. Gastronomi konulu yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmıştır. 2021 yılında, dünya çapında gezdiği kıyıların yemek tarihini, hikayelerini ve yemek kültürünü yerel tariflerle zenginleştirerek okurlara sunduğu ilk kitabı Islak Menü’yü yayımlamıştır. Ayrıca, 2021-2022 TV sezonunda Beingurme TV kanalında 26 bölümlük bir yemek ve seyahat programı sunmuştur. |
Yapay zekâ bazı meslekleri elimizden alacak diye düşünürken bunlardan biri de aşçılık oldu. Yediği önünde yemediği harddiskinde olan yeni bir gastronomi dünyasına hazır mıyız? Ben değilim
Yemeklerin birbirine aşkını kimse konuşmuyor. Mesela dönerin ömürlük aşkı kimdir? Peki simidin ruh ikizi? Kuru fasulyenin hayat arkadaşı pilavsa piyaz da köftenin biricik eşidir diyebilir miyiz? İtiraf edelim, günümüzde her lezzeti abuk sabuk şekilde birbirine karıştıran tiktok videoları görmek mümkün ama damak tadımıza göre yemekler tek eşlidir! Geri kalan da birbirine akrabadır zaten. Bana inanmıyorsanız tarihe bir göz atın!
Kim sandviç sevmez ki! Bugün kahvaltıda avokadolu tost, öğle yemeğinde club sandviç ya da sahilde balık ekmek yiyorsanız, hepsi varlığını ekmeğin arasına saklanan bir tarihe borçlu! Sandviç dediğimiz bu basit ama dahiyane buluşun kökeni sandığınızdan daha eski, daha aristokrat ve bolca tesadüflerle dolu!
© Tüm hakları saklıdır.