20 Haziran 2022

25 yıl önce, 25 yıl sonra

Türkiye bugün Asya bunalımında olduğu gibi, önemli döviz açığı, kur belirsizliği ve siyasi gerginlikler yaşıyor. Bunun bedelini ağır ödüyor

Neden 25 yıl önceye gidiyorum. İki nedeni var. Birincisi, o dönemdeki bazı faaliyetler beni Janet Yellen ve Lawrence Summers gibi iktisatçılarla olan karşılaşmalara ve gözlemlere götürüyor. 

İkincisi, Asya bunalımına götürüyor. Asya bunalımında Türkiye, bugün olduğu gibi, önemli döviz açığı, kur belirsizliği ve siyasi gerginlikler yaşıyor. Bunun bedelini ağır ödüyor. Asya bunalımında bir tanıdığa, George Soros’a da rastlıyoruz. 

25 yıl önce

Yıl 1997, mevsim sonbahar, Ekim sonu. Yer, ABD Hazine Bakanlığı. Bakanlıkta sabah saat dokuzda bakan yardımcısı ile randevumuz var. Dokuza birkaç dakika kala orada olduk. Bir süre sonra saate baktığımı hatırlıyorum; dokuzu altı dakika geçiyor. Heyet olarak bekliyoruz. 

Heyetimizin başkanı dönemin Ekonomi Bakanı Işın Çelebi. Heyette DPT Müsteşarı Orhan Güvenen, Dış Ticaret Müsteşarı Yavuz Ege, DPT uzmanları Adil Temel ve Mehmet Polat ve ben varız.  

Uzun süre bekleyeceğiz anlaşılan diye düşünürken odaya genç bir bayan geliyor. “Bakan yardımcısı Dr. Lawrance Summers hemen burada olacak” diyor. Seviniyorum, çok bekletilmeyeceğiz.

Summers bilinen bir iktisatçı, ama kendisi hakkında ayrıca bilgiler edinmiştim. Sivri dillidir, acımaz demişlerdi. Annesi de babası da akademik iktisatçıdır, profesördür. Nobel ödüllü Paul Samuelson amcasıdır, yine Nobel ödüllü iktisatçı Kenneth Arrow da dayısıdır. 

Babası ve amcasının kavgalı olduğunu, bu nedenle babasının Samuelson olan soyadını değiştirdiğini 1989’da öğrenmiştim. Olayı, bir meraklı meslektaşın ısrarlı sorusu üzerine, bir başka Nobel ödüllü iktisatçı ve bir süre birlikte çalıştığım değerli insan Lawrance Klein anlatmıştı. 

Summers’ın kendisi de 28 yaşında Harvard Üniversitesinde iktisat profesörü oluyor. Harvard’ın en genç profesörlerinden birisi olarak sürekli kadro verilmiştir. Summers sonra üniversiteden izin alıp iki yıl Dünya Bankası'nda baş ekonomistlik yapıyor. 

Siyasete ve ekonomi politikalarına meraklıdır. Gençlik döneminden beri Demokrat Parti içindedir. Clinton’ın ilk başkanlık döneminde Hazine Müsteşarlığına tayin edilir.

Bu görevde iken 1994 Meksika bunalımında önemli kararlar veriyor. Meksika’nın o dönemdeki istikrar programına, elbette ABD adına, damga vurduğu bilinir. 

Summers’ın 1990’lardaki başka küresel çalkantılar için de yazıları, açıklamaları var. Yeni başlayan 1997 Asya bunalımı da bunlardan birisi. Bu konuya geleceğiz. ABD Hazine Bakanlığı'na geri dönelim. 

Summers geliyor

Çok geçmeden Summers içeri giriyor. Başını dik, hatta biraz arkaya meyilli tutuyor, sanki bize yukarıdan bakıyor. Buna karşılık ayrı bir makam koltuğuna oturmuyor. Hafif bir gülümseme ile “günaydın” dedikten sonra söze bir soru ile giriyor. 

“Dün İstanbul Borsasında (İMKB) ne oldu biliyor musunuz?” Sınava çekiliyoruz diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sanki bilgiye ve verilere hâkimiyetini ve akademik üstünlüğünü göstermek istiyor. Bulunduğu görev itibariyle tüm dünyadaki gelişmeleri yakından izliyor, belli. 

Soru sormasından anladık İMKB’nin düştüğünü. Kısa bir sessizlik sonrası “borsa düştü” dedik. Tereddütlü olduğumuzu anladı ve “ne kadar düştü” sorusu da peşinden geldi. Önemli ölçüde düştü dedik. Sonra baktım, IMKB 100 endeksi 27 Ekim 1997’de yaklaşık yüzde 12 düşmüş. 28 Ekim'de neredeyse yüzde 8 daha düşmüş. 

Yetinmedi, bir soru daha sordu. “Peki, neden düştüğünü biliyor musunuz?” Türkiye’ye özgü bir olay olsa, Bakan Bey duyardı herhalde. Asya’daki bunalımı her gün izliyoruz. Sabah CNN’de Asya bunalımının nasıl Tayland’dan Malezya, Endonezya, Güney Kore’ye yayıldığını dinlemiştik. Yine kısaca “Asya bunalımı” dedik. 

Summers o dönemde IMF heyetleri ile birlikte Asya ülkelerine gidiyor ve IMF programlarına ABD desteği veriyor. Bölgenin en büyük ülkesi Endonezya’ya birkaç kez gittiğini, orada ABD yaklaşımını savunduğunu öğreniyoruz. 

Summers, o dönemdeki sert ve acımasız programların destekçisi ve belki fikir öncüsü olarak çok eleştiri almıştı. Endonezya’nın baskıcı diktatörü Suharto bu programların getirdiği sosyal gerginlik ortamında 1998’de istifa etmek zorunda kaldı. 

Kısaca not düşeyim. Summers, başka birçok konuda, ülkelere, kurumlara ve cinsiyetlere ayrımcı söylemleri nedeniyle eleştirilmiştir. 

Peki biz ne arıyoruz Summers’ın yanında? Kısaca mali destek. Türkiye o dönemde yine önemli döviz açığı yaşıyor. Kısa vadeli yaklaşımlar, siyasi gerginlikler,  belirsizlikler ve Asya bunalımı nedeniyle yabancı fon girişleri azalıyor, var olanların bir bölümü geri gidiyor. Bu ortamda Türkiye IMF’den borç istiyor. 

IMF’ye etki etmenin en önemli kanalı ABD desteği sağlamak. O dönemde ABD içinde de en etkili kişinin Summers olduğu söyleniyor. Summers’dan yardım istiyoruz. Bu yaklaşım Bakan Çelebi’nin düşüncesi mi idi, doğrusu hâlâ bilmiyorum. 

Bizim heyetin geri kalanları resmi devlet görevlileri, ben ise üniversitede öğretim üyesi. Peki benim ne işim vardı oralarda? Benim bulunma nedenim DPT’de hazırlanan bir ekonomik ve ekonometrik model ile ilgili açıklamalara katkıda bulunmak. “Bizim tutarlı bir programımız var, yardımı hak ediyoruz” demek istiyoruz. 

Summers ile toplantı bittiğinde heyet üyelerinin yüzlerinde toplantı öncesi gözlenen gerginlik yok, bir rahatlama var. Summers, genç bir yardımcısını çağırıp bizi ertesi gün Ekonomik Danışmanlar Konseyi (Council of Economic Advisors) başkanı olan Janet Yellen’a götürmesini söylüyor. 

Yellen hakkındaki bilgimiz şöyle. Eşi, ünlü “Limon piyasası” (The market for lemons) makalesinin yazarı olan ve birkaç yıl sonra Nobel ödülü alacak olan George Akerlof. Bu makale alıcı ve satıcıların bilgi asimetrisini anlatıyor. 

Yellen kendisi daha çok istihdam ve ücretler konusuyla ilgileniyor. Para politikasında da istihdamı gözetme yanlısı. Çok çalışkan ve Demokratlar arasında çok sevilen birisi. Ayrıca görev yaptığı üniversitelerde de hem öğrenciler, hem öğretim üyeleri tarafından seviliyor. 

Görüşmeyi çok ayrıntılı hatırlamıyorum, bu nedenle konuyu Yavuz Ege’ye sordum. 

Yellen bize daha yumuşak davranıyor, sınavdan geçmiyoruz. Türkiye ekonomisini, sorunlarını ve çözüm önerilerini soruyor. Yellen ile konuşmalarımız da sonunda Asya bunalımına geliyor. 

Belli ki, Asya bunalımını Yellen de çok yakından izliyor. Güney Kore’de ortaya çıkan bazı iflasların şaşırtıcı olduğunu söylüyor. O günlerde önde gelen otomobil üreticilerinden olan KIA’nın iflası gündemde. 

Yellen, biz ayrılırken Türkiye ile ilgili IMF görüşünü öğreneceğini söylüyor. Yellen’in yanından da rahatlamış olarak ayrılıyoruz. 

Şimdilerde ABD Hazine Bakanı olan Janet Yellen Demokrat yönetimde çok etkili. Lawrence Summers, yönetim içinde aktif olmasa da, ABD ekonomi dünyasında hâlâ çok etkisi olan birisi. 

Türkiye’nin bugününe gelelim. Yine borç arıyoruz, çok yüksek ve daha yükseleceği görülen faizlerle borçlanabiliyoruz. Türkiye’nin borcunu geri ödememe riskini gösteren CDS (credit default swap) bunalım ortamlarında olduğu gibi çok yüksek. 

Yönetimde IMF’ye gitmeyiz yaklaşımı var. Tamam, keşke hiç mecbur kalmasak. Ama yapılan düşük miktarlı swap anlaşmaları için nasıl bedeller ödüyoruz? “Giderlerse gitsinler” dediğimiz yabancı fonları nasıl geri çağıyoruz? Nelerden fedakarlık yapıyoruz? Borçlanma böyledir; insanın başını yere eğdirir. 

Asya bunalımından çok söz ettim, bugünler için özellikle rezerv yönetimi konusunda çok ders alınacak bir bunalımdır. Girişte George Soros’tan da söz ettim. Bu ikisini ayrı bir yazıda ele almak istiyorum. 

Yazarın Diğer Yazıları

Endonezya’dan Türkiye’ye

Endonezya’da “şirketlerin sosyal sorumluluğu” yasaları Suharto gidince, 2000’den sonra çıkarılabildi. Suharto’nun büyük katkı yaptığı bir kavram “yandaş kapitalizmi”dir

"Stokçular", stoklar, yatırımlar

İSO'daki tartışmada bir belirsizlik şu; kim hangi stok değişmesini kastetti?

Devlet neden kırılgan hale geliyor?

Türkiye'de devlet kırılganlığının neden arttığını, benzer bazı ülkelerle de karşılaştırarak, açıklamaya çalışalım. Bu açıklamada kırılganlığı en çok yükselten beş maddeye bakıyoruz