29 Mart 2025

Formula 1’in perde arkası: Hızın ve kusursuzluğun görünmez dünyası

Formula 1 dediğimiz şey, sadece pistteki 20 arabanın yarışı değil. O yarışa hizmet eden binlerce insanın eşzamanlı, kusursuz çalışmasının bir sonucu

Bir Formula 1 yarışını izlerken gözümüz hep pistteki araçlarda, geçiş savaşlarında ve kıran kırana rekabette olur. Ama ekran başında heyecanla izlenen o yarışlar, aslında aylar süren hazırlığın, binlerce insanın emeğinin ve kusursuz işleyen bir organizasyonun son perdesidir.

Ben bu dünyanın içini ilk kez DO & CO ile tanıdım. O yıllarda Formula 1’in neredeyse her organizasyonunda görev aldım; kimi zaman binlerce kişiye hizmet eden seyyar bir mutfak kurduk, kimi zaman kraliyet mensuplarına, dünya starlarına servis yaptık. Pistteki hızın, kulislerdeki zarafetin, mutfaktaki stresin içindeydik. Ve her yarışın sonunda, ekipçe dismantling (söküm) sürecine geçip, hiç yaşanmamış gibi toplanıp bir sonraki ülkeye doğru yola çıkardık.

Bu yazıda sadece F1’i izlemeyi sevenlere değil, bir organizasyonun arkasında nelerin döndüğünü merak eden herkese; o büyük perdeyi biraz aralamak istiyorum.

Bir şehirden yarış pistine: Mühendislik + Kaos = Mucize

Formula 1’in bir kente gelmesi demek, aslında geçici ama devasa bir şehir inşa etmek demek. Özellikle şehir içi pistlerde...

Mesela Monaco… Her yıl, bildiğimiz o lüks liman kasabası, altı hafta boyunca bir yarış pistine dönüşüyor.

21 km bariyer

20.000 m² tel örgü

250 kişilik ekip, gece gündüz montaj

Ve üç hafta sonra… Her şey sökülüyor, yerler yıkanıyor, trafik lambaları eski haline geliyor. Yani kelimenin tam anlamıyla, Formula 1 gelir ve gider.

Melbourne’de de benzer bir durum var: Albert Park, 4.700 kamyon seferiyle taşınan 19.300 ton malzemeyle dev bir yarış kompleksi haline geliyor. 3 bin 500 adet 5 tonluk bariyer... Hepsi birkaç hafta içinde yerleştiriliyor, yarış bitince de yeniden toplanıyor.

Ve tüm bunlar; mühendisler, şehir planlamacıları, güvenlik ekipleri, itfaiyeciler ve gönüllüler tarafından el ele gerçekleştirilir.

Formula 1’in dünyayı dolaşan sirki

Sezon boyunca takımlar beş kıtayı dolaşıyor. Her bir yarış; arabaların, yedek parçaların, bilgisayarların, telsiz ağlarının, pit duvarlarının, çadır mutfakların ve daha sayısız parçanın taşındığı dev bir lojistik operasyon.

Kargo uçakları, konteyner gemileri, karavanlar, motorhomelar… Her biri neredeyse kusursuz zamanlamayla ilerliyor.

Benim görevli olduğum yarışlarda öyle zamanlar olurdu ki, bir Grand Prix sona ermeden önce diğer yarışın hazırlıkları başlamış olurdu. Malezya’da sıcaklık 40 dereceleri zorlarken biz servis kuruyor, mutfakları çalıştırıyor, bir önceki yarıştan gelen söküm ekibi çoktan Abu Dhabi için yola çıkmış oluyordu.

Bu ekiplerin çoğu, adeta kendi ülkeleri gibi; birlikte çalışıyor, birlikte taşıyor, birlikte yaşıyorlar. Formula 1, gerçekten de bir tür “dünyayı dolaşan şehir” gibi.

Garajlar: Teknolojiyle dans eden takımlar

Pist kenarındaki o garajlar, dışarıdan bakıldığında sıradan görünebilir. Ama içeride tam anlamıyla yüksek teknolojiyle insan performansının dansı yaşanır.

Arabalar taşındıktan sonra sıfırdan yeniden monte edilir.

Kilometrelerce kablo çekilir, veri ağları kurulur.

Lastikler ısıtılır, strateji ekranları kurulur.

Ve tabii ki her şey milisaniye hassasiyetle ilerler.

Bir pit stop anı 2,5 saniye sürer ama onun provası, eğitimi, disiplini günler sürer. Her teknisyen, o saniyenin neresinde, ne yapacağını ezbere bilir.

Ben, yarış günlerinde pistin mutfak tarafında görev alırken hep aynı şeyi hissederdim: Garajdaki bir lastik değişimi ile mutfaktaki tabak dizimi arasında aslında fark yok. Herkesin görevi bellidir. Herkes kendi saniyesinde kusursuz olmak zorundadır.

Yarış biter bitmez: Şampanya köpürürken tornavida sesi duyulur

Yarış biter, kazanan sevinir, podyumda kutlamalar yapılır… Ama o sırada sahne arkasında hummalı bir “söküm” başlar.

FIA araçları kontrol eder.

Tüm elektronik ekipmanlar paketlenir.

Araçlar parçalarına ayrılır.

Her şey konteynerlere yüklenir.

Benim ekipte bulunduğum bazı yarışlarda daha pilot podyumdan inmeden mutfak ekipmanları kolilenmeye başlanırdı. Çünkü ertesi günün sabahında biz başka bir ülkede, başka bir mutfağı ayağa kaldırmak zorundaydık.

Her şey öyle bir sistemle işler ki, padok birkaç saat içinde bomboş kalır. Geriye sadece asfaltın üzerine düşmüş birkaç iz kalır.

Formula 1: Sadece bir spor değil, kusursuz bir insan organizasyonu

Formula 1’in görünmeyen tarafı, benim için her zaman en büyüleyici kısımdı.

Mühendislik

Lojistik

Yayıncılık

Sağlık ve güvenlik

Ve tabii ki mutfak

Yani Formula 1 dediğimiz şey, sadece pistteki 20 arabanın yarışı değil. O yarışa hizmet eden binlerce insanın eşzamanlı, kusursuz çalışmasının bir sonucu.

DO & CO ile çalıştığım yıllarda bu organizasyonun her halkasına tanıklık ettim. Çölde sıfırdan kurduğumuz mutfaklar, üç gün boyunca uyumadığımız Monako servisleri, VIP alanlarda kraliyet üyeleriyle geçen akşam yemekleri ve her şeyin sonunda bir gece operasyonuyla (dismantling sonrası) yola çıkışımız...

Formula 1’i izlerken şimdi hâlâ o perde arkasını düşünüyorum. Belki de bu yüzden, bir yarış izlerken sadece geçişlere değil, garajda koşan bir teknisyene ya da çadır mutfaktaki aşçının terine de dikkat kesiliyorum.

Çünkü biliyorum ki, o yarış sadece pistte değil, mutfağında, depoda, yüklemesinde, uçuş planında, elektrik kablolarında da yaşanıyor.

Ve ışıklar söndüğünde... Yarış sadece pistte başlamıyor. Arka planda zaten çoktan başlamış oluyor.

Ertan Çakmak Kimdir?

"Gastronomi ve konaklama sektöründe geniş çaplı operasyonel yönetim ve stratejik büyüme konularında uzmanlaşan Ertan Çakmak, uluslararası çapta önemli projelerde görev almış bir yöneticidir. Lisans eğitimini Turizm İşletmeciliği bölümünde, Çanakkale Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra. Amerika Birleşik Devletlerinde, Harvard Üniversitesi’nde Arts & Mixology ve BCAE’de WSET şarap eğitimlerini tamamlayıp. Daha sonraki dönemlerde de  Mikro MBA programını bitirdi.

 Vakko A.Ş. Gıda Grubu Operasyon Direktörü olarak, 30’dan fazla restoran ve lüks bir otelin operasyonlarını yönetmekte; verimlilik, kalite ve misafir deneyimini en üst seviyeye çıkarmak için sektörel en iyi uygulamaları hayata geçirmektedir. Türkiye’de bulut mutfak sistemleri ve dijital gıda hizmetleri alanında öncü projelerden biri olan Migros One Kitchen’ın kurucu ekibinde yer aldı, 2022’de tek siparişle başlayan operasyonların 2023’te 755 bin siparişe ulaşmasını sağlamış ve sipariş hacmini sadece iki yıl içinde dört katına çıkardı.

Ertan Çakmak’ın uluslararası tecrübesi, Formula 1, Avrupa Şampiyonası ve diğer küresel etkinliklerin operasyon yönetiminde aktif rol almasını sağladı; Joël Robuchon gibi Michelin yıldızlı şeflerle çalışma fırsatı buldu ve dünya çapında ödüllü restoranlarla iş birlikleri yaptı. DO & CO, Zuma, Mikla gibi prestijli markalarla çalışan Çakmak, Avusturya ve ABD’deki fine dining ve lüks restoran projelerinde yönetici olarak görev aldı.

Akademik alanda da katkı sağlayan Çakmak, Özyeğin Üniversitesi’nde gastronomi ve işletme yönetimi dersleri verdi, sektördeki bilgi birikimini yeni nesil profesyonellere aktardı. Oxford tarafından hazırlanan “Türkiye’nin En Başarılı 1000 Kişisi” ansiklopedisi arasında yer alarak, sektöre sağladığı katkılar tescillendi. Gastronomi, dijital dönüşüm, bulut mutfak sistemleri ve operasyonel mükemmeliyet üzerine araştırmalar yapan ve yazılar kaleme alan Çakmak, sektörel trendleri takip ederek bu alanlarda yenilikçi yaklaşımlar geliştirmeye devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Restoran kültüründe müdavimlik: Misafirlikten aile olmaya

Eğer bir restoran, misafirlerine bir ev sıcaklığı sunuyorsa, oraya gelen insanlar sadece yemek yemeye değil, anılar biriktirmeye gelir. Sonuçta hepimiz, kapıdan girince ismimizle karşılanacağımız, sevdiğimiz köşenin bizi beklediği, garsonun “Bugün nasılsınız?” diye samimi bir şekilde soracağı o sıcak mekânları severiz, değil mi?

Restoranlardan ev mutfağına sıfır atık: İsraf etmemek sanattır!

Türk mutfağında bayat ekmekten tirit ve papara yapılıyor. İtalyanlar, bayat ekmekle ünlü Ribollita çorbasını yapıyor. Fransızlar, "pain perdu" (Fransız tostu) ile ekmeği yeniden değerlendiriyor. Asya mutfaklarında, sebzeler ve etler fermente edilerek uzun süre saklanıyor. Yani, bizim "yeni" diye gördüğümüz şeyler aslında eski mutfak kültürlerinden ilham alıyor

"
"