25 Haziran 2022

İki Türkiye

Türkiye'nin asıl sorunu, mahkemelerden bağımsız, adalet sorunudur. O adalet sağlanana kadar, Avcılar "kurban" gibi görülür ve Tuğanlar suçlu olmaya mahkûmdur

Pınar Gültekin'in katili Cemal Metin Avcı, "haksız tahrik" indirimi alabilmek için durmaksızın savunma değiştirip, kendisi dışında bütün dünyayı vahşetin sorumlusu gösterip, mahkeme heyeti de tüm bunları sabırla dinlerken, başka dosyalar, başka insanlar bambaşka bir dünyayı yaşıyordu.

* * *

Onlardan biri Serhat Tuğan, 28 yıl cezaevinde yatmış olmasına rağmen dağ gibi, konuşurken karıncayı incitmekten ürken bir adam. 

Babası Abdulhafız Tuğan, Diyarbakır Cezaevi'nde işkencelerden geçmişti. Tuğan ailesinin kapısı, yıllardır sistemli olarak polis tarafından çalınırdı. 

Hem polis, hem yaşadıkları kentin halkı, ailenin PKK ile yakından uzaktan ilgisinin olmadığını bilirdi, herkes bilirdi. 

Ama yine de Hakkari'de yaşamak, hele ki babanız 12 Eylül dönemini cezaevinde geçirmişse, sürekli "potansiyel" olarak görünmek demektir.

Henüz 16'sında, Filistinlilere destek için için, üç arkadaşıyla bir kağıda, "İnsanlar zulme dur desinler" yazdı. Fotokopiyle çoğalttıkları kâğıdın ulaştığı adreslerden biri de emniyetti.

Kapı bu kez küçük Serhat için çalındı.

Anne oğlunun işkence görmeyeceğinden emin olmak için "İki tokat da vurursunuz değil mi şimdi?" diye sordu.

Polisler, inatla, kendilerinin yanlış tanındığını anlatıyordu.

Ama polis aracından inerken Serhat'ın ağzındaki iki dişi artık yoktu.

* * *

13 Kasım 1988 günü çalınan o kapı, Serhat Tuğan'ı dönülmez bir yola soktu.

Serhat Tuğan, götürüldüğü Diyarbakır'da iyice öğrendi "ıslah" politikasının ne olduğunu. 

10 ay sonra beraat edip de dışarıya çıktığında, artık eski Serhat olamayacağının farkındaydı.

Yatağını balkonun önüne sermeye başladı. Yeniden polis gelirse, balkondan atlayacaktı. Hakkâri soğuğunda bile o alışkanlığını değiştirmedi.

Kalabalık olmazsa sokağa çıkmıyordu.

Sürekli ensesinde gezinen sese yakalanmaktan korkuyordu.

"Neden burada duruyorsun ki dağa çık."

* * *

Serhat Tuğan, Yargıtay Başsavcılığı'nın kayıtlarına göre, "Örgüt tarafından dağa götürülmek üzere kaçırıldı", emniyet kayıtlarına göre dağa gönüllü çıktı.

Dağdaydı. Çocuktu henüz, bulaşık yıkadı, erzak taşıdı, toplanması istenenleri gidip getirdi.

İki yıl geçti. Hiçbir eyleme katılmamıştı, kaçmaktı niyeti. Emniyet kayıtlarına göre, yol kontrolü yapılan noktaya geldi ve "teslim oldu."

10 gün boyunca sorgulandı. 

Doktor, kolunda söndürülen sigaralar için yıllar sonra bile, "Çok eskiden yapılmış işkence izleri" diye rapor yazacaktı.

18'ine yeni girmişti.

Kriminal rapor, yanındaki silahın hiçbir eylemde kullanılmadığını gösteriyordu.

Örgütteki kod adı Şervan'dı.

Ve felaketinin bu isim olduğunu bilmiyordu. 

* * *

İddianame hazırlandığında herkes şaşkındı.

Hakkari'nin bir köyünde bir PKK'lının öldüğü eyleme katılmak, Çukurca'da iki korucunun yaşamını yitirdiği çatışmada bulunmak ve11 kişinin dağa kaçırılmasıydı savcıya göre eylemleri.

Henüz 16 yaşında dağa kaçırılan "Şervan" bu eylemlerde vardı, herkes tanıyordu iddianameye göre.

Tuğan, en ağır suçtan, TCK'nın örgüt kuranların cezalandırıldığı 125. maddesinden yargılanmalıydı.

Diyarbakır DGM bile bu kadarına inanmadı.

Tuğan'a, örgüt üyeliğinden 12 yılın yeteceğini kararlaştırdı.

Ama Yargıtay, kararı bozdu, Tuğan, müebbet hapisle cezalandırıldı.

* * *

Aflar çıktı, yasalar değişti, infaz hesapları yeniden ve yeniden değiştirildi.

Katiller, tecavüzcüler, 7 kişiyi telle boğanlar çıktı.

İnsanları domuz bağı yapıp betona gömenler, mafya liderleri, uyuşturucu baronları.

Serhat Tuğan, cezaevinde ortaokulu, liseyi, üniversiteyi bitirdi, sonra ikinci üniversiteye başladı.

Her aşamada yeniden ve yeniden başvurdu avukatları.

Yıllar geçti, 2008'de, Şervan'la ilgili dosyadaki bazı "görülmeyen" belgeler meydana çıktı.

Kayıtlar netti, o eylemlerdeki Şervan, Tuğan değildi.

O Şervan'ın ismi bile yazıyordu dosyada ama kimse o belgeleri Tuğan'la eşleştirmemişti.

Ve Tuğan, o Şervan'ın kendisi olduğu söylendiği için cezaevindeydi.

Sayfalarca yeniden yargılama dilekçeleri, ifadeler mahkemeye verildi.

Ancak mahkemenin "ret" yanıtı kısa ve netti.

Ailesi ve avukatları yılmadı, arşivlerden o eylemleri yapan gerçek Şervan'ın kim olduğunu ortaya çıkardı.

Serhat Tuğan'ın o Şervan olduğuna yönelik tanıklık yapan iki kişi vardı. Biri ölmüştü ama diğeri hayattaydı.

Mahkeme, bir kez olsun o tanığı dinlememişti.

Tanık bulundu, mahkemeye çıkması sağlandı.

Dosyası "kaybedilmiş" eski bir örgüt üyesiydi, pişmanlıktan yararlanmıştı. Serhat Tuğan'ı tanımadığını, hiç görmediğini söyledi. Şervan'ın kim olduğunu tarif etti. Önceki ifadelerinin emniyette alındığını, mahkemeye hiç çıkartılmadığını anlattı.

Sahte bir ifadeyle Tuğan, yıllarca cezaevinde yatmıştı.

* * *

En sonunda 2015'te Adalet Bakanlığı'na "kanun yararına bozma" başvurusu yapıldı.

Dosyaya bakanlık bile şaşırdı, kararın bozulması için Yargıtay'a kanun yararına başvuru yaptı. 

Yargıtay Başsavcılığı da aynı görüşteydi.

Yargıtay, yıllar sonra Tuğan'ın kararının yeniden gözden geçirilmesine karar verdi.

Ama Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi oralı bile olmadı, dosyayı yeniden kapattı.

2018'de avukatları, Yargıtay içtihatlarını da sıralayarak, tanıkların ifadesinin gözetilmediğini, tanığın mahkemeye bile çağrılmadığını belirtti ve yeniden Adalet Bakanlığı'na başvuru yaptı.

Bakanlık, son derece istisnai bir yol olmasına rağmen ikinci başvuruyu da yerinde buldu ve "Kararın düzeltilmesi için" Yargıtay'a taşıdı dosyayı.

Yeniden yargılama yapıldı ve bu kez Diyarbakır'dan infaz durdurma kararı çıktı. Tam 28 yıl sonra. 

* * *

Ancak üç yıl sürebildi özgürlüğü.

Onlarca kişiyi öldüren Hizbullahçılar aynı mahkemelerin kararıyla tahliye edilip kaçarken, Tuğan, yeniden yargılamanın sonucunu bekledi.

Ve yeniden müebbet hapse mahkûm edildi.

Yargıtay'ın, Adalet Bakanlığı'nın, AYM'nin, AİHM'nin karar ve içtihatlarına rağmen.

Yargıtay bozmazsa, yeniden cezaevine girecek.

Yıllarca yatacak.

* * *

Tuğan'ın bırakın aldığı cezayı, yattığı süre kadar ceza bile almayan Cemal Metin Avcı ve benzerlerinin korunmasının bir nedeni var.

"Kader kurbanı" adı verilen bu insanlar "yerli ve millidirler."

Tıpkı, devlet için kurşun atıp yediği söylenen ancak bulaşmadığı suç kalmayan isimler gibi.

Ve elbette Serhat Tuğan'ın bunca zulme maruz kalmasının da bir nedeni var.

Türkiye'nin asıl sorunu, mahkemelerden bağımsız, adalet sorunudur.

O adalet sağlanana kadar, Avcılar "kurban" gibi görülür ve Tuğanlar suçlu olmaya mahkûmdur. 

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997’den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı. 

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü. 

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş’la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.  

Yazarın Diğer Yazıları

Sökülmeyen apoletler: "Karıştır barıştır, Türkçe konuş çok konuş"

İç yönetmeliğe göre, şartla tahliyeden yararlanacak kişilerin 45 puan alması gerekiyor. Gözlem heyeti, örneğin organize ya da adli suç işlemiş bir hükümlüyü kurslara katılım, davranış değişikliği, faaliyetlere katılımdan puanlandırarak hemen tahliye edebiliyor. Siyasiler ise hayat o kadar kolay değil

KPSS, tarikatlar, örgütlü hırsızlık ve güç savaşları

Geçmişteki örneklere ve açılan davalara bakıldığında, hemen harekete geçilmesi, o tarikatın, cemaatin merkezlerine girilmesi gerekir ancak bu da yapılmıyor ve yapılmayacak. ÖSYM merkezi ve çalışanları ile sınırlı bir araştırma yürüyor

Hablemitoğlu cinayeti ve bir altın madeni: Bergama'da ne oldu?

Türkiye, Necip Hablemitoğlu ismini, Alman Vakıfları kitabı ile duydu. Dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, hemen devreye girerek, Bergama’daki altın madenine karşı direnen köylülerin tamamını da zan altında bırakan iddianameyi hazırladı. Ve Hablemitoğlu, Alman vakıflarının temsilcilerinin yargılandığı bu davanın ilk duruşması görülmeden sadece sekiz gün önce, 18 Aralık 2002'de öldürüldü