27 Nisan 2024

Adana'ya gidek mi kebabından yiyek mi?

Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre yaşadığım Adana hayatıma o tarihte girdi ve bir daha hiç çıkmadı... Kuşkusuz ki cennet vatanımızın birçok güzel köşesi var. Ama şunu söylemeliyim ki Adana farklıdır...

Bu soruya “he ya gardaş gel gidek” yanıtını veriyorsanız, iki olasılık var. Ya bu türküyü biliyorsunuz ya da ağzınızın tadını!

Böyle bir türkünün varlığından TikTok sayesinde haberdar olmuştum. Akışta karşıma ne zaman çıksa aklıma üniversiteyi bitirdiğim yıl geliyor.

Üniversiteyi Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudum. Bu mesleğe başladığımda da orada öğrenciydim. Yani ilk gençlik yıllarımın iki hayalini de gerçekleştirebilmiş, mutlu bir insandım! Hep hayal ettiğim okulda okuyor, rüyalarını gördüğüm mesleği yapıyordum.

Son sınıfa geldiğimde kafam biraz karıştı.

Okul çevremdeki herkes bir sınava girmek peşindeydi: Maliye müfettişliği, hesap uzmanlığı, DPT, Hazine, banka ve kurum müfettişlikleri, kaymakamlık, Dışişleri meslek memurluğu gibi kariyer mesleklerinin giriş sınavları.

Bir mesleğim zaten olduğuna göre niye sınava gireyim diye düşünüyordum ama bir yandan da kendimi sorguluyordum: Acaba hata mı yapıyorum?

Adana farklıdır

Sonunda rahmetli Prof. Dr. Ünsal Oskay’ın da ittirmesiyle o zamanki adıyla Adana İktisadi Ticari İlimler Akademisi’inde İktisat Kürsüsü Asistanlığı sınavına girdim, kazandım ve Yankı Dergisi’nden istifa edip Adana’ya taşındım.

Adana hayatıma o gün girdi, bir daha da çıkmadı.

Kuşkusuz ki cennet vatanımızın birçok güzel köşesi var. Ama şunu söylemeliyim ki Adana farklıdır. Farkı doğal güzelliklerinden, kentin mimari yapısından filan kaynaklanmaz. Öyle bakarsanız Adana’dan güzel daha neler var diye karşıma çıkarsınız, biliyorum.

Adana’yı farklı kılan “renkli” olmasıdır, insanıyla ve adetleriyle renkli bir kent.

Küfürleri bile kendilerine özgüdür, başka yerde duymazsınız.

Yan masada misafirlerini ağırlayan rakibinden daha az hesap ödememek için çabalayanların kentidir. Bileziklerini satıp borç vermeyi reddeden dostunu, işlerini yoluna koyduğunda “10 dene daha” bilezik alarak mahcup etmek için kendi kendine söz verenlerin kentidir.

Üniversite hocalığının bana göre bir iş olmadığını kavrayıp Ankara’ya mesleğime geri dönene kadar Adana’da yaşadığım altı ay süren kısa zaman içinde dünyanın en renkli insanlarıyla tanıştım. Demirspor’u da tutarım ama bugünkü yönetimini değil, onu da belirteyim.

Diyebilirim ki Adana’da çok gülmeden yattığım bir akşam hiç geçirmedim.

Onun için Adana adını ne zaman duysam gözümün önünden o anılar bir resmigeçit yapar, yüzüme dışarıdan bakanların anlam veremeyeceği bir tebessüm oturur.

Bir kez daha Adana yollarındayım, 12. Portakal Çiçeği Karnavalı’na katılıp “kebabından” yiyeyim diye!

Portakal Çiçeği Karnavalı halihazırda Türkiye’nin tek sokak festivali.

Bizimki gibi bir turizm ülkesinde niye bir tane daha yok?

Bu tür sokak festivallerinin en ünlülerinden biri olan ve her yıl on binlerce turisti bir haftalık süre için kente çeken Rio Karnavalı’nın bir “samba festivali” olarak ilk kez 1917’de düzenlendiğini biliyor muydunuz?

Ya da İspanya’da Valencia yakınlarındaki Bunol köyünün “domates festivalinin” 1945’ten beri düzenlendiğini?

Son festivale 15 bin kişi katılmış, 120 ton domatesi birbirlerine fırlatmışlar, fotoğraflarını sosyal medyada, gazetelerde filan görmüş olmalısınız.

Küçük bir grup genç eğlenmek için birbirlerine domates atmaya başladıklarında yaptıkları işin dünyanın en renkli sokak festivallerinden birine dönüşeceğini kuşkusuz ki düşünmemişlerdi.

Boncukla başladı

1827 yılında bir grup öğrenci, renkli kostümler giyerek New Orleans sokaklarında dans etmeye başlayarak bir dini bayram olan Mardi Gras’nın çehresini değiştirdi. Kadınlara boncuk verme ve geçit arabalarının süslenmesi geleneğinin bugün New Orleans için nasıl bir gelir yaratabileceğini de hesaba katmış olmaları mümkün değil. Ama aradan geçen yıllar bunu sağladı işte.

Adana’da Portakal Çiçeği Karnavalı düzenleme fikrinin babası ki kendisi de Adanalı, Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt.

Şöyle anlatıyor: “Benim için bir gençlik hayalimin gerçekleşmesi, bugün bu kadar büyümesi, herkes tarafından sahiplenilmesi tarif edilemez bir duygu. Gelecek 10 yıl değil, 100 yıl sonra da -belki hiçbirimiz olmayacağız ama- portakal çiçekleri açmaya devam edecek ve bu gelenek belki de binlerce yıl yaşayacak. Hatta bunu ilk kim akıl etti, onu bile anımsamayacaklar. Bazı değerlerimizi yeniden hatırladık. Biz birlikte barış, sevgi ve hoşgörü içinde yaşayan, aynı şarkıya birlikte tempo tutan insanlardık, biraz eski o günleri hatırlatıyor.”

Mardi Gras’a, Rio’ya, Tomatino’ya bakarsanız, bu sözlerin bir ham hayal olmadığını da görebilirsiniz.

Bu festivali de gelecekte Antalya Altın Portakal Festivali’ne yaptığımız gibi siyasi kavgalara, siyasi küçük hesaplara kurban etmezsek, niye olmasın?

4,5 milyar liralık karnaval ekonomisi

Portakal Çiçeği Karnavalı Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen, birbirlerini tanımayan insanların yan yana eğlenip Adana’nın güzelliklerinin tadını çıkardıkları bir ortam sunuyor.

Karnaval süresince 1 milyondan fazla insan Adana’da buluştu. Bu yıldan itibaren Türkiye Kültür Yolu Festivalleri programında da yer alacak.

Bu yıl Adana, şehir dışından otellerde ve evlerde konaklamak üzere yatılı gelecek olanlar ile çevre il ve ilçelerden günübirlik gelecek olanlarla toplam 150 bin kişi bekliyor.

Bu yıl yatılı karnaval gezgininin kişi başı ortalama harcamasının 8 bin TL civarında olacağı tahmin ediliyor. Konaklama, yeme-içme, eğlence, alışveriş ve benzer harcamaların dahil edildiği hesaplamalarda, yatılı gezginlerin Adana ekonomisine katkısı yaklaşık 1.2 milyar TL dolayında olacak.

Günübirlikçiler ve Adana içinden katılacak olanların yaratabileceği toplam ekonomik değerin 3 milyar lira olması bekleniyor.

Tüm bu rakamlara şehirlerarası hava ve kara ulaşımı, şehir içi özel ve toplu taşıma gibi diğer bazı harcamalar eklendiğinde, bu yıl yaklaşık 4,5 milyar liralık “Portakal Çiçeği Karnavalı ekonomisi” oluşacağı öngörülüyor.

Bu rakam her yıl kartopu gibi büyüyor ve Adana’nın bugüne kadar turizmden alamadığı payı almasına olanak sağlıyor.

Cannes Film Festivali ile Antalya Altın Portakal Film Festivali arasında sadece 16 yıl fark var.

İki festivalin dünyadaki etkisini karşılaştırmaya bile olanak yok. Antalya bugün Cannes kadar şöhretli değilse bunun tek nedeni aklımızı kullanmak ve ortak bir değeri büyütmeye çalışmak yerine birbirimizi yemeyi tercih etmemizdir.

Dilerim ki Adana, Antalya’nın geçirdiği serüvenden kendine dersler çıkarmış olsun.

Her şey atılan bir adımla başlıyor ve Adana o adımı bugün için iyi atmış görünüyor.

12 yılda bu noktaya gelebilmiş olması, 100 sene sonra nerede olabileceğinin işaretlerini de veriyor. 

_____________________________________________________________________________________________

Mehmet Y. Yılmaz'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Kendini geliştiren kızlar ve gözü dışarıda hödükler!

Muhafazakâr kesimin bugünlerde yeni bir derdi var. Anlaşılan o ki, kendini yetiştirmiş genç kadınların karşısına onları hak edecek genç erkekler çıkarmakta zorlanıyorlar. Bu tabloda kadınların erkekleri yetersiz bulmasının yanı sıra erkeklerin gözünün seküler kadınlarda olması da etkili...

Biraz durup nefes almaya ne dersiniz?

Hayatımın sporu olabilecek bir şeyi keşfettim. "Space-out" denilen bu spor için hiçbir şey yapmamam yetiyor, zaten bu spor esasen hiçbir şey yapmamakla ilgili. Yaratıcısının, uzun çalışma saatleri açısından bir cehennem olan Güney Kore'den çıkması ise tesadüf değil...

Güneşin altında yeni bir şey yok

Kutsal kitaplardaki anlatılarda da günümüz dünyasında da her şey aynı zeminde cereyan ediyor: Kadınları etkilemek isteyen erkekler ve beğendiği tek bir erkeği kendisine bağlamak isteyen kadınlar! Bir erkek hayatta ne yapıyorsa, hep bir kadını etkilemek için yapıyor...