04 Mayıs 2024

Aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardı

Kendimizi insan türünün en mükemmel örneklerinden biri gibi görmeye şartlandırıldığımız için, bu mükemmelliğe uyacak bir insan arayışı içine giriyoruz. Ama insan türü içinde öyle bir örnek bulabilmemiz mümkün değil...

Böyle haberleri görünce hiç kaçırmam, artık öğrenmiş olmalısınız.

Bir tür profesyonel deformasyon bu. "Eğlencelik haberse koy sepete" durumu yani.

Bu sefer haber İstanbul'dan uçak uçuşu 7 bin 491 kilometre 700 metre uzaktayken geldi ve beni buldu. Kuş uçuşu biraz daha kısa olmalı, çünkü kuşlar hava trafik kontrolörlerinin kısıtlamalarına, talimatlarına uymak zorunda değiller. Sınırları filan da bilmiyorlar, uçup gidiyorlar.

Haberin dikkatimi çekmesine neden olan şey genellikle olduğu gibi başlığıydı:

"Uzmanı yanıtlıyor: Bugünlerde aşkı bulmak neden daha zor?"

Ve ben de bir Türk olduğum için, milyonlarca benzerim gibi haberin sadece spotunu okudum:

Peki yanlış nerede?

"Aşkı bulmak neden zorlaştı? İşler nasıl bu hale geldi, nerede yanlış yapıyoruz, bu zamanda aşkı nasıl buluruz? Uzmanı yanıtladı. Bir sevgiliden beklediğimiz çok şey var, hepsini bir arada bulmak da bir hayli zor."

Burada kilit mesele "bu zamanda aşkı bulmanın zorlaşması" değil arkadaşlar.

Çünkü aşk, hava kirliliğinden, küresel ısınmadan, özellikle gelişmiş sanayi ülkelerinde yükselen sağ popülizmden etkilenmez.

Tarikatların, aşırı muhafazakâr derneklerin baskısıyla festivalleri, sokak eğlencelerini yasaklayıveren Türk valilerinin kararlarından etkilenen bir şey de değildir.

Bu tür dış etkenler tarafından üremesi engellenebilecek bir şey olmadığı için de "bu zamanda aşkı bulmak da zor birader" diye yakınmak, biraz sersemlik gibi geliyor bana.

Haberin spotunda aslında her şey açıklanmış, sorunun yanıtı bize adeta el sallıyor: "Bir sevgiliden beklediğimiz çok şey var, hepsini bir arada bulmak da hayli zor."

Mesele beklentilerinizin seviyesini biraz düşürmekte aslına bakarsanız.

Unutmayalım ki birey olmanın yüceltildiği bir çağda yaşıyoruz.

Beynimizin içi tek başına bir işler yapıp milyarlar kazananların öyküleriyle dolu.

Ve biraz da bu yüzden herkes kendisini dünyanın merkezi zannediyor.

Kendisini dünyanın merkezi zanneden iki kişinin, "mutlu bir can çekişmesi içinde" kendisinden vazgeçip birisine bağlanmasını beklemek de haliyle zor.

Kendimizi insan türünün en mükemmel örneklerinden biri gibi görmeye şartlandırıldığımız için, bu mükemmelliğe uyacak en azından sırıtmayacak bir insan arayışı içine giriyoruz.

Ve bunu size söylemek istemezdim ama ne siz zannettiğiniz kadar mükemmelsiniz ne de karşınızdaki insan sizin beklentilerinizi karşılayacak kadar mükemmel.

Çünkü insan türü içinde öyle bir örnek bulabilmemiz mümkün değil.

Onun için kadını, erkeği "doğru insanı" arıyor ama bir türlü bulamıyor.

Bâyezid-i Bistâmî, ömrü boyunca bir tek kez hacca gitmişti. Çok gezmenin, ortalıkta dolanmanın marifet olmadığını düşünen bir tasavvuf ehliydi.

Hicri 161 yılında (M.S. 777) doğup 77 yaşında ölen Bistâmî, "yolcunun", kendi benliğini yok ederek fena fillah mertebesine ulaşabileceğini düşünür.

1250 yıl sonra aynısı

Kendisi Allah'a hitaben O'na nasıl erebileceğini sorduğunda, "Nefsini bırak da öyle gel" cevabını aldığını, bunun üzerine gömleğinden çıkan yılan gibi nefsinden ve benliğinden sıyrılıp çıktığını anlatır.

Rahmetli Bistâmî, tasavvuf yolculuğunun sonunda âşık ile mâşukun "bir ve aynı" olduğu gerçeğine ulaşmış, her şeyin "birden ibaret olduğunu" görmüştü.

"Ey sen ki bensin!" diye bağırdığı da söylenir. (İslam Ansiklopedisi, "nida etti" diye yazmış ki bağırmak sözcüğünden daha zarif bir ifade olduğunu da belirteyim.)

Kendisi "aramakla bulunmaz ama bulanlar da sadece arayanlardır" vecizesiyle de hatırlanır.

"Terapistim Yanımda" isimli kitabın yazarı, deyim yerindeyse "portatif psikolog" Dr. Susanna McMahon büyük ihtimalle tasavvuf diye bir şeyden haberdar değildi.

Bistami'den neresinden baksanız 1250 yıl sonra, aşk ilişkisinin de böyle bir şey olduğu sonucuna varmış.

"Başkalarıyla ilişkilerimizde genellikle kendimizle olan ilişkimizi yansıtırız" diye yazıyor.

Bir türlü aşkı bulamadığını, etrafta doğru insan kalmadığını düşünenler için McMahon'un kitabından bir parça seçtim, birlikte okuyalım:

Neysek, odur!

"Güvensizsek, bizi sevmeyen insanlara âşık oluruz. Sevilmeyi hak ettiğimize inanmıyorsak, bizi seven insanlara yönelmeyiz. Hak ettiğimize inandığımız şeyler bizi çeker. Cezalandırılmayı hak ettiğimize inanıyorsak (bilinçaltı düzeyde olsa dahi), yıkıcı birisini buluruz. Kendimizle ilgili ne hissediyorsak, bu ilişkilerimize yansır. Kendimizle ilgili olumlu ve hoş duygularımız varsa, kendileriyle ve bizimle ilgili iyi duygular besleyen insanlarla ilişkilerimiz olur. Olumsuzsak, ilişkilerimiz olumsuzluğu yansıtır. Sonuçta gerçekten ektiğimizi biçeriz."

"Doğru insanı aramak beyhudedir. Sizin için sizin dışınızda tek bir doğru insan yoktur. İstatistiksel olarak uygun düşeceğiniz binlerce insan vardır. Onları bulmanın sırrı kendinizle uyumlu olmaktır. O zaman ve sadece o zaman karşınıza sağlıklı insanlar çıkar. O kişinin görünümü ve sizin için neler yapacağı konusunda beklentileri bırakın. Bunun yerine nasıl göründüğünüze ne olduğunuza ve kendiniz için ne yapacağınıza konsantre olun. Aramayı bırakın."

"Denge"nin önemi

"Kendinize bakmaya ve kendi ihtiyaçlarınızı karşılamaya alışkınsanız, bir ilişkiye girmek size zor gelmez."

"Çoğumuz bir ilişki esnasında öz saygı öğrenmenin gereğini anlarız. Tek başınayken öz saygı geliştirmek daha kolay olduğu halde, kendimize bakmayı öğrenmek için ilişkimizi bitirmemiz gerekmez. Ama kendimiz için neler yapacağımızı ve ilişkimiz için nelerden vazgeçeceğimizi yeniden değerlendirmemiz gerekir."

"İlişkiler haklar ve zorunluluklarla değil, denge ile ilgilidir. İlişkiler rahatlıkla değil, meydan okumalar ve uyarmalar ile ilgilidir. İlişkiler sabır ve durağan kalmakla değil, gelişmek ve büyümek ile ilgilidir. İlişkiler daha ziyade birbirinin değişimine izin vermek ve karşıdaki insanı hür bırakmaktır. En iyi ilişkiler tarafların birbirine istediği gibi olma hakkı tanıdığı ilişkilerdir. Kendimizi koşulsuz sevebiliriz ve eşimizi de koşulsuz sevmeyi deneyebiliriz. Bu hedefe asla varamayabiliriz, ama gayret sarf ederek öğrenebiliriz. Kayıtsız şartsız hayranlık istiyorsanız bir köpek yavrusu alın. Eşiniz size her zaman hayranlık göstermek zorunda değil. Sizin için tek bir 'doğru' eş yok, çevrenizde sağlıklı bir ilişkiye girebileceğiniz birçok iyi insan var. Ama önce kendiniz sağlıklı olmalısınız ki bir başkasıyla güzel bir ilişkiye hazır olun."

Buyurun, tanık sizin!


Mehmet Y. Yılmaz'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Kendini geliştiren kızlar ve gözü dışarıda hödükler!

Muhafazakâr kesimin bugünlerde yeni bir derdi var. Anlaşılan o ki, kendini yetiştirmiş genç kadınların karşısına onları hak edecek genç erkekler çıkarmakta zorlanıyorlar. Bu tabloda kadınların erkekleri yetersiz bulmasının yanı sıra erkeklerin gözünün seküler kadınlarda olması da etkili...

Biraz durup nefes almaya ne dersiniz?

Hayatımın sporu olabilecek bir şeyi keşfettim. "Space-out" denilen bu spor için hiçbir şey yapmamam yetiyor, zaten bu spor esasen hiçbir şey yapmamakla ilgili. Yaratıcısının, uzun çalışma saatleri açısından bir cehennem olan Güney Kore'den çıkması ise tesadüf değil...

Güneşin altında yeni bir şey yok

Kutsal kitaplardaki anlatılarda da günümüz dünyasında da her şey aynı zeminde cereyan ediyor: Kadınları etkilemek isteyen erkekler ve beğendiği tek bir erkeği kendisine bağlamak isteyen kadınlar! Bir erkek hayatta ne yapıyorsa, hep bir kadını etkilemek için yapıyor...