30 Mart 2024

O senin neyin olur derlerse

Kadınlarla erkekler arasında 'adı konulmamış' ilişki diye de bir şey varmış, daha çok Z kuşağında görülüyormuş. Benim kuşağımı hangi harfle tanımlıyorlar bilmiyorum ama bizim ilişkilerimizin her aşamasının bir adı da var sanı da!

Kadınlar ile erkekler arasında "adı konulmamış ilişki" diye bir şey olduğundan, ne yalan söyleyeyim haberim yoktu. Buna "situationship" de deniliyormuş; isterseniz bunu ezberleyin, birileriyle sohbet ederken İngilizcesini kullanmanız daha havalı olabilir. Yoksa "cool" mu deseydim?

Yazıya başlarken "kadınlar ile erkekler arasında" dedim ama siz bunu heteronormatif bir dünya görüşünün yansıması olarak görmeyin. LGBTQIA+ bireyler arasında da "adı konmamış ilişki" yaşanabilir. Cinsiyetçilik yapmayalım lütfen.

Olay şöyle oluyor: Birisiyle tanışıyorsunuz, hafiften kırıştırmaya da başlıyorsunuz ancak henüz bunun adı konmamış.

Yani Nazan Öncel’in o meşhur şarkısındaki gibi "o senin neyin olur derlerse", "gülüm olur, balım olur" filan gibi soyut yanıtlar verebilirsiniz ama "sevgilim, sevgilim" diyemezsiniz.

İlişkinin bu evresinde artık birbirinizi daha iyi tanıyorsunuz, birlikte zaman geçirirken de çok eğleniyorsunuz ama "sevgilim, aşkım" filan diyemiyorsunuz.

Çünkü ilişkinin bu evresini ciddi sözler vermek için henüz erken buluyorsunuz.

Nasil anlarsınız?

"Peki hocam, böyle bir durumda olduğumuzu nasıl anlayacağız" diye merak ediyorsanız, tam yerine geldiniz; Oksijen, okurlarına bu dev hizmeti sunmak için var.

Eğer birlikte zaman geçirdiğiniz kişi sizi henüz arkadaşları veya ailesiyle tanıştırmadıysa sevgili değilsiniz, henüz ilişkinizin adı konulmamış.

Tabii bunu nasıl yaptığı da önemli.

"Boşanma aşamasındayım, biz bir süre takılalım, boşanınca seni herkesle tanıştıracağım, söz" diyorsa ilişkinizin adı "buldum salağı, oyalıyorum" diye özetlenebilir.

Ancak birisine bağlanmak da o kadar kolay değildir. İnsanların bir ilişkiden beklentileri farklı olabilir, en iyisi bunları açıkça konuşmak ve eğer işinize gelmiyorsa oradan yavaşça uzamaktır.

Hayaller, hedefler ve değerlerde ortaklaşma olasılığı yüksek ilişkiler, sevgili ilişkisine evrilebilir.

Hayatınızı merak etmiyor, bununla ilgili sorular sormuyorsa, ilişkiyle ilgili ciddi bir konu açıldığında sizi geçiştiriyorsa, karşı taraf açısından size henüz bir isim konmamış demektir.

Ve elbette böyle adı konulmamış bir ilişki yaşamanın kimseye bir zararı da olmaz.

Yeter ki iki taraf da bundan hoşnut olsun, içten pazarlıklı olmasın.

Bu tür durumlar, okuduğuma göre, daha çok Z kuşağına mensup bireylerde ortaya çıkıyormuş ki hiç yadırgamadım.

Yaşı 60’a dayanmış bir insanın "adı konmamış ilişki" yaşamaya gayret etmesi, dışardan bakanlara çok üzüntü verici görünebilir çünkü.

Benim kuşağımı hangi harfle tanımlıyorlar bilmiyorum ama bizler "sorumluluk sahibi olmak için" büyütüldük.

Sokrates’in "sorgulanmayan hayat, yaşanmaya değmez" düsturu adeta kafalarımıza çakıldı. İlle her şeyi anlamlandırmamız, daha önceden tanımlanmış bir kategori içine yerleştirmemiz gerekiyor.

İlişkilerimizin her aşamasının bir adı var ve bunlar arasında "adı konulmamış ilişki" diye bir kavram yok.

"İlişki" denilince aklımıza gerçek bir ilişki geliyor, bunun adı da var, sanı da!

Tabii şunu da anlayabiliyorum: Birisine "seni seviyorum" demek, "sevgilim" diye hitap edebilmek bir sorumluluk duygusunu da beraberinde getiriyor.

Kuşakları aşıyor...

Bazı insanlar bu sorumluluk duygusundan kaçabilirler, kaçınmak isteyebilirler. Kuşak farkı gözetmeksizin, sorumluluktan kaçmak insanlara özgü bir durumdur.

Her zaman gerçeği söylemenin ahlaklı bir insan davranışı olduğunu dinleyerek büyütüldük.

Annelerimiz, babalarımız, öğretmenlerimiz bizlere verdikleri bu öğütleri kendileri özel hayatlarında tutuyorlar mıydı, bilmiyorum. En azından kendi ailem için bunu test etme olanağım olmadı.

Ama hep şunu da düşünürüm: Gerçeği söylemeden de yalan söylemek mümkün müdür?

Gerçeği saklamak, duymazdan gelmek, görmemeye çabalamak bu ahlaki çerçevenin içinde kendine bir yer edinebilir mi?

Bir şey söyleyebilmek güç.

Diyelim ki bir arkadaşınız, sizin de arkadaşınız olan eşini aldatıyor: Bunu eşine söylemeli misiniz?

"Hayır, söyleyemeyiz" diyenlerin çoğunlukta olduğuna iddiaya girerim. Hani bize sadece gerçeği söylememiz öğretilmişti?

Hayat ABD mahkemelerindeki tanık ifadeleri gibi geçmiyor işte: "Gerçeği, bütün gerçeği ve sadece gerçeği!" (Truth, the whole truth and nothing but the truth.)

"Seni seviyorum" açılımında da aynı sorun var.

Türkçede "seni seviyorum", sadece birbirine karşı "hisli duygular" besleyenlerin kullandıkları bir cümle. Amerikan filmlerindeki gibi herkesin herkese söyleyebileceği bir cümle değil.

Ama bunun kolayca söylenebiliyor olması, gereklerini yerine getirdiğimiz anlamına da gelmiyor.

Bazen içeriğinden kopuyor, karşındaki insanı "tavlamak" için kullanılan bir silaha dönüşüyor.

Hem o, hem o olmaz

Oysa bu sözler, söylenmeden önce bin defa düşünülmesi ve her şeyden önce yüreğinin derinliğinde hissederek söylenmesi gereken sözler.

Hem bunu söyleyip hem de sevdiğini söylediğin insanın canını acıtan davranışlar içinde olmamalısın mesela.

Eğer sözün gerektirdiği sorumlulukları üstlenmiyorsan da zırt pırt "seni seviyorum" demen birisini sevdiğine değil, ancak koca bir yalancı olduğuna işaret edebilir!

Roland Barthes, Bir Aşk Söyleminden Parçalar’da "ilk açılma geçtikten sonra ‘seni seviyorum’un hiçbir anlamı yoktur" diyor.

Bir kere ilk mesajı verip "Seni seviyorum" dedikten sonra devam etmelisiniz.

Sözlerinizle, davranışlarınızla içinizdeki duyguyu karşı tarafa sonsuz bir akış şeklinde tekrarlamalı, ilişkiyi derinleştirmelisiniz.

Erkeklerin çoğu için bir kere söylemenin yeterli olduğunu biliyoruz. "Seni sevdiğimi söylemiştim zaten" bir özür değildir, kadınlar bunu sıkça duymak isterler.

Bu boşa harcanmış bir zaman değildir, iki kelimeyi az söyleyerek enerji tasarrufu yaptığınızı düşünmüyorsanız tabii!

"Onu ne kadar sevdiğimi keşke daha çok söyleseydim" diye pişmanlık getirmemek için, bunu şimdi, vakit varken yapmalısınız.

Ama asla yapmamak gereken, bu sözlerin sorumluluğunu taşıyamayacak durumdayken "seni seviyorum" demektir.

Bu içinizde iyice olgunlaşmış olmalı ki söylediğiniz zaman onun gereklerini de yerine getirebilin.

Gustave Flaubert ne demişti, hatırlayalım:

"Olgunlaşmamış bir cümleyi alelacele söylemektense, it gibi gebereyim daha iyi!"

Z kuşağı, bu açıdan bakınca bizlere göre daha dürüst sanırım. 


Mehmet Y. Yılmaz'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı.

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Kendini geliştiren kızlar ve gözü dışarıda hödükler!

Muhafazakâr kesimin bugünlerde yeni bir derdi var. Anlaşılan o ki, kendini yetiştirmiş genç kadınların karşısına onları hak edecek genç erkekler çıkarmakta zorlanıyorlar. Bu tabloda kadınların erkekleri yetersiz bulmasının yanı sıra erkeklerin gözünün seküler kadınlarda olması da etkili...

Biraz durup nefes almaya ne dersiniz?

Hayatımın sporu olabilecek bir şeyi keşfettim. "Space-out" denilen bu spor için hiçbir şey yapmamam yetiyor, zaten bu spor esasen hiçbir şey yapmamakla ilgili. Yaratıcısının, uzun çalışma saatleri açısından bir cehennem olan Güney Kore'den çıkması ise tesadüf değil...

Güneşin altında yeni bir şey yok

Kutsal kitaplardaki anlatılarda da günümüz dünyasında da her şey aynı zeminde cereyan ediyor: Kadınları etkilemek isteyen erkekler ve beğendiği tek bir erkeği kendisine bağlamak isteyen kadınlar! Bir erkek hayatta ne yapıyorsa, hep bir kadını etkilemek için yapıyor...