31 Mart 2025
Tayyip Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na açtığı savaşta mermiyi kendine sıkmış olabilir mi? “Olabilir” diyorum. Bu eyleminin başlattığı tepkinin vardığı noktaları doğru hesaplayamadığını düşünüyorum. Herhalde meydanlarda toplanan olağanüstü kalabalıkları seyrederken çok mutlu olmuyordur. “Ne iyi! Demokrasiye bağlı bir halkımız var!” demiyordur.
Ama bu tepkiye büsbütün hazırlıksız olduğunu da sanmıyorum. Çünkü yaptığı şey kolay kolay yalayıp yutulacak bir şey değil. Diplomayı geçersiz ilan etmek, en duyarsız kişiyi bile yerinden zıplatacak bir davranış. Ama bununla da yetinmiyor. Ardından tutuklama... Bu saçma uygulamalara niçin başvurulduğu konusu ise alabildiğine saydam. Bunu yapmayı göze almışsan, son derece şiddetli bir tepki ile karşılaşacağını da hesaba katmış olmalısın. Ben de bunun için, bu gibi uygulamalara girişmiş kişinin iktidarını “seçimsiz” devam ettirmeye kararlı olduğunu düşünüyorum ve yazıyorum.
Gene de duruma itiraz edenlerin sayılarının buralara varacağını hesaplayamamış olabilir. Siyaset meydanlarında coşkulu bir muhalefet yaptığına sık sık rastlamadığımız toplumsal grupların (örneğin yaşlılar) tam da böyle yapacağını beklememiş olabilirler. Bana da asıl böylelerinin davranışları önemli görünüyor, umut veriyor. “Toplum, Tayyip Erdoğan’ı tanımaya başladı” diyorum.
Bu arada çıkan, sağda solda uçuşan haberler arasında, sakınılması gereken olumsuz gidişatlar konusunda hukuk yoksulu “yargı” sorununun skalada ikinci sıraya yükselmiş olması da bana çok önemli göründü. Çünkü bu “Bana kötülük ediyorlar” bilincinden, “Bize kötülük ediyorlar” bilincine geçişin erken ama garantili işareti olarak yorumlanabilir. Yani Alevileri, Kürtleri, Ermenileri, yani Erdoğan gibilerin gözünde “onlar” olan gruplarla oluşan bir “biz...” İmamoğlu’nun tutuklanmasını izleyen dönemde bu “biz” biçimlenmeye başladı sanıyorum. Umarım yanılmıyorumdur.
Bunları yapan iktidar, saltanatını uzatmak, “kaydı hayat şartıyla” haline getirmek için daha neler yapar, tahmin etmesi zor. Bir gelecek görünüşü çizebilmek için elimizde “tahmin”den daha güvenilir bir araç zaten yok. Ama şimdiye kadar yapılanlar “tahmin edilebilir” şeyler değildi. Bundan sonra yapabilecekleri de farklı olmayacaktır. Herhangi bir kurala uygun olmayacağını, her birinin hukuk dışı olacağını “tahmin” edebiliriz. Herhalde doğru çıkacağından emin olabileceğimiz tek “tahmin” de bu olacaktır.
Ancak, mahut “tutuklanma”yı izleyen birkaç günde olanlar, toplumda çoğunluğun bu tür politikaları benimsemediğini ve onaylamadığını ve bu duygularını dile getirmekte herhangi bir engellemeye rıza göstermeyeceğini bize haber verdi. Akla hayale gelmedik baskılar karşısında hukuka saygılı bir muhalefet yapmanın güçlükleri meydanda. Bu güçlüklerin yenilerini görmeye de hazır olmalıyız. Ama şimdiye kadar gördüğümüz muhalefet de bu baskıların sürekli olamayacağını gösterdi. Toplumun içinde Tayyip Erdoğan’ın vadettiği “Türkiye”yi benimsemeye istekli bir kesim var. Ama bu kesim toplumsal çoğunluk değil. Bu bakımdan içi rahat olabiliriz. Abraham Lincoln’u biraz eğip bükerek şunu söyleyebiliriz: Toplumun bir kesimi sonuna kadar o “Türkiye”den yana olabilir. Bunlar belirli bir süre çoğunluk olabilir; ama toplumun çoğunluğu, her zaman, Tayyip Erdoğan’ın vadettiği Türkiye’de yaşamaya razı olmayacaktır.
Murat Belge kimdir? 16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969'da İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980'de doçent oldu. Genç yaşlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964'ten itibaren Yeni Dergi, Papirüs gibi dergilerde çıkan eleştirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970'te Halkın Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1975'te Birikim dergisini kurdu. 1981'de YÖK'ün kuruluşunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu, 1984'te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya başladı. Denemelerini Tarihten Güncelliğe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980'lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991'de Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye şubesini kurdu. 1997'de profesör oldu; 1995'ten bu yana Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde akademik çalışmalarını sürdürüyor. Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli. Kitapları - Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997) - Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989) - Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997) - The Blue Cruise (Boyut, 1991) - Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992) - 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992) - İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007) - Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995) - Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997) - Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998) - Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001), - Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002) - Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003) - Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006) - Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007) - Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008) - Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009) - Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009) - Sadık Özben'in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010) - Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011) - Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013) - Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014) - Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014) - Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi) - Step ve Bozkır - Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür (2016) - Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018) - "Siz isterseniz…" – Popülizm Üzerine Yazılar (İletişim, 2018) - Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletişim, 2019) Çevirileri - Hegel Üstüne: W.T. Stace - Martin Chuzlewitt: Charles Dickens - Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Ayı: William Faulkner - Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce - Arabadakiler, Patrick White - 1844 Elyazmaları: Karl Marx - Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak: John Berger - Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman - Yazıcı Bartleby: Herman Melville - Kayıp Kız: David Herbert Lawrence - Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie - Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte) - Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali Paşa: William Plomer |
Bütün diktatörler, aslında “legalite”den yanadırlar. Çünkü o “legalite”yi meydana getiren yasaları kendileri yaparlar. Bu çerçevede Hitler olsun, Mussolini olsun, hepsi “legal”, yani “yasal”dır. Ve hiçbiri “meşru” değildir
İktidar, kendisiyle aynı fikirde olmayan kişilere hayat hakkı tanımama tavrını şiddetini artırarak sürdürüyor. Bu koşullarda kiminle kavga edeceğime karar verirken herhalde Halk TV aklıma gelemez
Türkiye, içinde birden fazla siyasi çizginin iktidar olmak için tarafların belirli kurallar içinde birbiriyle mücadele etiği bir toplum değil, bugünün AKP ideolojisini benimseyen birilerinin bunu benimsemeyenlerin topunu sınır dışı etmeye çalıştığı bir “muharebe meydanı”
© Tüm hakları saklıdır.