07 Mayıs 2022

Bazı gazeteciler ve '2022 Dünya Basın Özgürlüğü Raporu'

Ülke ekonomik, sosyal ve demokratik haklar açısından oldukça geri bir durumda

İBB Başkanı E. İmamoğlu’nun, Karadeniz gezisi sırasında, gezi otobüsünde bazı gazetecilerle birlikte verdiği bir fotoğraf sosyal medyada haklı olarak çok eleştirildi.

Uzun süre akıldan çıkmayacak bir fotoğraf

Çünkü İmamoğlu’nun bu fotoğrafta birlikte görüntülendiği bazı gazetecilere, özellikle de muhalefet tarafında, uzunca bir zamandır ciddi tepkiler söz konusu. Bu fotoğrafın Başkan’ın milyonlarca destekçisinin kafasını karıştırdığı, birçoğunu da hayal kırıklığına uğrattığı kesin.

Tesadüfe bakın ki, aynı günlerde ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’ tarafından yıllık olarak hazırlanan ‘2022 Dünya Basın Özgürlüğü Raporu’ yayınlandı.

Can sıkan bir rapor

Bu rapor (1) Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından ne kadar kötü durumda olduğunu ortaya koyuyor, söz konusu fotoğrafla birlikte değerlendirildiğinde ise en iyimser değerlendirmeyle, can sıkıyor.

Çünkü Muhalefetin en güçlü potansiyel Cumhurbaşkanı adaylarından birisi olan İmamoğlu’nun hemen solunda ve karşısında ülkedeki basının bu hale gelmesinde azımsanamayacak payları olan büyük iktidar medyasının bazı ünlü (!) gazetecileri de yer alıyor. Bu durum ilkesizliğin artık çürüme boyutlarına eriştiğinin de bir göstergesi maalesef.

Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından hazırlanan yukarıda sözü edilen raporda basın özgürlüğünün durumu ya da düzeyleri; “medya bağımsızlığı”, “şeffaflık” ve “genel olarak medya ortamı” gibi bir dizi gösterge aracılığıyla sergileniyor.

Bu yılki raporda, genel olarak “demokratik toplumlarda bile ötekileştirmenin ve bölünmelerin arttığı” vurgusu yapılırken, bazı ülkelerin notu raporda yer verilen endeksin en kötü kategorisine (basının çok ciddi baskı altında olduğu durum) düşürülmüş.

Bu ülkeler: Honduras, Belarus, Rusya, Myanmar, Bangladeş, Pakistan, Afganistan, Kuveyt ve Umman gibi daha ziyade despotik yönetimler altında yönetilen ülkeler.

Basın özgürlüğü haritası

Aşağıdaki haritadan da görülebileceği gibi (2), Kuzey Kore endeksin en alt sıralarında (en kötü durumda) yer alırken, onu Eritre ve İran takip ediyor. Kuzey Avrupa dünya çapında en yüksek basın özgürlüğü seviyelerine sahip bölge, örneğin Norveç ilk sırada yer alıyor. Onu ilk üçte Danimarka ve İsveç takip ederken, ilk beşi Estonya ve Finlandiya tamamlıyor.

Bu haritada kullanılan toplam beş rengin her biri farklı basın özgürlüğü durumunu ya da daha açık bir ifade ile “basının ne kadar özgür olduğunu ya da olmadığını” gösteriyor.

Örnek olarak, mavi renkli ülkeler ‘basın özgürlüğünün iyi durumda olduğu’, buna karşılık koyu kahverengi renkli ülkelerse ‘oldukça kötü durumda olduğu’ ülkeler olarak işaretlenmiş.

Türkiye ‘en kötü dördüncü aşamada’

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu açık kahverengi ile boyanmış ülkelerde ise basın özgürlüğü açısından “ciddi sorunların olduğu” tespiti var. Yani Türkiye toplam beş düzey arasında en kötü dördüncü düzeyde bulunuyor. Bu düzeyden bir sonrası artık son durak olan ve Rusya, İran, S. Arabistan, K. Kore gibi ülkelerdeki durum olan basın özgürlüğünün neredeyse hiç olmadığı “çok ciddi durum” olarak nitelendiriliyor.

Basın özgürlüğü listesi

Özetle, toplam 180 ülkenin yer aldığı listede Türkiye’nin bu yılki sırası 149. Yani Türkiye 100 puan üzerinden 41.25 puana sahip. Kısaca basın özgürlüğü karnemiz endişe verici bir düzeyde.

Uganda, Özbekistan, Fas, Cezayir, Birleşik Arap Emirlikleri, Zimbabwe, Somali, Libya, Kolombiya ve Sri Lanka gibi ülkeler basın özgürlüğü açısından Türkiye’den daha iyi durumdaki ülkeler.

‘Sosyal Gelişme Endeksi 2021’

Türkiye’nin demokrasi karnesini sadece basın özgürlüğüne indirgemek doğru olmaz. Bunu daha büyük bir resmin içinde görmekte fayda var.

‘Sosyal Gelişme Endeksi’ adı verilen bir endeks de bunu yapmaya çalışıyor. Küresel çapta olmak üzere her yıl hazırlanan bu endeksin en sonuncusu 2021 yılına ait. (3)

Endeksin düzenlenme amacının; 8 milyara yakın insanın ve 168 ülkenin sosyal olarak gelişme durumunu (üstelik on yıl geriye dönük olarak) ölçmek, insanlara ve politika yapıcılara ülkelerinin sosyal ve ekolojik konularıyla ilgili olarak güvenilir bilgiler sunmak, böylece sosyal gelişmeyi (eşitlikçi, içermeci ve refahı artıran bir topluma doğru) hızlandırmaya yarayabilecek eylemlerinde, politikalarında bu verileri kullanmalarını sağlamak olduğu ileri sürülüyor.

Aşağıdaki tablo bu amaçla hazırlanmış. Bu tabloda da üç farklı renk ülkenin ekonomik, demokratik ve sosyal haklarla ilgili durumunu gösteriyor: Mavi renk ‘iyi’, sarı renk ‘orta’ ve kırmızı renk ‘kötü’ durumun göstergeleri.

Türkiye üç ana göstergenin üçünde de (Temel İnsan İhtiyaçlarının Karşılanması, Toplumsal Olarak İyi Olma Durumu, İmkânlar ve Haklar) kırmızı nokta ile işaretlenmiş, yani kötü durumda. Toplamda 168 ülke arasında 87’nci, ilk gösterge açısından 70’nci, diğer ikisi açısından ise 80’inci ve 113’ncü sırada yer alabiliyor.

Yani ülke ekonomik, sosyal ve demokratik haklar açısından oldukça geri bir durumda. Göstergelerin özellikle de 2013 yılından bu yana kötüleştiğinin altını çizelim.

Son olarak, özellikle de ‘İmkânlar ve Haklar’ başlığı altında yer alan ‘Kişi Hakları’nda 150’nci sırada, ‘Politik Haklar’da 105’nci sırada, ‘İfade Özgürlüğü’nde 154’ncü sırada, ‘Adalete Erişim’de 145’nci sırada ve ‘Azınlıklara karşı ayrımcılık ve şiddet’ sıralamasında 166’ncı sırada olmamız, ülkenin demokrasiden ne denli uzaklaştığını açık ve net bir biçimde gösteriyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ankara'dan bir haber geldi, dediler ki para politikası öldü…

"İlkinde trajedi, ikincisinde komedi" biçiminde tarihte özlü bir söz vardır. Faiz indirimi kararı ile birlikte bu sözü bizim için şöyle değiştirmek gerekecek: "İlkinde komedi, sonrakilerde felaket olur"

TÜİK'in enflasyonu: "Batı cephesinde yeni bir şey yok!"

İçine girdiğimiz seçim sürecinde iktidara aday siyasal partilerin, özellikle de emekten ve halktan yana olanlarının, yüksek enflasyonu sadece ciddi bir makroekonomik istikrarsızlık olarak kabul etmemeleri gerekiyor

“Onun arabası var, güzel mi güzel…”

ÖTV indirimli otomobil edindirme sözünün etkisi ile öğrencilerin kredi borçlarının faizlerinin silinmesi yönündeki bizce doğru önerinin etkisi aynı olmaz. Bunları birbirine karıştırmak ciddi bir politik hata olur