30 Mart 2025

İzmir’in levanten köşkleri (6)

17. yüzyılın ilk yarısında Levant'a yapılan ihracat çoğunlukla başta yünlü İngiliz kumaşı, çuha, kalay, kurşun, barut, tuzlanmış balık ve kürktü. Buna karşılık İngilizlerin ithalatında pamuk, pamuk ipliği, ham ipek, kuru üzüm, pekmez ve Osmanlıdan ihracatı yasak olmasına rağmen tiftik ipliği başı çekmekteydi. Pamuklu dokumalar, İngiltere’de önce yüksek sınıflar arasında moda olmuş, ardından geniş bir kalabalığın rağbet etmeye başladığı bir ürün haline gelmişti

Intermezzo: İngiliz Levant Şirketi – 2. Bölüm

Önceki yazımda bıraktığım yerden devamla...

Osmanlı Padişahı III. Murad nezdinde Konstantiniyye’ye ilk yerleşik İngiliz Büyükelçisi olarak atanan William Harborne, “Susan” gemisiyle getirilen hediyeler ve maiyetiyle birlikte 4 Mayıs 1583 günü Sultan’ın huzuruna çıktığında sunduğu, Kraliçe I. Elizabeth’in gönderdiği "itimatname" niteliğindeki mektupta deniyordu ki:[1]

"En şanlı ve yenilmez Prens, Türkiye ülkesinin en kudretli hâkimi ve Doğu İmparatorluğunun Hükümdarı Sultan Murad Han'ın, bizimle bir ittifak, bir dostluğa girdiğini (ki biz bunu kendi namımıza ve üzerimize düştüğü kadar bütün gelecek zamanlar boyunca ciddiyetle ve ona herhangi bir halel getirmeksizin koruma sözü veririz) ve şanlı İmparatorluğunun her tarafında uyruklarımıza serbest dolaşım hakkı verdiğini bilerek… şunu bilesiniz ki kendi devlet adamlarımız içindeki şerefli kişilerden biri olan pek sevdiğimiz hizmetkârımız William Harebrowne hakkında, bize ve hizmetlerimize karşı gösterdiği seçkin kişilik, sadakat ve sahip olduğu akli yetenek ve deneyim üzerinde iyice düşünüp de yeterli bulmakla, işbu sunuş sözleriyle onu, yukarıda anılan ittifak ve dostluğu yeniden ifade etmesine, sorumlulukları üzerine almasına ve bunları yetkisinde bulundurmasına onay vererek ve Majestelerimizin kendisine tanıdığı yetkilerle ve İmparatorluğunuzun herhangi bir kıyı ya da eyaletinde ticaret ve alışveriş yapan bütün ve her bir uyruğumuzla ilişkide bulunduğu ve anılan imtiyazların hükümlerine sadık kaldığı müddetçe, uyruklarımızı yönetmek ve onlara emretmek üzere işbu emirle kendisini bizim gerçek ve kayıtsız şartsız sözcümüz, mümessilimiz, vekilimiz ve temsilcimiz olarak tayin ettik… Bizim Sözcü ve Temsilcimizin yetkileri çerçevesi içinde kendi kanunlarımızca uygun görülmeyen veya onlara zıt bir fiil işlemesi halinde, kendisine karşı bir Prens'in sözlerine uygun olarak yapılacak işlemin tarafımızca kabul, tasdik ve geçerli sayılacağını teminle söz veririz. İsamızın yılı 1582'nin Kasım ayının 20. günü ve Hükümdarlığımızın 24. yılında Windsor Şatomuzda ferman edilmiştir."[2]

Böylece aslında kendisi bir tacir ve 1581’de İngilizlerin kurmuş olduğu “Türkiye Şirketi”nin üyesi ve temsilcisi olan William Harborne resmen “Büyükelçi” sıfatını kazanabilmişti ama, işin ilginç yanı yukarıda bahsedilen gemi dolusu muhteşem hediyeler dahil, kendi maiyetindekilerin ve büyükelçiliğinin tüm masraflarını kendi cebinden karşılamak zorundaydı. Anlaşılan “Türkiye Taciri” sıfatı taşıyan şirket üyeleri öylesine ciddi paralar kazanmaktaydılar ki böyle masraflarla başa çıkmaları mümkündü. Daha da ötesi, gerek “Türkiye Şirketi” gerek 1583’te kurulacak olan “Venedik Şirketi” aynı zamanda döneminin en ileri teknolojik düzeyine ulaşmış toplarla techiz edilmiş ticaret gemilerine sahipti. Çünkü bu gemilerin hem çok güçlü İspanyol ve Portekiz donanmalarının gemileri hem de Akdeniz’de cirit atan korsan gemileri ile başedebilmeleri gerekliydi.

Harborne Büyükelçi olarak göreve başladığında İngilizlere ünlü “Ahitname” ile verilen hakların üç yıllık süresi dolmuştu bile. Harborne’un en büyük başarısı bunu beş yıl daha uzattırabilmesidir. Bu dönem içinde İngilizler ve Avrupa kökenli diyebileceğimiz diğer tacirler Sakız Adasındaki merkezlerini kademeli olarak başta İzmir olmak üzere Halep, Konstantiniyye ve İskenderiye’ye kaydırmaya başlamışlardı. Bu kentlerde kurulan ticaret merkezlerinin “factory” (fabrika)[3], bunlara sahip olan “Türkiye Şirketi” temsilcilerinin ise “factor” olarak anıldığını da daha önceki bir yazımda belirtmiştim.[4]

Görev süresini 1588’de tamamlayan William Harborne kendi memleketine dönerken yerine Edward Barton’u vekil olarak bırakmış. Edward Barton’un, Harborne’un İngiltere’ye yaptığı seyahatler sırasında bulduğu ve sekreteri olarak yanına aldığı çok yetenekli birisi olduğu anlaşılıyor. Konstantiniyye ve İzmir arasında mekik dokuyan, Harborne’un yardımcılığı yanında aynı zamanda “Türkiye Şirketi”nin İzmir temsilciliğini üstlenen, kısa zamanda mükemmel denecek düzeyde Türkçeye hâkim olan ve Osmanlı Sarayı dahil geniş çevre edinen Edward Barton on yıl süreyle Osmanlı Padişahı nezdinde İngiltere’yi temsil etti. “Türkiye Şirketi” ile “Venedik Şirketi”nin İngiliz Kraliçesi I. Elizabeth tarafından verilen imtiyazlarının süresinin dolması ardından bu iki şirketin birleşerek “Levant Şirketi” adıyla yeniden yaratılması ve imtiyazlarla yetkilendirilmesi onun zamanında ve onun katkılarıyla gerçekleşti. Zaman içinde Osmanlı Sultanı III. Murad ile olduğu kadar yerine geçen II. Mehmet ile de çok yakın ilişkiler geliştiren Barton Şubat 1598’de dizenteriden ölür. Önce Heybeliada’daki Hıristiyan Kilisesi mezarlığına gömülür; fakat sonradan mezarı İngiliz Haydarpaşa Mezarlığına taşınır.

Levant Şirketi arması

Levant Şirketi zaman içinde Akdeniz ile İngiltere arasındaki ticarette tam bir tekele dönüşecektir. Bunu ancak kendi gemilerinin sayısını artırarak, büyüterek ve daha güçlü toplarla donatarak yapabilmiştir. Çünkü yollarını kesmeye çalışan sadece Akdeniz korsanlarıyla değil, aynı zamanda ve özellikle 1885-1604 yılları arasında İngiltere ile İspanya arasında bitip tükenmeden süren çatışmalar nedeniyle İspanyol donanmasına ait gemilerle de baş etmesi gerekmekteydi. Nitekim 1586’dan 1600'a bir dizi zorlu deniz savaşında kargoyu ele geçirmeye niyetli İspanyol kadırgalarını püskürtmeyi başarabilmiştir. Daha da ötesi, Levant Şirketi bunun sonucunda gemilerinden bazılarını İngiliz Kraliyetine teslim edecek ve bunlar tarihte “İspanyol Armadası” seferi olarak adlandırılan İngiltere-İspanya savaşı sırasında kullanılarak değerlerini kanıtlayacaktır. Mevcut tarihi kayıtlarda Levant Şirketinin 1581-1640 yılları arasında, her biri 30-40 topla donanmış 140 gemiye sahip olduğu görülmektedir.

İngiliz Donanması emrine verilen Levant Şirketi gemisi Edward Bonaventura

Para, para, para...

İngilizler için ticaretin ve paranın her şeyin önüne geldiğine hiç kuşku yoktur. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, I. Elizabeth’den sonra İngiliz tahtına oturan ve 1603-1625 yılları arasında hüküm sürecek olan I. James (İskoçyalı Kraliçe Mary’nin oğludur) döneminde izlenmiştir. Aslında çok çelişkili bir durumdan bahsediyorum. Çünkü 1620’de Moldova’nın kontrolu konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle çıkan Osmanlı – Lehistan (Polonya) savaşında zor durumda kalan Katolik Lehistan’ın Avrupa devletlerinden yardım istemesi üzerine ilk harekete geçen Protestan İngiliz Kralı I. James olmuştu; bunun temelinde de hangi mezhepten olursa olsun tüm Hıristiyanlar gibi I.James’in de İslamı temsil ettiği için Osmanlılardan nefreti yatıyordu. Konstantiniyye’de bulunan İngiliz Büyükelçisi aracılığıyla Osmanlı Padişahı II. Osman (Genç Osman) nezdinde küstah denecek düzeyde, gerekirse Lehistan’a İngiliz ordularını göndereceği gibi gerçekleşmesine imkan olmayan iddialar taşıyan girişimlerde bulunacaktı. Hoş II. Osman bunları dikkate bile almayacaktı ama benim burada işaret etmek istediğim, böylesine girişimlere kalkışan I. James’in Levant Şirketinin ticaretine hiçbir şekilde müdahale etmemesi ve şirketin de böylesine siyasi gelişmeler yokmuş gibi işine devam etmesi. Tabii Kralın hazinesine Levant Şirketinin faaliyetleri sayesinde akan gelirleri dikkate aldığımızda konu biraz daha netlik kazanmakta mutlaka! Üstelik tam da Osmanlıların askeri güçlerini modernize edip yeni silahlarla donatmasıyla silah ticareti çok kârlı hale gelmişken! Daha da ötesi, 1609 – 1620 yılları arasında Osmanlılara yapılan kumaş ihracatının, toplam kumaş ihracatının %46'sından %80’ine çıkmışken! İngiliz tarihi roman yazarı Sean Lusk bu tutumu “modern jeopolitik ikiyüzlülüğün yansıması” olarak nitelendiriyor.[5] Hele hele son dönemlerde dehşet içinde izlediğimiz ulusal ve uluslararası gelişmeler ne kadar haklı bir teşhis olduğunu ortaya koymuyor mu?

Francis Levett adlı bir Levant Şirketi mensubu “Türkiye Taciri” betimlemesi

Ne alındı ne verildi

17. yüzyılın ilk yarısında Levant'a yapılan ihracat çoğunlukla başta yünlü İngiliz kumaşı, çuha, kalay, kurşun, barut, tuzlanmış balık ve kürktü. Buna karşılık İngilizlerin ithalatında pamuk, pamuk ipliği, ham ipek, kuru üzüm, pekmez ve Osmanlıdan ihracatı yasak olmasına rağmen tiftik ipliği başı çekmekteydi. Pamuklu dokumalar, İngiltere’de önce yüksek sınıflar arasında moda olmuş, ardından geniş bir kalabalığın rağbet etmeye başladığı bir ürün haline gelmiştir. Pamuk ve pamuk mamullerinin ticareti için önemli bir yer olan İzmir ise İngiliz gemilerinin sıklıkla pamuk yüklediği bir liman olmuştur. Tiftik ve tiftik ipliğine gelince, Osmanlılar bunları yasaklı meta olarak listelemekte ve üretildiği yer olan Ankara dışına çıkarılmasına izin vermemekteydi. Ancak 1638’ten itibaren bu yasağa uyulmadığı ve bu metanın İzmir’e taşındığı anlaşılmaktadır. Bu değişikliğe yol açan etkenin, Batıdan gelen talebin kumaştan tiftik ipliğine yani yarı mamul metaya dönüşmesi olduğu iddia edilmektedir. Söz konusu ürünlerin, 17. yüzyılda çeşitli tüccar toplulukları tarafından Ankara’dan İzmir’e taşınması ile iki şehrin ticari bağı kuvvetlenmiş ve İngilizlerin İzmir’de de bu metalara ulaşmaları mümkün kılınmış, daha ötesi İzmir’de bulunan İngilizler, ticari amaçlarla Ankara ve Beypazarı’na yolculuk yapar olmuşlardır. Resmen yasak olmasına rağmen Osmanlıların tüccarların Ankara’da satın aldıkları ürünleri İstanbul, Halep ve İzmir gibi şehirlere götürmelerine müdahale edilmemesine dair emirler de çıkarıldığı da çeşitli tarihi kayıtlarda görülmektedir.[6]

Hikâyemizin devamı bir sonraki bölümde...


[1] Üç yıl önce bu sütunlarda yazdığım yazıya bkz:

https://t24.com.tr/yazarlar/sefik-onat/istanbul-sefarethaneleri-vi-adim-adim-ingiliz-sefaret-sarayi-pera-evi-ne,35362

[2] Şefik Onat tarafından günümüz Türkçesine çevrilmiştir.

[3] “Fabrika” kelimesi Ortaçağ ve Yeniçağ dönemlerinde ticari depolama alanı anlamında kullanılmaktaydı. Kelimenin üretim tesisi anlamını kazanması çok daha yakın tarihte, sanayileşmenin gelişmesiyle olmuştur.

[4] https://t24.com.tr/yazarlar/sefik-onat/izmir-in-levanten-koskleri-3-villa-levante-oteli-charnaud-evi-clarke-evi,48614

[5] https://www.historiamag.com/strange-death-of-levant-company/

[6] Demir, Rabia; İzmir’de İlk İngilizler: Konsolosluk, Tüccarlar Ve Ticaret (1600-1669); Şehir Kültür Medeniyet, Çaka Bey'den Günümüze İzmir, Cilt II, ss. 1012-1020, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Yayınları, İzmir, 2022.

Şefik Onat kimdir?

Şefik Onat, TED Ankara Koleji ve Londra Hendon Grammar School'da lise eğitiminin ardından A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olmuştur. 1966 – 1982 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı mensubu diplomat olarak Bakanlıktaki görevlerinin dışında OECD İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (Paris), Jakarta ve Islamabad T.C. Büyükelçilikleri, Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliğinde (New York) görev yapmıştır. 

1982 – 1983 yıllarında Başbakanlık/Devlet Bakanlığı Özel Danışmanlığında bulunduktan sonra devlet memuriyetinden ayrılmıştır.

1984 – 1995 yılları arasında özel sektörde üç farklı şirkette üst düzey yöneticilik hizmetini takiben, 1996'da TOKI tarafından gerçekleştirilen B.M. HABITAT II Konferansının Konferans Hizmetleri Koordinatörü olarak Türkiye tarihinde yapılan en büyük ve en kapsamlı uluslararası organizasyonun sorumluluğunu üstlenmiştir.

Bu konferansın ardından, 1997- 2010 yılları arasında, kendi kurduğu "ASİTANE Etkinlikler" firması eliyle, kamu kuruluşları ya da yerli ve yabancı Birlikler/Dernekler/Şirketlerin çeşitli ulusal ve uluslararası kongre, konferans, tanıtım, özel etkinlik, gösteri organizasyonlarını gerçekleştirmiştir.

Öte yandan, Mimar Prof. Suha Özkan'la birlikte, 2006 yılında tüm dünya mimarlarının çalışmalarını internet ortamında tam eşitlik ilkeleri kapsamında yayınlayabildikleri ve yarıştıkları "World Architecture Community"i kurmuştur.

2010 başından itibaren kendini tamamen emekli ederek eşiyle birlikte Bodrum'a yerleşmiş ve bütünüyle, her zaman özel merakı olan tiyatro ve tarihi roman alanlarında yazmaya yönelmiştir.

Tiyatro yazarı olarak, geçmiş yıllarda TRT'de "Radyo Tiyatrosu" ve "Arkası Yarın" programlarında, özgün + çeviri + uygulama niteliğinde 53 eseri yayınlanmıştır. Günümüze kadar sahne için 6 müzikal/müzikli oyun, 2 sahne oyunu, 5 film senaryosu yazan Onat'ın ayrıca 3 oyun çevirisi vardır.

Yayımlanmış, editörlüğünü yaptığı 2 kitabın dışında, "Son Sultan Abdülhamid" ve "Casuslar İni İstanbul" başlıklı iki belgesel tarihi romanı ve diplomasi dönemi anılarını yansıtan "Diplomasi Dedikleri" başlıklı kitabı bulunmaktadır. ONK Telif Ajansına bağlı bulunan Onat, "T24 Haftalık", "Mesele121.org" ve "EK Eleştiri Kültür Dergisi" yazarları arasındadır.

1943 Ankara doğumlu, evli ve üç çocuk sahibidir. İngilizce ve Fransızca bilmektedir. İngiliz "British Council"ın lisanslı İngilizce hocasıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

İzmir’in levanten köşkleri (5)

15. yüzyıl başlarından itibaren Akdeniz üzerinde ve kıyılarındaki topraklarda en büyük güç Osmanlılar olarak belirirken, bu aynı zamanda en büyük alış-veriş imkânını da beraberinde getirmişti. Sonuç olarak hem pazar hem hammadde kaynağı olan toprakların tamamı, bu “güneşin doğduğu topraklar”, yani “Levant” bölgesiydi ve Osmanlıların eline geçmişti

İzmir’in levanten köşkleri (4)

Bornova’daki Anglikan mezarlığında 1895-1982 arasında yaşamış Edward Alfred Edwards’ın mezarı var ki, kendisi 1960’lı yıllarda İzmir’de İngiliz Konsolosu olarak görev yapmış. “Eddo” Edwards olarak tanınırmış. Ebeveynleri Erward Anthony Edwards ve Amy von Eishdorff imiş

İzmir’in levanten köşkleri (3): Villa Levante Oteli, Charnaud Evi, Clarke Evi

Hyde Clarke İngiltere’ye dönerken çocuklarından biri ya da daha fazlası İzmir’de mi kaldı, yoksa ileride bu tarihte tekrar İzmir’e bu aileden gelip yerleşen mi oldu, anlamak mümkün değil

"
"