18 Haziran 2022

Sadece "bizden olan gazeteciler" kalsın!..

Ne yaparlarsa yapsınlar, onların deyimiyle yirmi yıllık "parantez" kapanmaya doğru hızla yol alıyor

"Halk enflasyon altında eziliyor."

Böyle bir cümle yazmak ya da TV'de söylemek...

Yoook, bir süre sonra artık o kadar kolay olmayacak.

Yazdın ya da söyledin mi...

Sen gel bakalım...

"Bu söylediğin ya da yazdığın endişe, korku ve panik yaratacak türde...

Ayrıca, halkı yanıltıcı bir bilgi..."

Eee, ne olacak?..

"Bir yıldan üç yıla kadar hapis!.."

Ya da çok başka bir örnek, örnekten bol ne var?..

"Sel felaketine kapılan üç yurttaş can verdi."

Yine korku, yine endişe yaratıyorsun!..

Ucu öylesine açık ki, akla hayale gelmeyen örnekler olabilir.

"AKP iktidarının işine gelmeyen her konu, AKP'ye göre endişe, korku ve panik yaratacak türde değerlendirilebilir."

Gerçi, buna yargı karar verecek ama...

Evet yargı!..

Anayasa'ya aykırı

Meclis Adalet Komisyonundan AKP ve MHP oylarıyla geçen bir öneri var. Kamu oyunda "Dezenformasyon Yasası" olarak tanımlanan, Basın Yasası ile basınla ilgili diğer bazı yasalarda değişiklik öngören bir öneri. Yakında Meclis genel kuruluna gelmesi bekleniyor. 

Öyle bir öneri ki, İyi Parti Antalya milletvekili "Hasan Subaşı'nın" komisyonda dile getirdiği gibi:

"Bu teklifin her maddesinde basın neredeyse görevini yapamaz hale getirilmiş, her maddesine kontrol amacı sokulmuş, basın çalışamaz hale getirilmek istenmiştir."

Adalet Komisyonu tutanaklarını okuyorum, muhalefet milletvekillerinin ısrarla vurguladığı gibi:

"Öneri baştan sona Anayasaya aykırılıklarla dolu. 

Baştan sonra basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik."

Seçime doğru giderken, AKP hiçbir muhalif ses duymak, yazı okumak istemiyor.

Medyaya tamamen hakim olmak temel amaç. En küçük bir eleştirinin dahi işaretini görmek istemiyor.

Sadece, evet sadece...

"Meydan majestelerinin gazetecilerine kalsın istiyor."

Majesteleri ve ona bağlı kişi ve kurumların çizdiği pembe tablolarından başka yazı ve görüntüye yer olmasın isteniyor.

Elde kalan son birkaç gazete ve TV'nin de, çanına ot tıkanmak amaçlanıyor.

"Bu öneri bu haliyle yasalaşırsa, seçime giderken, herhangi bir muhalif siyasal partinin mitingini, liderinin söylemini yayınlamak bile suç olabilir."

"Endişe ve panik yaratmak" gibi, her kalıba sokulabilecek bir bakışla, o yayında imzası olan gazetecileri içeri atmak işten bile değil.

179 dava 219 gazeteci

Bu öneri seçimi kaybedeceğinin telaşını iyiden iyiye dışa vuruyor. Artık kendisi ve çevresi de biliyor ki, iktidarın sonu geliyor.

Son bir hamleyle basını iyice susturmanın yolunu deniyor. Oysa, basın üzerinde baskı zaten tavan yapmış durumda.

"Geçen yıl:

-219 gazeteci yargılanıyor.

-179 dava açılıyor.

-Yargılama sonucunda toplam mahkumiyet cezası 40 yıl 7 ay hapis. 

-27 gazeteci tehdit ediliyor.

-75 gazeteci saldırıya uğruyor.

-Muhalefet eden kanallara toplam 22 milyon lira ceza kesiliyor."

Bunlar öyle harcı alem veriler değil, Adalet Komisyonunda milletvekilleri tarafından dile getirilen veriler.

Bu açıdan Avrupa'da ilk sırada.

Basın kartı

Öneri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ile Basın İlan Kurumu'na yeni yetkiler vermeyi ihmal etmiyor. Örneğin basın kartları...

"İletişim Başkanlığı'na bu yönde yönetmelik çıkarma yetkisi tanınıyor."

Daha önce Danıştay Dava Daireleri tarafından bu yönde bir girişim iptal edilmesine rağmen, basın kartı vermek, basın kartı iptal etmek, İletişim Başkanlığının çıkaracağı yönetmelikle belirleniyor. O yönetmeliğin basın kuruluşlarında belli şartlar araması öngörülüyor.

Nasıl şartlar?..

Çok basit:

"Muhalif gazetecilere basın kartı yok!.."

Öneride yer alan "şart arama" maddesinin başka izahı yok. O şart özetle şöyle:

"Kimin gazeteci olacağına, kimin olamayacağına İletişim Başkanlığı karar verir hale geliyor."

Ayrıca, Basın İlan Kurumu zaten ilan kesme cezası uyguluyor, bu öneri yasalaşırsa, reklamı ve parayı dağıtan kurumun, basını iyice bağımlı hale getirmesi amaçlanıyor.

Yayınlanmakta olan basın kuruluşlarının tüm kayıtlarının Cumhuriyet Savcılıkları yerine, üç ay içinde Basın İlan Kurumu'na devri öngörülüyor. Orası da, RTÜK ve İletişim Başkanlığı'ndan farklı bir konumda değil.

"Gazeteleri, TV'leri ve gazetecileri kendine göre, dizayn etmek...

'Bizden olan ve olmayanlar' arasında kesin bir çizgi çekmek."

AYM'den döner

Demokrasinin 'd'si ile uzak yakın ilgisi olmayan bu öneri, bu haliyle yasalaşırsa ki, olabilir, Anayasa Mahkemesi'nden döner.

Ama, dönünceye kadar kim bilir, kimlerin canı yanar. 

"Böyle bir uygulama aslında bir itiraf.

Seçimi kaybedeceğinin ilanı."

İstediklerini yapsınlar, istedikleri yasakları getirsinler, demokrasinin son kırıntılarını da yok etsinler, sonuç ne olacak?..

Sanki insanlar günlük hayatı birebir yaşamıyor, sanki yoksullaşmamışlar, sanki geçim derdinde dibe vurmamışlar, sanki işsiz kalmamışlar, sanki en temel özgürlükleri ellerinden alınmamış, sanki adalete, hakka, hukuka erişmişler...

Ne yaparlarsa yapsınlar, onların deyimiyle yirmi yıllık "parantez" kapanmaya doğru hızla yol alıyor.

Yalçın Doğan kimdir?

Yalçın Doğan, 1965 yılında Alman Lisesi'ni, 1969'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi.

Gazeteciliğe 1973 yılında Cumhuriyet'te ekonomi muhabiri olarak başladı. 1981 yılında Cumhuriyet Ankara Temsilciliğine atandı.

1989'da köşe yazarı olarak geçtiği Milliyet'te önce Yayın Koordinatörü, 1999'da Genel Yayın Yönetmeni görevlerini üstlendi. 2003'te Hürriyet Gazetesi'nde sürdürdüğü köşe yazarlığı 2015 yılında sona erdi. O tarihten bu yana T24'te köşe yazarlığına devam ediyor.

Türk Dil Kurumu, Sedat Simavi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in çeşitli ödülleri yanında, 2014'te yılın en iyi köşe yazarı, Halk TV'nin 'Kırılmayan Kalemler' ödülünü kazanan gazeteciler arasında yer aldı.

Her biri özgün araştırma içeren IMF Kıskacında Türkiye, Dar Sokakta Siyaset, Fenerbahçe Cumhuriyeti, Savrulanlar kitapları ile anılarını derlediği Sussam Susulmaz Yazmasam Olmaz kitaplarını yazdı. Ayrıca, Komünist Enternasyonelde Faşizmin Tahlili başlığı ile yayımlanan Almanca'dan yaptığı bir çevirisi bulunmaktadır. Almanca ve İngilizce bilir.

Yazarın Diğer Yazıları

Çadır tiyatrosundan kooperatifçilik komedisine: Çiftçiye kazık

Tarım Kredi Kooperatiflerinin marketlerinde bazı gıda ürünlerinin fiyatları emirle düşürülüyor. O marketlere ürünler nereden geliyor?.. Çiftçilerden. Oradaki ürünlerin fiyatları emirle düşürülürse ne oluyor?..

Biz hepimiz aniden “mümtaz fertler” olduk!..

Seçim nedeniyle, bütün muhalifler dahil, çünkü “85 milyon” diyor, herkesi kastediyor, biz hepimiz aniden bu ülkenin ‘mümtaz fertleri’ arasına giriyoruz

Sen festivalleri yasakla, Z Kuşağı seni gönderiyor

"O tepki siyasi niteliğe bürünüyor, AKP'ye zaten uzak olan bu kuşak, haklı olarak AKP'den daha da uzaklaşıyor"