12 Haziran 2024

Asteriks’ten BRICS’e

BRICS üyesi ülkelerin yönetim standartlarının, kültürel birikiminin, siyasal tercihlerinin ne nitelik ne de nicelik bakımından ortak bir yanı bulunmamaktadır. BRICS’in AB gibi bir kurumsal yapıya ulaşması hedeflenmemektedir, hedeflense de bunun gerçekleşmesi olası değildir

BRICS ülkeleri bayrakları

İsa’dan önceki 50’li yıllar, Gal kralı ve Arverni kabilesi reisi Vercingetorix, Julius Sezar’ın Romalı askerleriyle savaşır. Bitmeyen bir savaştır bu. Bu savaşın öyküsü Fransa’da, Belçika’da bir yandan genç nesillere, ama özellikle çocuklara hitap eden Asterix, Hopdedix dizisinin konusudur. Tıpkı ülkemizde Muhteşem Süleyman ve diğer çeşitli tarih dizileri gibi. Onları resimleyen Belçikalı sanatçılar, bizde ise dizi prodüktörleri olmuştur.[1]

O zaman Roma İmparatorluğu Fransa’daki çeşitli krallıklarla savaşmıştır. İngiltere tarihinde tahtın peşinde olan ve hemen hemen tümü aynı aileden gelen “soylular” birbiriyle savaşmıştır.  Osmanlı hanedanına baktığımızda sultanların evlatlarını, kardeşlerini boğdurmaları benzer iktidar hırsının sonucudur.

Tüm Avrupa hanedanı incelendiğinde, neredeyse her bir aile reisinin bir başka ülkenin kralı olduğu görülür. İngiliz-Britanya tahtında oturan III. Charles anne tarafından “House of Hanover”den Alman, babası olan Edinburgh Dükü tarafından ise Danimarka ve Yunan kökenlidir. 

Çarlık Rusya’sına bakıldığında tarih 1574’te “Korkunç İvan’ın” Moskova Knezliğini kurmasıyla başlamıştır. Korkunç nitelemesi “Grozny” kelimesinden gelmektedir ve amaç İvan’ın korkunç olduğunu vurgulamak değildir. Batı Avrupa ülkeleri güç kazanmak için toprak elde etmeye, bunun için savaşmaya önem vermiştir, tıpkı çeşitli sultanlar döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun yaptığı gibi.

Bazı Avrupa ülkelerinin ortak köklerden geldiğine ve iktidar savaşlarının aile içinde olduğuna değindik. Fransa için bunu söylemek doğru değildir. Valois, Capetian, Carolingian ve Bourbon hanedanları Fransa’yı anlatmaktadır.

Çarlık Rusyasının güçlenmesi Büyük Petro ve Büyük Katerina döneminde Almanya, Avusturya İsveç, Hollanda gibi ülkelerden gelen gelinler üzerinden kurulan aile ilişkilerinden destek almıştır.  Büyük Katerina bunun önemli örnekleri arasındadır.

Bu konuda ayrıntılar İlber Ortaylı’nın uzmanlık alanına girer.

Gelelim çağımıza.  

Avrupa Birliğinin kuruluşu, Almanya ile Fransa arasında sınır oluşturan kömür-demir cevheri yataklarının paylaşılması kavgasına son vermek hedefinin sonucudur.

 Avrupa’da devletler arası ilişkilerin temelinde kültür, gelenek ve ortak kazanç hedefi yatmaktadır. Avrupa Birliği’nin oluşumuna baktığımızda bunu görürüz. Birliği oluşturan ülkeler aslında ortak tarihe, kültüre, sahip olmalarını ekonomik çıkar birliği ile taçlandırmışlardır. Fransa ile Almanya yıllarda sınır bölgesindeki kömür ve demir kaynakları için savaşmışlardır.  Avrupa Birliği ticaret yatırım ve işgücü hareketi ilişkilerini engelleyen, zorlaştıran ve kazanç kaybına yol açan, ulusal yasa, yönetmelik, gümrük gibi ticari ilişkileri ilişkilerini maliyetleri, uygulamaları ortadan kaldıran bir organizasyondur.

Tarihte hanedanların, İspanya, Portekiz, Hollanda gibi ülkelerde donanma gücüyle emperyal ilişkilerin meydana getirdiği oluşumları biliyoruz. Bugün farklı parametreler etkili olmaktadır.  Bunların başında siyasi ilişkiler ve şirketlerin teknolojik-rekabet gücüyle oluşturdukları ticari güç gelmektedir.

Avrupa kıtasında büyük ailelerin iktidar olma özelliğine değindik. Buna karşılık Türkiye Selçuk ve Osmanoğulları’nın devamıdır. Osmanlı imparatorluğu parlak genişleme sürecinde adlarını andığımız çeşitli Avrupa ailelerinin iktidar alanlarında hasmı olmuştur. Türkiye AB’ne aday olarak eski hasımlarının kulübüne ortak olmak istemektedir. Üyelik sürecinin hep sürüncemede kalmasının nedenlerini, Türkiye’nin nesnel Maastricht ve Lizbon kriterlerinin aradığı liyakat standartlarını karşılamakta yetersiz kalmasının yanında bu husumette de aramak yerindedir.

Siyasi ilişkiler aile ilişkilerinin yerini alırken, bazı aileler sahip oldukları finans kuruluşları üzerinden etkilerini sürdürmektedir. Bu bazı durumlarda zora düşen hükümetler, bazen proje ve şirket finansmanı üzerinden olmaktadır.

Bireysel siyasal gücün ne tür gelişmelere yol açtığının bir örneği Almanya eski Başbakanı G.Schroeder’in Rusya ile kurduğu ilişkilerdir. Bu ilişkilerin temelinde yatan yakınlığın ifadesi olarak G. Schroeder V. Putin’i “kusursuz bir demokrat” olarak nitelemiştir.  V. Putin KGB görevi sırasında Dresden’de çalıştığı dönemde Alman siyasal kültürünü içselleştirmiştir. Aynı şekilde Başbakan A. Merkel’in, yine Rusya ile, V. Putin üzerinden kurduğu ilişki, bu iki lideri aşarak tüm Alman ekonomisini etkiler boyuta gelmiştir. 

G. Schroeder 1998-2005 başbakanlık döneminde Alman ekonomisinin temel girdisi olan petrol ve gaz tedariğinde Rusya ile kalıcı ilişkiler kurmuştur. Bu ilişkiler kendisini başbakanlık görevinden sonra Gazprom, Rosneft gibi önemli şirketlerin yönetim kuruluna taşımıştır. Bu ilişkilerde ve daha sonra Çin’le ilişkilerde benimsenen ilke “Handel durch Wandel” yani ticaret yoluyla değişiklik olmuştur. Savaş sonucu sıfır olan, değer yaratmayan, taraflardan birinin mutlaka kaybettiği, ötekinin kazandığı bir oyundur. Ticaret de oyundur, ama sonunda değer yaratılmaktadır. Ticarette savaş, o değerin paylaşılmasında çıkar.

Bir başka örnek Çin’in Deng Xiaoping döneminde başlayan dışa açılışında yaşanmıştır. Bu süreçte Alman otomotiv endüstrisi, Volkswagen ve Mercedes Benz grubunun yatırımları önemlidir. Bu yatırımların hedefi Çin’deki uygun işçilik maliyetin koşullarından yararlanarak ihracat yapmaktan çok, Çin iç pazarına yönelik imalattır. VW Çin otomobil pazarında önemli paya sahiptir. Çin markalarının artan üretimi VW’ı tehdit eder duruma gelmiştir.

Avrupa devletleri arasında oluşan iş birliği örneklerinden ve devletlerden bağımsız olarak şirketlerin doğan fırsatları değerlendirmek üzere geliştirdikleri ilişkilerden söz ettik. Avrupa Birliği yanında çeşitli ülkeler arasında oluşturulan serbest ticaret bölgeleri kurulmuştur. Bunların pek azı istenilen sonucu vermiştir. Çünkü girişimin arkasındaki, üretici şirket değil, yabancı sermaye yatırımı bekleyen ulusal, bölgesel yönetimleridir. 

Bu serbest bölgelerin “ayrıcalığı” dolaylı vergilerden muaf olması yanında, çalışanların sendikal haklarının bulunmamasıdır. Yani örneğin Volkswagen bir yandan düşük işçilik maliyetlerinden yararlandığı Urumçi’de insan haklarına uyulmamasından yakınırken, bir başka Alman serbest veya Fransız şirket serbest bölgede sendikal hakların tanınmamasından şikâyet etmemektedir.

80’li yıllarda Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekmek için serbest bölge sınırları içinde sendikal hakların bulunmadığının kampanyası yapılıyordu. Oysa yatırımcıların kendi uygulamalarında bu bir avantaj değil eksi puandır.

Avrupa Birliği’ne paralel olarak Güneydoğu Asya’da (ASEAN), Güney Amerika’da (LAFTA) benzer girişimler olduğundan söz ettik. 2011’de bankacı Jim O’Neill, Brezilya, Rusya, Endonezya, Çin, Güney Afrika Cumhuriyeti’ni içine alan bir organizasyondan söz etmiş ve bunun adını BRICS koymuştur. Avrupa Birliği’nin arkasında yatan düşünceyi ve 60 yılda yol açtığı devasa yapıyı biliyoruz. Bu yapı geliştirdiği kurumsal ilişki biçimi ve yaptırımlarıyla üye ülkeler arasındaki ekonomik, ticari ilişkileri kolaylaştırmaktadır.

BRICS’in temelinde bu düşünceden eser yoktur. BRICS üyesi ülkelerin yönetim standartlarının, kültürel birikiminin, siyasal tercihlerinin ne nitelik ne de nicelik bakımından ortak bir yanı bulunmamaktadır. Jim O’Neill’in aklında yarattığı “kavramın” böyle bir hedefi de yoktur. Yani BRICS’in AB gibi bir kurumsal yapıya ulaşması hedeflenmemektedir, hedeflense de bunun gerçekleşmesi olası değildir. 

Bu tespitlerin Dışişleri Bakanlığı düzeyinde yapılmaması düşünülemez. Bu doğruysa konu neden günlerdir gündemimizi işgal etmektedir? T.C. Dışişleri Bakanı neden günlerini böyle bir kâğıttan kuruluş için harcamaktadır? Ekonomi ve insan hakları, hukuk ve adalet alanlarında bunca çözülmesi gereken sorun varken?

Her şeye rağmen dünya dönüyor, günler haftalar, aylar geçiyor ve bir bayram daha geliyor. Bu defa süper zamlı bir bayram.

Tüm okuyucularıma kendilerinin ve yakınlarının kurban edilmeyeceği bir bayram dilerim.


[1] Yuval Harari Sapiens adlı kitabını çocukların da okuması için resimli roman haline getirmiş, metni Fransız yazar, resimleri bu işte usta olan Belçika’lı ressam hazırlamıştır.

Ahmet Çelik Kurtoğlu kimdir?

Ahmet Çelik Kurtoğlu, 1942'de Ankara'da doğdu. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu.

Akademik kariyerini 1982 yılına kadar aynı kurumda sürdürdü, Cambridge Üniversitesi'nde lisansüstü derecesi aldı. 1972-74 yılları arasında Yale Üniversitesi'nde doktora sonrası çalışmaları yaparken teknolojik gelişme ve endojen büyüme teorisi üzerinde yoğunlaştı, 1997-2006 yılları arası Galatasaray Üniversitesi'nde ders verdi.

T.C. Dışişleri Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle 1978-82 yılları arasında B .M. UNCTAD "Teknoloji Transferi Davranış Kodu" müzakerelerinde T.C. delegesi olarak yer aldı.

1983-86 yıllarında arasında İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Kalkınma Merkezi'nde araştırma yöneticisi olarak görev yaptı. Türkiye ve beş Asya ülkesinde Müşavir Mühendislik sektörü üzerinde yaptığı çalışma OECD tarafından yayınlandı.

1987 yılında Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) kurucu direktörü olan Kurtoğlu, 1992 yılından itibaren Karadeniz Ekonomik İşbirliği İş Konseyleri Genel Sekreteri, daha sonra 2008 yılına kadar DEİK Yönetim Kurulu ve İcra kurulu üyesi olarak görev yaptı. DEİK pek çok Türk şirketin uluslararası işbirliği kurması sürecinde yardımcı oldu.

Prof. Dr. Kurtoğlu, yurtdışındaki faaliyetini 1994-2006 yılları arasında European Roundtable of Industrialists (ERT) adlı kurumda danışman olarak sürdürdü. ERT en büyük 50 Avrupa sanayi şirketi başkanları tarafından, AB Komisyonuna politika tavsiyesi yapmak üzere kurulmuştur. Politika tavsiyesi danışmanların oluşturduğu çalışma gruplarında geliştirilmektedir.

1999 yılında Kurdoğlu Danışmanlık A.Ş.'ni, 2003 yılında "İyişirket Danışmanlık A.Ş."yi kurdu ve strateji, şirket değerlemesi ve satış müzakeleri, iş geliştirme ve finansman, kurumsal yönetim (governance) konularında danışmanlık hizmeti verdi.

2001 yılında TMSF "9 Banka Yönetim Kurulu Üyesi" olarak, 2002-2007 yıllarında arasında Tekfenbank Yönetim Kurulu, 2012-2019 yılları arasında Tekfen Holding A.Ş. Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yaptı.

2007-2008 döneminde TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı oldu

A.Çelik Kurtoğlu teknoloji ve uluslararası ekonomik ilişkiler konularında yayın yapmıştır. Son çalışması olan "Değer Zincirinin Evrimi", Aralık 2022'de Efil Yayınevi tarafından yayınlanmıştır.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Akıl - aydınlanma - siyaset

Dileyelim 2024 "annus horribilis" olmasın

Vergi

Ünlü Amerikan gangsteri Al Capone karıştığı cinayet ve mafya patronluğundan değil, ABD Gelir İdaresi'ne hesap verememekten tutuklandı. Yani kapitalizmin kalesi ABD'de aslolan hesap sormak ve hesap vermek. Bu durumda yeni vergi paketi hazırlanırken şunu soralım: Geçen yıl ödediğim vergiyle ne yaptınız?

Kendimizi ayağımızdan vuruyor muyuz?

Dolaylı vergi orta gelir tuzağına yol açmaktadır. Ülkede maliye politikası, lüks üretime kısıtlama getirmek için böyle ürünlerin ithaline kısıtlama getirmektedir. Bunun en basit örneğiyle, en sıradan ithal otomobilin fiyatı, yurt dışındaki bedelin iki-üç katıdır. Sıradan otomobillere gelince bir birkaç katına çıkmaktadır. Akıllı telefonlara gelince bunların bedeli, yurt dışının en azı iki katıdır. Bu örnekleri elektrikli tüketim mallarına, mutfak makinelerine genişletmek mümkündür. Bu örnekler ülkede tüketim teknolojisinin geri kalmasına neden olmakta, tüm ülkeler ilerlerken Türkiye kendisini ayağından vurmaktadır