06 Şubat 2025
Fotoğraflar: Demet Parlar
Geçen Cumartesi akşamı Kadıköy’de 6 Şubat 2023 depreminde yakınlarını kaybeden insanlarla depremden sonra kurtarma ve yardıma giden ve şimdi de deprem bölgesini izlemeye depremzedeleri desteklemeye devam eden sivil toplum gönüllülerinden oluşan küçük bir grup açıklama yapıyordu. Pankartlardan birinde “Afetlerin Adı Farklı, Suçlular Aynı, Sorumlular Yargılansın!” yazıyordu. Göstericiler son yangın felâketine, Çorlu ve diğer tren kazalarına, afetlerin tümüne birden değiniyorlardı. Bütün bu afetlerde suçlular aynı derken ne kastediyorlardı? Elbette kolonları kesenleri, çürük binalara imar izni verenleri, demiryolu köprüsünü gereken sağlamlıkta yapmayanları; sinyalizasyon sistemi tamamlanmamış yollarda hızlı tren kullanımına izin verenleri, kazanç hırsıyla iş ve maden kazalarına sebep olanları; rüşvet ve yolsuzlukla halkı tehlikeye atanları; bunları denetlemeyenleri, hakkıyla yargılamayanları; bütün bunlara ışık tutan basın mensuplarını, yargı mensuplarını, avukatları baskı altına alanları; kurtarma çalışmalarını liyakatsiz kadrolara bırakanları; sahadaki yetkililere ve donanımlı gönüllülere zamanında müdahale izni vermeyenleri, donanımlı askeri birlikleri kurtarma çalışmalarına çağırmayanları; yangında bile en üstten emir bekleyenleri, en tepeden emir olmadan çalışamayan bu atıl sistemi kuranları; gecikmiş ve yanlış karar verenleri; depremden iki yıl sonra halâ barınma, sağlık, eğitim ihtiyaçlarının büyük ölçüde karşılanmamış olmasını, şehirlerin yıkıntı halinde olmasını; rezerv alan diye insanların mülklerinin ellerinden alınmasını, bunların hepsini kastediyorlardı. Doğal afetin tedbirli, donanımlı ve ahlâklı bir demokratik toplumda olabileceğinden kat kat fazla can kaybına mal olmasını sorguluyorlardı. Cumhuriyetimizin 100. yılındaki 6 Şubat depreminde ve son yıllarda başımıza gelen tüm afetlerdeki bütün kayıplar sorgulanıyordu. Afetzedelerin tepkileri doğal olarak merkezi yönetime ama aynı zamanda parti ayırımı yapmaksızın tüm belediyelere de yöneliyor..
* * *
6 Şubat günü Türkiye’nin birçok yerlerinde daha büyük anmalar da olacak. Özellikle depremle yıkılan şehirlerimizde halk halâ süren sorunlarını dile getirecek. İstanbul’da DİSK, KESK, TMMOB İstanbul teşkilatları ve İstanbul Tabip Odası saat 19:00’da Beşiktaş’ta bir basın açıklaması yapacak. Diğer büyük şehirlerde de herhalde sendikaların, meslek kuruluşlarının açıklamaları olacaktır. Ve elbette siyasî partiler de açıklamalar yapacaklar.
Herhalde bu anmalarda yas kadar talepler de gündeme gelecek. Yas geçmiş kayıplarla ilgilidir, bir ihtiyaç ve değerli bir haktır. Sorumluların, suçluların takibi ve yargılanması ise mağdurları ve yakınları açısından adalete güveni sağlar, belki biraz rahatlatır onları, ama kaybolan canları geri getirmez. Sorgulamak esas olarak geçmişe değil geleceğe dönük bir iştir: ne yaparsak ilerdeki doğal afet ve kazalarda artık bu kadar kayıp vermekten kurtuluruz? Sorumluların yargılanması doğru ve hakkaniyetli biçimde yapılırsa ilerde tedbirsizlik ve yolsuzluk karşısında caydırıcı olur. Sivil toplumdan gelen bu talep afetlerde kayıplardan koruma amaçlı geleceğe dönük bir projenin parçası olarak alınmalı. Toplumların ortak esenliğe dönük davranışları kolay benimsemediklerini biliyoruz. Kısa vadeli farklı çıkarlar, çıkar algıları, kendini koruma ve hayatını sürdürme kaygıları hepimizin iyiliği için olan anlaşmaları, kültür değişimini ve kurumsallaşmayı zorlaştırıyor. Son dönemlerde birçok ülkede tekrar görüldüğü gibi akıl yolundan ayrılan popülist, totaliter akımlar da kolayca öne çıkabiliyor. Ortak aklın yolunu bulması deneme yanılmalarla, hata ve acılarla oluyor; şeffaflık ve katılımı, bağımsız denetleme organlarının, kuvvetler ayrılığının işlemesini gerektiriyor. Bütün bunlar merkezî otorite tarafından değil, sivil toplumun talepleri ile gerçekleşebiliyor.
* * *
Deprem konusunda Türkiye’de 1999’dan 2023’e ve 6 Şubat 2023’ten bu güne toplumun tepkisi, mağdurların, ailelerin sesleri, sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları politik ve teknik projelere dönüşmekte. “Biz adam olmayız” karamsarlığına karşı uç veren talep ve projelere bakalım. 1999 depremleri sonrasında Açık, Apaçık, Radyo’nun Altın Saatler ve diğer programlarını, küresel ısınma ve çevre afetlerinin takibini, Medyascope’taki uzmanlık programlarını, meslek örgütlerinin zaman zaman yayınladıkları teknik raporları ve önerileri düşünelim. AKUT’un, Mahalle Afet Gönüllülerinin çalışmalarını, buralarda eğitim gören azımsanmayacak sayıda yurttaşın son depremdeki çabalarını, şirketlerin, büyük vakıfların depremden sonra kurtarmaya, barınmaya, eğitim ve sağlığa destek ve yatırımlarını; madencileri, itfaiyecileri, görevin ötesinde fedakârlıkla çalışan orman görevlilerini, sağlık çalışanlarını, öğretmenleri, hatta orada olmayan veya yanlış yönlendiren, engelleyen yöneticilere karşı iş yapan meslek erbabını, gönüllü yurttaşları sayabiliriz. Talepler ve deneyimler tepkilerle birlikte politik ve teknik alanda önerilere dönüşüyor.
* * *
Bilim Akademisi’nin 2023 yılında planlanan Cumhuriyet’in 100. Yılı etkinlikleri 6 Şubat depremi üzerine ertelendi, 2023 yılı sonunda yapıldı. Hemen düzenlenen bir dizi Deprem Panelinin ardından Akademi iki kitap yayınladı (yayına hazırlayanlar Defne Üçer Şaylan, Elif Canseza Kaplan, görsel tasarım Deniz Cem Önduygu).
İlk kitap, “Deprem Dirençli Kentler: Bir Yol Haritası” Vehbi Koç Vakfı desteğiyle yayımlandı. Bilim Akademisi kurucu üyesi Prof. Naci Görür’ün editörlüğünü yaptığı ve iki yazıyla sunduğu kitap halka, belediyelere, sivil toplum ve kamu kuruluşlarına pratik ve anlaşılır bir rehber sunuyor. Kitapta Bilim Akademisi üyeleri ve başka uzmanların katkılarıyla afetlere hazırlık ve afet önlenmesi hukuku; plânlama, mikrobelgeleme; deprem dirençli halk ve kurumlar; deprem dirençli yapı stoku ve altyapı, deprem dirençli bina yapımı, çevresel altyapı ve atık yönetiminde deprem dirençli olmak; deprem fonu ve deprem dirençli ekonomi ve son olarak TÜSİAD başkanı Orhan Turan’ın yazısıyla deprem dirençli iş dünyası konuları var. Kitabın lansmanı 10 Şubat Pazartesi günü Vehbi Koç Vakfı’nın düzenlediği 2025 Umut Kent Çalıştayında Prof. Naci Görür, Bilim Akademisi Başkanı Prof. Hakan Örer ve sarkac.org editörlerinden Dr. Defne Üçer Şaylan tarafından yapılacak ve ardından “Afet Sonrası İyileşme Süreci: Umut Kent Çalışmaları ve Değerlendirme Raporları Sonrası Öğrenimler” konulu bir panel sunulacak.
Deprem ikilisinin ikinci kitabı “Bilim Akademisi Deprem Tartışmaları: Çok Daha İyisini Yapabiliriz!” ABC Bank desteğiyle yayınlandı. Bu cilt Bilim Akademisi Yönetim Kurulu üyesi Prof. Aydın Alatan’ın önsözüyle açılıyor. Tanıtımından alıntıyla şu sorular soruluyor:
“1999’dan sonra çıkarılan yasalara, yönetmeliklere, düzenlemelere ve yazılan sayısız rapora rağmen 6 Şubat’ta neden bu kadar büyük bir yıkım yaşandı? Neden aradan geçen çeyrek asra yakın süreyi daha iyi değerlendiremedik? Son 10 yılda inşaat sektörüne yapılan milyarlarca dolarlık yatırım sonucunda nasıl oldu da 35 binin üzerinde bina yıkıldı ve çok daha fazlası kullanılamaz hale geldi? Bu süreçten nasıl bir ders çıkarabiliriz ve daha iyisini nasıl yapabiliriz?”
Konular ve sorular sıralanıyor: Deprem dönüşümü ve rant; yönetişim kavramı; sosyal psikoloji açısından nasıl afetlere dayanıklı bir toplum oluruz?; afetlere hazırlıkta sistem yaklaşımı; afetler ve halk sağlığı: çok daha iyisini yapabiliriz; ve transdisipliner araştırmalar toplumsal sorunlardaki kilitleri açabilir mi? Bu soruları değerli şehircilik uzmanı Korel Göymen, Bilim Akademisi üyeleri Ersin Kalaycıoğlu, Erinç Yeldan, Nebi Sümer, Burcu Balçık, Canan Atılgan ve sarkac.org editörü Defne Üçer Şaylan ele alıyorlar. Kitabın sonunda Bilim Akademisinin düzenlediği çok özgün bir çalıştay da anlatılıyor. Akademimizin bir önceki başkanı Prof. Canan Atılgan’ın önerdiği bu çalıştay depremlerle, afet yönetimi, tedbir ve kurtarma ile, bu konuda sosyal ve siyasal organizasyonla ilgili 15 araştırma projesi tanımladı. Kamu kurumları, iş dünyası, sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütlerinin katılımıyla çalıştayda geliştirilen bu proje önerileri bu konularda araştırmaları fonlayabilecek kurumlara, vakıflara sunuldu. Henüz bu projeleri gerçekleştirmek için çağrı açan olmadı ama ilerde olabilir.
* * *
Bütün bunlar gösteriyor ki Türkiye’de depremle ilgili çok büyük ve engellenebilir sorun ve kayıplara karşı ciddî bir çalışma ve arayış var. Toplumun bütün kesimleri, soldan sağa, sendika ve meslek kuruluşlarından iş dünyasına, vakıf ve derneklere, medya ve akademik dünyanın duyarlı kesimlerine kadar konuyla ilgili ses veriyor. Sorunların teknik ve toplumsal boyutlarıyla ilgili ciddi çalışma ve öneriler var. Depremlerle ve diğer afetlerle baş edebilmek için ciddi bir potansiyel var. Bireyler olarak halk da tabii ki duyarlı ve ses yükseltmeye çalışıyor. İleriye dönük umut ve güven duyabilmek için yeterli bir birikim ve talep var. Konu doğal olarak, ister istemez politik. Sadece siyasî partiler anlamında politika konusu değil, partileri de kapsayan ama çok daha kapsamlı biçimde, kamusal arenanın tartıştığı, çalıştığı, ve daha da açık şekilde ve şeffaf şekilde çalışmaya ihtiyaç gösterilen bir konu olarak politik. Afetlerle neden baş edilemediği, bu kadar çok acının neden yaşandığı, yolsuzluk ve liyakatsizlik bağlamında ekonomik ve teknik sorunlarla; demokrasi ve laiklik karşısında araç olarak kullanılan kadercilik ve din kullanımıyla yani ideolojik yönleriyle en genel anlamda politik. Nitekim son haftalarda kamuoyundaki, medyadaki tartışmalarda deprem konusu rejim konusuyla, demokrasi konusu ile birlikte ve iç içe ele alınıyor. Deprem sorununun da demokrasi sorununun da nasıl halledileceğine ilişkin projelere, sağduyulu tartışmalara ihtiyaç var. Aklı başında herkes bunu söylüyor, ve bu yönde adımlar, başlangıçlar filiz veriyor.
* * *
Halûk Şahin’in 4 Şubat günü T24’te çıkan yazısından alıntıyla bitireyim:
"‘Ne mümkün zulm ile bidad ile imha-i hürriyet // Çalış, idraki kaldır muktedirsen ademiyetten’
(Zulüm ile işkence ile hürriyeti ortadan kaldırmak ne mümkün; eğer kendinde bir güç görüyorsan insandan idraki kaldırmaya çalış). …
Bu son beyitteki “idrak” sözcüğü çok önemli. Hem Namık Kemal’in yazdığı dönemdeki egemenleri hem de günümüzün çok farklı iletişim dünyasına hükmedenleri ilgilendiriyor. “İdrak” derken Namık Kemal sanırım “akıl”, “sağduyu” gibi bilişsel yetileri kastediyor. Akıl, bu anlamda, “gerçeği kavrama yetisi” olarak kullanılıyor.”
Ali Alpar kimdir?Astrofizikçi. Sabancı Üniversitesi Emeritus öğretim üyesi. Bilim Akademisinin kurucu başkanı. 1968'de Robert Akademi'den, 1972'de ODTÜ Fizik bölümünden mezun oldu. 1977'de Cambridge Üniversitesi'nden fizik doktorasını aldı. Boğaziçi Üniversitesi, Columbia Üniversitesi, University of Illinois at Urbana-Champaign, TÜBİTAK Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü, ODTÜ ve Sabancı Üniversitesi'nde çalıştı. Araştırma alanları nötron yıldızları ve pulsarlardır. 1993-1997 arasında Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Konseyi, TÜBİTAK Bilim Kurulu ve TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları'nı başlatan yayın kurulu üyesiydi. ODTÜ (1994) ve Sabancı Üniversitesi'nde (2003) mezuniyet sınıfı öğrencilerinin seçtiği en iyi öğretim üyesi ödüllerini aldı. TÜBİTAK Teşvik Ödülü 1986, Sedat Simavi Ödülü 1988, TÜBİTAK-TWAS Bilim Ödülü 1992, ODTÜ Mustafa Parlar Vakfı Bilim Hizmet ve Onur Ödülü 2018 sahibi. Hükümetin KHK ile Türkiye Bilimler Akademisine (TÜBA) üye tayin etmesi üzerine TÜBA'nın 82 aslî üyesinden istifa eden 52 üye arasındaydı. 25 Kasım 2011'de Bilim Akademisi'nin 17 kurucu üyesi arasında yer aldı. 2011-2021 yılları arasında Bilim Akademisi'nin ilk başkanlığını yaptı. Türk Astronomi Derneği üyesi ve eski başkanı. Academia Europaea, American Philosophical Society, European Astronomical Society, International Astronomical Union üyesi. |
Zorunlu eğitim çağında olmasına karşın eğitim dışında kalan çocuk sayısının son üç yılın, gelir eşitsizliğinin ise son 18 yılın en yüksek seviyesine çıktığı; her 100 çocuktan 42’sinin yoksul olduğu Türkiye’de, ekonomik krizin eğitim üzerindeki etkisi giderek artıyor
Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliğinin olmadığı PISA raporunda çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor. Akademik ve sosyoekonpmik durumları farklı olan 15 yaşındaki öğrencilerimiz birbirinden çok farklı okullarda ve okul türlerinde eğitim görüyor. PISA anketlerinde bizim çocuklarımızın yüzde 31’i okuldan önce kahvaltı yapmadıklarını, yüzde 2si akşam yemeği yemediklerini, yüzde 10’u haftada bir gün akşam yemeği yiyemediklerini, söylemişler. ‘Son 30 günde kaç kere paranız olmadığı için yemek yiyemediniz?’ sorusunu yüzde 19,2’si en az bir gün, yüzde 1,9’u ise neredeyse her gün diye cevaplamışlar. 15 yaş grubundaki öğrencilerimiz ortalama ekonomik, sosyal ve kültürel durum endeksinde bütün OECD ülkeleri arasında en son sırada yer alıyorlar. Okuldan memnuniyet seviyesi en düşük olan ülke Türkiye
Demokrasiden uzaklaşma ve ahlâki çürüme sorgulamanın ve mantığın reddini gerektirir. Onun için totaliter rejimler yolsuzluğu ve ahlâksızlığı sıradanlaştırır, olağan kılarken, itirazları yasaklar, akıl ve mantığı devre dışı bırakırlar. – Ne yapılabilir?
© Tüm hakları saklıdır.