02 Nisan 2025

RTÜK neye yetkili; neye yetkisiz?

Haber değeri olanı haber yapmak suç mu? Fatih Altaylı’nın YouTube proramı için YouTube ve-veya Altaylı RTÜK’ten lisans almak zorunda mı?

RTÜK Başkanının bir yandan geçen hafta muhalefet tarafından İstanbul’da düzenlenen ve 2 milyon kişinin katıldığı büyük protestoyu yayınlamamaları için televizyon kanallarını yaptırım tehdidi ile önceden uyarması.

Diğer yandan Fatih Altaylı’nın YouTube’da yaptığı program için lisans alma zorunluluğu bulunduğunu söylemesi ciddi tepki doğurdu.

Bu bağlamda hukuken şunları tartışmak gerekiyor:

RTÜK Başkanının Üst Kurul adına önceden karar alma yetkisi var mı?

Henüz Üst Kurulun karar almadığı bir konuda ihsası reyde bulunabilir mi?

RTÜK adına Başkan karar alıyorsa diğer Üst Kurul üyeleri ne iş yapacak?

2 milyon kişinin katıldığı bir siyasi etkinliğin haber değeri yok mu?

Haber değeri olan böylesine büyük bir etkinliğin haber olarak verilmesi nedeniyle bunu yayınlayan kanallara RTÜK ceza verirse hukuka uygun olur mu?

YouTube, Instagram, FaceBook, TikTok gibi sosyal ağlar üzerinden yapılan paylaşımlar ve yayınlar için RTÜK’ten lisans almak gerekli mi?

RTÜK’ün işi düşünce bekçiliği mi?

RTÜK gibi bağımsız idari otoritelerin en önemli özelliği gerek siyasi iktidardan gerekse sektörel güç odaklarından bağımsız ve tarafsız bicimde düzenleme ve denetleme yapması.

Görevinin temel amacı ise vatandaşların ifade ve haber alma özgürlüklerini sağlamak.

Yani haber değeri olan olaylardan kitlelerin doğru bicimde haberdar edilmesini sağlamak ve yayınların kötüye kullanılmasını engellemek.

Hatta bu anlamda bizzat Anayasa ile güvenceye alınmış tek bağımsız üst kurul RTÜK.

Aynı nitelikteki üst kurullardan diğerleri (BDDK, EPDK, BTK, KİK, Rekabet Kurulu gibi) Anayasa’da düzenlenmemiş.

RTÜK Kanunu da çok açık bicimde RTÜK’ün idari acıdan özerk ve tarafsız olduğuna vurgu yapmış ve görevini yaparken bağımsız olduğunu belirtmiş.

Buradaki bağımsızlık hem siyasi iktidara karşı, hem de düzenlediği sektöre karşı.

Yani RTÜK’ün varlık nedeni bu bağımsızlık ve tarafsızlık.

Bu nedenle RTÜK üyeleri 6 yıllık görev süreleri bitmeden Hükümetçe görevden alınamıyor.

Hakimlere benzer yasal güvenceleri var.

Bu güvencenin karşılığı ise tarafsızlık ve bağımsızlık yükümlülüğü.

Yani eğer bir RTÜK üyesi veya başkanı (gerçi böyle bir şey dememiştir ama!) ‘Cumhurbaşkanının her sözünü emir telakki ederim’ derse yasal görev ve yükümlülüğünü açıkça ihlal etmiş olur.

Çünkü bu kurullar bilakis siyasi iktidardan emir almasınlar ve bağımsız olsunlar diye kurulmuş.

Tam da bunun için anayasal ve yasal güvence tanınmış.

RTÜK üyelerini TBMM seçiyor.

9 üye siyasi parti grupları tarafından belirleniyor.

Yani partilere kontenjan veriliyor.

Çoğunluk hep hükümette oluyor.

Halen 4 üye AKP, 2 üye CHP, 1’er üye MHP, İYİP ve DEM kontenjanından.

Yani çoğunluk Hükümet bloğunda.

Aslında bu da ciddi bir çelişki.

Hem siyasi kontenjan hem tarafsızlık nasıl bağdaşacak?

Başkan Kurulu dışlayabilir mi?

Kanuna göre RTÜK adına sektörel tüm kararlar Üst Kurulca alınıyor.

Başkanın RTÜK adına söz söyleme ve Kurul adına önceden karar alma yetkisi yok.

Hatta Başkan dahil tüm RTÜK üyeleri için önceden görüş beyan etmek ihsası rey anlamına gelir ve hukuka açıkça aykırı olur.

Bu durumda RTÜK Başkanının Üst Kuruldan resmi bir karar alınmadan önce siyasi bir gösteriyi yayınlamamaları için tv kanallarını uyarma yetkisi hukuken kesinlikle yok.

Aynı şekilde Fatih Altaylı’nın You Tube’da yaptığı program için lisans alma zorunluluğu öngörme yetkisi de yok.

Bu konuda tek başına karar vermede yetkisiz olduğu gibi. Kurul adına söz söyleme yetkisi de yok.

Kaldı ki sonradan Kurul önüne gelebilecek bu konularda önceden fikir beyan etmesi ihsası rey niteliğinde.

Bu nedenle bu konularda sonradan Kurulda alınacak kararlarda oy kullanamaz.

Kullanırsa fikrini önceden beyan ettiği için alınacak karar bu nedenle usul acısından hukuka aykırı olacaktır.

RTÜK üyeleri başka görev alamaz

Diğer yandan RTÜK üyeleri (Başkan dahil) Kanuna göre resmi veya özel nitelikli başka hiçbir görev yapamazlar.

Tek istisnası bilimsel amaçlı ders, konferans, jüri ve komisyon üyelikleri.

Örneğin kamu veya özel şirket yönetim kurulu üyeliği yapmalarına kanun açıkça engel.

Banka yönetim kurulu üyeliği gibi görevler zaten olacak gibi değil ve şok edici.

Bu tür görevler kanuna açıkça aykırı olduğu için eninde sonunda bu ek görevler için alınan ödenekler iade etmek zorunda kalınır.

Tabii burası bir muz cumhuriyeti değilse!

Bu konuda RTÜK kanunu diğer ilgili kanunlara göre “özel kanun” konumunda.

Çünkü bu ek görev yasağı RTÜK Kanununun öngördüğü özel tarafsızlık yükümlülüğünün bir gereği.

Haber değeri olanı haber yapmak suç mu?

Peki geçen haftaki 2 milyon kişinin katıldığı söylenen İstanbul mitingini veren tv kanallarına RTÜK ceza verebilir mi?

Kanuna göre radyo ve tv yayınları adalet ve tarafsızlık ilkelerine uygun olmak, gerçeklik ve doğruluğu esas almak ve ‘toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak’ zorunda.

Siyasi konularda ise ‘siyasi partiler ile ilgili tek yanlı ve taraf tutan nitelikte yayın yapılamaz’ (m.8-k).

Bunun dışında radyo ve tv kanalları kanuna göre “haber niteliği” taşıyan her yayını yapabilir.

Yani bir kanalın, muhalefetin 2 milyon kişiyi topladığı bir mitingini aynen veya haber şeklinde vermesi kanuna aykırı olmaz.

Bilakis bu kadar büyük haber değeri olan bir mitingi hiç vermeyen kanal aslında Kanuna aykırı davranmış olur.

Çünkü muhalefet de toplasa iktidar da toplasa 1-2 milyon hatta yüzbinlerce kişinin katıldığı bir protesto eyleminin dünyanın her yerinde mutlak haber değeri vardır.

Nitekim Ülkemizdeki bu miting tüm dünyada haber olarak ilk sıralarda verilmiştir.

Bu konuda Anayasa’ya göre de (m.26) düşünce ve kanaati yayma özgürlüğünü tek başına veya toplu olarak herkes kullanabilir ve bu konuda ancak kanunla getirilebilecek sınırlamalar yayımı engelleme boyutuna varamaz.

Zaten RTÜK kanunu da aslında Kanunun amacının ‘ifade ve haber alma özgürlüğünü sağlamak’ olduğunu açıkça vurguluyor (m.1).

Fatih Altaylı’nın YouTube proramı için YouTube ve-veya Altaylı RTÜK’ten lisans almak zorunda mı?

Yaptığım kısa araştırmada şimdilik vardığım sonuç şu;

RTÜK Kanununa göre yayın lisansı almak ancak kablo, karasal, uydu “ve benzeri” ortamda sunulan yayınlar için ve “medya hizmet sağlayıcı” konumunda olan yayıncılar için zorunlu.

Buradaki “ve benzeri” ortamın ne olduğu kanunda belirtilmemiş.

Sanırım bilerek muğlak ve belirsiz bırakılmış.

Ancak Kanunun atıf yaptığı ve referans aldığı Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Sınır Ötesi Yayın Sözleşmesine göre ise “yayın” tanımı “karasal vericiler, kablo ve uydudan şifreli ve şifresiz yayın” olarak belirlenmiş ve internet yayınları bu kapsama alınmamış.

Kaldı ki bu uluslararası sözleşme devletlere halkın ifade ve haber alma özgürlüğünü sağlama ve yayın özgürlüğünü güvenceye alma görevi veriyor (m.4). Bunları ihlal etme ve kısıtlama görevi vermiyor.

Aynı şekilde Ülkemizde internet üzerinden yayınları düzenleyen ayrı bir kanun var (5651 sayılı Kanun).

Bu kanun ise internet yayınını ayrı bir yayın türü olarak düzenliyor.

RTÜK Kanunu da zaten bu kanunun “saklı” olduğunu, yani RTÜK Kanunu kapsamında olmadığını kabul ediyor (m.44-7).

5651 sayılı bu kanun ise YouTube, Facebook, Instagram, TikTok gibi internet mecralarını “içerik sağlayıcı” olarak ayrı bir kategoriye tabi tutuyor (Sosyal Ağ Sağlayıcı).

Bunlar için ise kanun lisans koşulu getirmiyor.

Yani bu kadar sınırlamaya tabi tutmak istememiş.

Sadece bunlardan günlük 1 milyon üstü erişim sayısına ulaşanlar için Türkiye’de bir temsilci bulundurma koşulu öngörmüş.

Bu durumda eğer RTÜK Kanunu internet yayınlarını RTÜK’ten yayın lisansına tabi tutmak isteseydi bunu açıkça belirtmesi gerekirdi.

Zira ifade özgürlüğü ve haber alma hakkı gibi bir temel hak ve özgürlüğü sınırlayan lisans zorunluluğu ancak kanunda açıkça belirtilerek öngörülebilir.

Dolaylı ve muğlak yorumlarla sınırlanamaz.

Diğer yandan bu konudaki özel kanun zaten YouTube gibi mecralardan internet yayınları için lisans koşulu öngörmemiş ve daha hafif bir yükümlülük (temsilci bulundurma) öngörmekle yetinmiş.

Diğer yandan Fatih Altaylı veya başkası, yani bu mecraların milyonlarca kullanıcısının her biri için yayın lisansı talep etmek de zaten son derece absürt olur.

Bunu yapmaya çalışan teknoloji ile savaşmış olur ve yeldeğirmenlerine savaş açan Don Kişot’tan bile daha komik duruma düşer.

Bu durumda RTÜK de başka bir kurum da kanunun öngörmediği bir yükümlülüğü kendi kafasına göre koyamaz ve “ben yaptım oldu” diyemez.

Tabii eğer bu Ülke halen bir hukuk devleti ise ve Anayasa ve kanunları halen geçerli ise…

*Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi.

 

 

 

Ali D. Ulusoy kimdir?

Halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ali D. Ulusoy, 1968 yılı Mersin Mut doğumludur.

Öğretim üyeliği yanında EPDK Hukuk Dairesi Başkanlığı, BDDK Hukuk Danışmanlığı, Başbakanlık Bilgi Edinme Kurulu Üyeliği, TOBB-ETÜ Hukuk Fakültesi kurucu dekanlığı ve İzmir Yaşar Üniversitesi rektör yardımcılığı gibi idari görevlerde bulunmuştur.

ABD Los Angeles California Üniversitesinde (UCLA) iki yıl (2006-2007; 2017-2018) misafir öğretim üyesi olarak kalmıştır. 2011-2014 arası üç yıl Danıştay Üyeliği yapmış ve kendi isteğiyle ayrılıp üniversiteye dönmüştür.

Uzmanlık alanları: İdare hukuku, İdari yargı, Ekonomik kamu hukuku, İdari yaptırımlar, İnsan hakları, Devlet-din ilişkileri.

Lisans: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Yüksek Lisans: Fransa Bordeaux Üniversitesi. Doktora: Fransa Bordeaux Üniversitesi. Doçentlik:2002, Profesörlük: 2008.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Halkın iradesine saygıda sağ ve sol rolleri mi değişti?

Halka rağmen ve seçilmişleri dışlayarak, salt “bürokratik oligarşi” ile ülkeyi yönetemezsiniz. Eninde sonunda o sandık kurulacak. Demokrasiye ve hukuk devletine karşı suç işleyen herkes, adil ve objektif bir mekanizma kurularak, hukuk önünde “hesap verecek”

Savcılık idareye işlem yapma talimatı verebilir mi?

YÖK’ün 1990 yılındaki yatay geçiş ve yurt dışı üniversiteleri “tanıma” mevzuatı ise zaten son derece yetersiz ve eksik olduğundan, yapılan yatay geçişin açıkça o dönemdeki mevzuata aykırı olduğunu söylemek kesinlikle mümkün değil. Yani böyle bir geri almanın gerek Danıştay’ın, gerek AYM’nin gerekse AİHM’in yerleşik içtihadına açıkça aykırı olacağı çok açık ve net

Geciken ödemelerde yasal faiz ile enflasyon farkı istenebilir mi?

Devletin yasal faizi enflasyon oranı altında belirlememe yükümlülüğü hem mülkiyet hakkının hem de adil yargılanma hakkının bir gereği. O halde devlet bu durumda, “dava açarken niçin benim yasal faizime güvendin?” diyememeli!

"
"