Yıl 2017…
Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Ankara’dan İstanbul’a Adalet Yürüyüşü başlatmıştı.
‘Hak, hukuk, adalet’ sloganıyla yola çıkan yüz binlerce insan, sonuçsuz olarak evlerine döndüklerinde aynı sloganı 8 yıl sonra Saraçhane’de, meydanlarda, üniversite kampüslerinde, caddelerde atacaklarını biliyorlar mıydı bilinmez ama hak, hukuk talebinin ateşinin daha yükseldiği açık. Kimi savcılıkların yazdığı iddianameler, belirli mahkemelerden, sulh ceza hakimliklerinden çıkan kararlar, Türkiye’de sistemin meşruiyeti ve rıza üretiminin altını ciddi ciddi oymaya devam ediyor. Bu ateşi körükleyen uygulamalardan biri de ‘gizli tanıklar’…
Gizli tanık uygulamasının ‘adil yargılama hakkı’nın nasıl gölgelediğine ilişkin kritik davaları hatırlayalım… Ergenekon davası, Kobani davası ve son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile yakın çalışma ekibi hakkındaki yolsuzluk soruşturması…
İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan, ki kendisi de geçtiğimiz günlerde gözaltına alınıp adli kontrolle serbest bırakıldı, söz konusu soruşturmada gizli tanıklardan birinin 100’den fazla sabıkasının olduğunu kayda geçirdi. Hukukçulara göre bir tanığın sabıka kaydının olması iddialarının güvenirliliğine gölge düşüren bir durum. ‘Gizli tanık’ uygulamasının geçmişte nasıl sonuçlar ürettiğine ilişkin bir hafıza tazeleme gereği duyan iki hukukçu İstanbul Barosu’nda bir basın toplantısı düzenledi. Eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in avukatı Turgut Kazan ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer müvekkillerinin yargılanma sürecinde ‘gizli tanık’ pratiklerinin sonuçlarını hatırlattı.
Avukat Turgut Kazan ve Avukat İlker Sezer
Zira öyle yaşanmışlıklar var ki, bir savcının bile ‘gizli tanık’ olduğu skandalları yaşadı Türkiye…
Oysa AİHM Kostovski/Hollanda kararına göre “Polis, savcı ve kamu görevlileri açık olarak tanıklık yapabilirler.” Soruşturma dosyasını hazırlayan bir savcı, sanık lehine/aleyhine delil toplamakla yükümlü olan hukuk insanı, ‘gizli tanık’ olduğunda o soruşturma adil olabilir mi?
Turgut Kazan bu bağlamda eski Erzincan-İliç Savcısı Bayram Bozkurt vakasını hatırlattı. Bu savcı ‘Efe’ ismiyle Ergenekon soruşturmalarında İlhan Cihaner aleyhine gizli tanıklık yapmıştı. Bozkurt o dönem Erzincan -İliç’te savcıydı. Hani siyanür liçi yöntemiyle altın aranan, 9 madencinin liç yığının yıkılması sonucu toprak altında hayatını kaybettiği İliç’in savcısı… Felaketin yaşandığı madenden rüşvet aldığı iddia edilmişti.
Turgut Kazan’dan dinleyelim gizli tanık ‘Efe’yi yani savcı Bayram Bozkurt’u...
“Bayram Bozkurt o dönem HSYK tarafından başka bir isimle mesleğe alındı. Ben bunu duyuyordum ama böyle bir şeyin olabileceğine inanmıyordum. Bir devlet görevlisi duyduğunuz doğru deyince duruşmada bunu açıkladım. Yer yerinden oynadı. O günkü adıyla Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu yaptığından utandı, duyulduğu için utandı… Bizi aldatmış diye onu ihraç etti. Sonra Bayram Bozkurt 15 Temmuz’dan sonra yargılandı. Tutuklanmadı ve kaçtı. Bayram Bozkurt’un tutuklanmasını reddeden kadın hakim HSYK tarafından taltif edilmiş. Bozkurt daha sonra İzmir’de saklanırken yakalandı. İzmir’de soruşturmayı yürüten savcı bizden Bozkurt’la ilgili elimizdeki yargısal süreçleri istedi ve verdim. O savcı arkadaş dedi ki Turgut Bey biz çalışıyoruz ama göreceksiniz kurtaracaklar dedi. Asya Bank’a para yatıranlar ceza alırken Fethullah Gülen’in hediye ettiği saati adli emanette duran Bayram Bozkurt tahliye edildi ve kaçtı. Makedonya’da sınırı geçerken sahte pasaporttan yakalandı. Bizimkiler almaya gitti, kaçırdılar. Şimdi Almanya’da yaşıyor. Gizli tanıklık böyle bir şey. Kötü amaçla kullanılıyor. Bunun doğru amaçla kullanılması doğrudur, kaldırılsın demiyorum ama bu titiz uygulanması gerekir. Birilerinin pis arayışları için kullanılması için getirilmiş bir düzenleme değildir. “
Ergenekon soruşturmasının Erzincan ayağını yürüten, dönemin savcısı Osman Şanal’ı da hatırlattı Turgut Kazan.
“Osman Şanal gizli tanıkları icat eden adamdı. Yaptığı işler kanuna aykırıydı. Erzurum otogarında aranan biri jandarma tarafından yakalandı. O aranan kişi ile pazarlık yaptı Osman Şanal. ‘Gizli tanık ol yoksa yanarsın, işte senin yakalama kararın.’ Tabii o zaman bunu sadece Osman Şanal ve gizli tanık biliyor. Biz bilmiyoruz tabi… “
Dosyaya ‘kazandırılmış’ gizli tanığın adı Munzur’du. Gerçek adı Serkan Zirek’ti. Bu ‘gizli tanık’, o dönemde albay rütbesi olan Dursun Çiçek’in Erzincan’da Mazlum Konak Otel’de kaldığını iddia etti ve Çiçek’in dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’le görüşerek Ergenekon hazırlığına çalışıldığı kurgusunun aparatı haline getirildi. Sonradan ortaya çıktı ki Mazlum Konak Otel’de Dursun Çiçek adında kalan biri vardı ama o Dursun Çiçek bir müteahhitti, vatandaşlık numarası, doğum tarihi bambaşkaydı.

Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer de AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarına rağmen ‘gizli tanık’ dinlemelerinin devam ettiğini söyledi.
Avukat Sezer kendi deneyimini şöyle anlattı:
“Ergenekon davasında bir gizli tanık, hem sanık hem de tanık hem de gizli tanık olarak üç kez dinlendi. Bunlar daha sonra ortaya çıktı. Çünkü isimleri değişikti. Yargıtay bu dosyayı bozdu ve bozma sebebi olarak “Bir kuzudan üç post çıkarılarak delil elde edilmeye çalışılıyor. Bu adil yargılanma hakkının ihlalidir” dedi. Ergenekon davasında 60 civarında gizli tanık vardı. Bunun 40 küsuru mahkemede dinlendi. Bunlardan biri kamuoyunun bildiği Deniz’di… Bu gizli tanığın beyanları sesi değiştirilmiş bir şekilde mahkemede dinlendi. Bu kişi beyanları esnasında dedi ki ben kimliğimi açıklamak istiyorum. Biz kendisi söylediği için o gizli tanığın Şemdik Sakık olduğunu anladık. Bir gizli tanığın ismini açıklamadan Deniz kod adıyla verdiği ifadeyi düşünün bir de Şemdik Sakık ismiyle verdiği ifadeyi düşünün. Yargılananların ağırlığı asker kişiler. Bu ifade arasındaki ağırlık ve değer farkı gizli tanık dinlenirken neden çok dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.”
2007’de Tanık Koruma Kanunu ile yargısal süreçlerde uygulanan ‘gizli tanık’ uygulamasının adil yargılama ve savunma hakkını nasıl ihlal ettiği geçmişte yaşananlar gösteriyor. Türkiye siyasetini belirleyecek son soruşturmaların dayanağı olan ‘gizli tanık’ların, Meşelerin, Çınarların kim olduğunu açığa çıkarmak gerçeğe ulaşmak açısından elzem ve hayati… Aksi takdirde gerçeğin değil kurgunun kurbanı olacak bütün bir toplum…