25 Mart 2025
CHP’nin 23 Mart 2025’te gerçekleştirdiği Cumhurbaşkanlığı aday adaylığı oylaması, oylama sonuçlarının ötesinde, siyasi yapı ve gelişmeler konusunda önemli bilgiler verdi. Bazı gözlemler yapmak için olanak yarattı.
Dilerim CHP, oylama sonuçlarını ayrıntılı olarak yayımlar. Böylece sosyal bilimciler sonuçları geniş biçimde inceleme olanağı bulurlar.
Bu oylamayı, nüfus ve ekonomi olarak orta ölçekte bir Akdeniz ilçesi olan Anamur’da izledim. Kendim de oy kullandım. Gözlemlerimi burada kısaca aktarmak istiyorum. Vardığım noktayı söylemem gerekiyor; iktidarın yarattığı öyle bir korku ve baskı ortamı var ki, sürdürülmesi mümkün değil.
Oylamadan önce nasıl ve nerede oy kullanacağımı anlamak, ortamı gözlemek için CHP ilçe başkanlığı ile haberleştim ve bizzat ziyaret ettim. Ayrıca tanıdıklarımla konuşup kimlerin oy kullanacağını anlamak istedim. Gözlemlerim şöyledir.
1). Genel bilgilendirme ve duyurular dışında CHP’nin oy kullanan sayısını arttırmak için özel bir çabası yoktu. Örneğin, görebildiğim kadarıyla, mahalle ve ev ziyaretleri ve afişler yoktu. Ancak oylamaya katılımı zorlaştıran, hatta engelleyen unsurlar vardı.
2). Bu unsurlardan en önemlisi iktidar korkusu idi. Katılım konusunda soru sorduğum kişilerin bazılarından şöyle yanıtlar aldım;
“Benim kız ... kurumunda çalışıyor, gidip oy versem kızı işten atarlar mı diye korkarım.” Bu anneye “Yok canım, o kadar da değil” dedim ama korkusunun şiddetiyle de sarsıldım.
“Benim damat devlet memuru, gidip oy atsam başına bir iş gelir mi acaba? Başka yere sürerlerse? Küçük çocuklarla rezil olurlar.” Bunu söyleyen baba ve konuştuğum bazı kişiler, başka yere “sürülen” memur örnekleri verdiler.
“Benim ... bankasına yaptığım kredi başvurusu var. Oy kullansam, öğrenirlerse bu krediyi vermezler, zaten araya iktidar partisinden adamlar koydum.”
Bu korkunun var olduğunu anlayınca demokrasinin ne kadar derinden yara aldığını gördüm. İktidar korku salmıştı. Sohbet ettiğim birkaç kişi, cumhurbaşkanlığı için değil, “cumhuriyeti ve devleti bunlardan kurtarmak” için oy kullanacaklarını söylediler.
CHP ilçe merkezine oylamadan önce iki kez gittim. İlkinde emekli bir öğretmen arkadaşımla (ilkokul sınıf arkadaşım Hüseyin Hoca ile) birlikte idik. Her iki günde de merkez kalabalık sayılırdı. Oy sandıklarının yer alacağı salonda hazırlıklar vardı.
İlk gidişimizde ilçe başkanını odasında ziyaret ettik. Geniş odada olanların çoğunluğu CHP’liler olmalıydı, ancak başka partilerden de vardı. Biz oturduktan kısa süre sonra uzun ve pos bıyıklı birisi geldi, sol yanıma oturdu, herkesi selamladı. Başında, ön tarafı kızıl yıldızlı, siyah beresi vardı.
Bizim baktığımızı görünce “Bu Che beresi” dedi. Tam anlaşılmadığını düşünüp tekrarladı: “Che Guavera beresi.” Karşısında/karşımızda oturan ciddi duruşlu hanımefendi de başıyla onayladı. Bereli adam hanımefendi için “eşim olur” dedi. Tam anlamadım ama sanırım ikisi de Sol Partiden idiler.
İlçe başkanlığı odasından birlikte çıktığımız başka birisi de İyi Partili idi. Anlattı: CHP’ye gidip geldiğini duymuşlar ve kendisine kızmışlar. “Kızarlarsa kızsınlar, bu vatan meselesi” dedi.
CHP ilçe merkezine ikinci gidişimde oy kullanmam için neler gerektiğini sordum. Yalnızca kimlik kartı gerekiyor imiş. Bilgiler aldığım genç CHP'liler yoğun çalışıyorlar, listeler yapıyorlardı. Bilgiler verip yardımcı olan genç CHP'lilere, Naz Erkan, Muharrem Aslan ve adlarını bilemediğim diğerlerine çok teşekkür ederim.
Bu ziyarette, oylama konusunda benim gibi sorular soran bir hanımefendi ile karşılaştım. CHP'li gençlerle sohbet ediyordu. Kendisinin, hatta “tüm sülalesinin” MHP’li olduğunu, ancak son dönemde MHP’den koptuğunu anlatıyordu.
“Bizimki Atatürk milliyetçiliğidir, ümmetçilikle bağdaşmaz” dedi. “Altı okun birisi milliyetçilik olduğu için CHP'ye geldim” dedi. Ailesi ve yakınları da gelip oy kullanacaktı.
Oy kullanmadan önceki günler CHP sanki doğum sancısı çekiyordu. Oylama günü nasıl bir sonuç alınacaktı? Şunu öğrendik ki, CHP'nin oylamasında birçok farklı partiden vatandaş oy kullanacaktı.
Ancak iktidar korkusundan oy kullanamayanların sayısı oldukça kabarıktı. Bu korkular olmasa kullanılan oylar tahminen yüzde 50 daha fazla olacaktı.
Oy verme günü, saat 11.00 gibi genç bir yakınım “Henüz gelme, burası kalabalık” dedi. Bunun üzerine saat 15.30’da oy kullandım. Dayanışma sandıklarında hala kuyruk vardı.
Sonradan öğrendim ki, üyelerin yüzde 88’i oy kullanmıştı. Bu oran Türkiye ortalamasına yakındı. Ancak dayanışma için kullanılan oylar görece düşük kalmıştı. Dayanışma oyları, üye oylarının 1,4 katı idi.
Halbuki Türkiye genelinde kullanılan dayanışma oyları, CHP'den alınan son verilere göre, kullanılan üye oylarının yaklaşık 8,5 katı idi.
Dayanışma oylarının düşük kalmasında bence önemli bir etken iktidar korkusu idi. Dayanışma oyu verenler bir şekilde zarar görürler duygusu hakim idi. Bu korkunun, bu duygunun bir başka yansımasını daha yaşadım.
Şöyle ki, oy verme salonunun fotoğrafını çekmek istedim. Ancak görevliler fotoğraf çekmemin uygun olmayacağını söylediler. Çektiğim fotoğrafta oy verme işlemine yardımcı olanların görüntüsü olacaktı ve bu görüntüleri iktidar farklı biçimlerde kullanabilirdi.
Böylece fotoğraf ve video çekimi yapmadım. Halbuki başka il ve ilçelerden bana gönderilen fotoğraf ve videolara ben de Anamur görüntüleri ile karşılık verecektim. Olmadı, olamadı. Böyle bir ortamda özgürlükten, bireysel haklardan nasıl söz edeceğiz?
Büyük şehirlerimizde bu kısıtlamalar ve sınırlamalar daha az hissediliyor olabilir. Ama işte bir orta ölçekli ilçede açıkladığım bu baskı ve kısıtlama vardır.
CHP, oy kullanılan günün akşamında bir de yürüyüş düzenledi. Yürüyüşün başladığı noktaya doğru giderken, yolda 14-15 kadar üniversite/yüksek okul öğrencisine rastladım. İkisi dışında hepsi kız öğrencilerdi.
"Başka katılan var mı?" dedim, "Varsa bile azdır" dediler. Ben sormadım, kendileri söyledi; sınırlı katılımın bir nedeni yurtların uzakta ve ulaşımın zor olmasıydı ve yürüyüş gece yapılıyordu. Bir başka neden de “idareden çekinme” idi.
Yolda rastladığım ikinci bir grup emekliler idi. Onlar grup halinde yürümüyor, genellikle karı-koca çiftler olarak yürüyorlardı. Anamur’da son yıllarda önemli bir emekli nüfusu oluşmuştu.
Oldukça hareketli ve dinamik bir yürüyüş idi. En çok duyulan slogan “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” idi.
CHP'nin yaptığı cumhurbaşkanlığı aday adayı oylamasında vatandaşlar elbette birçok nedenle oy kullandılar. Bu oylar, iktidara karşı bir muhalefet adayına verildi. Oyları belirleyen unsurlar şöyle sıralanabilir:
1). Ekonomik bunalımın yarattığı yoksulluk ve belirsizlik
2). Kötü yönetim ve yarattığı yolsuzluk, kayırmacılık
3). Buna karşılık kötü yönetimin başkalarının sırtına yüklenmesi
4). Demokrasinin sürekli geriletilmesi
5). Hukuk ve adaletin sürekli geriletilmesi
6). Özgürlüklerin ve bireysel hakların sınırlanması, kısıtlanması
7). Ülkenin ve vatandaşların birey olarak uğradığı aşağılanma ve dışlanma duygusu
Daha birçok unsur sayılabilir. Ama bir iktidara karşı olmak ve onun değişmesini istemek için bunlar da yeterli değil mi?
Eğer iktidar yükselen şoklarla kendi iktidarı için uygun bir ortam yarattığını, bu ortamda muhalefetin en azından bir bölümünün çekindiğini/korktuğunu düşünürse, ortamı daha fazla gerecektir. Tavuk oyunu olarak da bilinen bu oyunda çekilen taraf kaybeder. Ancak en çok kaybeden ülkedir
ABD ve AB, Çin’den yaptıkları elektrikli araçlar ithalatına ek gümrük vergileri getiriyorlar. Çünkü kendileri rekabet edemiyor. Türkiye’de iktidar bunu anlamadı veya anladı ama iktidarını sürdürmek için teknolojiden ve rekabetten vazgeçiyor
Türkiye’de devlet zayıflıyor ve kırılgan hale geliyor söylemi doğru mu? Devletin zayıfladığını ifade eden göstergeler var mı?
© Tüm hakları saklıdır.